Bir Nefes

“Hiçbiriniz, oruçlu olduğu gün çirkin söz söylemesin ve kimse ile çekişmesin. Eğer biri kendisine söver veya çatarsa ‘Ben oruçluyum!’ desin.” (Buhârî, Savm, 9)

Ben Oruçluyum Deyiniz

“Hiçbiriniz, oruçlu olduğu gün çirkin söz söylemesin ve kimse ile çekişmesin. Eğer biri kendisine söver veya çatarsa ‘Ben oruçluyum!’ desin.” (Buhârî, Savm, 9)

 

En Üstün Amel Tefekkür

Avn b. Abdillah b. Utbe şöyle anlatıyor: “Ümmü’d-Derdâ’ya giderek: ‘Ebû’d Derdâ’nın en üstün ameli neydi?’ diye sordum. ‘Tefekkür etmek ve kâinata ibret gözüyle bakmaktı’ dedi.” (Mehmet Köprülü, 365 Sahabe Ölçüsü, Erkam Yayınları)

 

Fakirlerle Beraber Ol

Ebû Saîd radıyallâhu anh anlatıyor: “Muhâcirlerin fakirlerinden bir grupla birlikte oturmuştum. Bunlardan bir kısmı, (bütün vücûdunu örten bir elbisesi olmadığı için) diğerleri(nin karaltısından istifâde) ile iyice örtünmeye çalışıyorlardı. O sırada bir kimse de bize Kur’ân okuyordu. Derken Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem çıkageldi ve yanımızda durdu. Allah Rasûlü’nün gelmesi üzerine Kur’ân okuyan kimse okumayı kesti. Rasûlullah da selâm verdi ve: ‘Ne yapıyorsunuz?’ diye sordu. ‘Ey Allah’ın Rasûlü! O hocamızdır, bize Kur’ân okuyor. Biz de Allah Teâlâ’nın kitâbını dinliyoruz’ dedik. Bunun üzerine Fahr-i Kâinât sallâllâhu aleyhi ve sellem: ‘Ümmetim arasında, kendileriyle birlikte sabretmem emredilen kimseleri yaratan Allah’a hamd olsun!’ buyurdu.” (Mehmet Köprülü, 365 Sahabe Ölçüsü, Erkam Yayınları)

 

Sabırdan Daha Büyük Lütuf Yoktur

Medîneli Müslümanlardan bir kısmı Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem’den bir şeyler istediler. O da verdi. Sonra yine istediler. Efendimiz, elindekiler bitinceye kadar verdi. Verebileceği şeyler tükenince, onlara şöyle hitâb etti: “Yanımda bir şey olsaydı, sizden esirgemez verirdim. Kim dilenmekten çekinir ve iffetli davranırsa, Allah onun iffetini artırır. Kim tok gözlü olmak isterse, Allah onu başkalarına muhtaç olmaktan kurtarır. Kim de sabretmeye gayret ederse, Allah ona sabır verir. Hiçbir kimseye, sabırdan daha hayırlı ve büyük bir lütufta bulunulmamıştır.” (Buhârî, Zekât, 50; Müslim, Zekât, 124)

 

Allah Katındaki Mertebesini Arıyor

Fakirin biri, bir şahıstan kendisine Allah rızası için sadaka vermesini istedi. O da, içinde küçüklü büyüklü gümüş paralar bulunan bir kese çıkardı ve eliyle bozuk para aramaya başladı. Bir sûfi fakir ise onu izliyor ve şöyle diyordu: “Sadaka verecek olan bu adam Allah katındaki mertebesini arıyor. Çünkü Allah rızası için verecek. Büyük bir para görünce vaz geçiyor ve hâl diliyle; ‘Allâh’ın indinde bu kadar değerim olamaz.’ diyor. O küçük bir para buluncaya kadar aramaya devam edecek.’” (Üsve-i Hasene, Erkam Yayınları, s. 214)

 

Orucun Misli Yoktur

Ebû Umâme radıyallâhu anh Rasûlullah Efendimiz’e, “Bana öyle bir amel tavsiye et ki, Allah Teâlâ beni onunla mükâfâtlandırsın.” Dediğinde Efendimiz: “– Sana orucu tavsiye ederim, zîrâ onun bir misli yoktur.” buyurdular. (Nesâî, Sıyâm, 43)

 

İnfâk Et ki, Ben de Sana İnfâk Edeyim

“Allah azze ve celle «Sen infâk et ki, ben de sana infâk edeyim» buyurdu. Allah’ın hazîneleri geniştir. Bütün mahlûkâta verdiği rızıklar O’nun hazînesinden hiçbir şey eksiltmez. O, gece gündüz ardı arkası kesilmez infâklarda bulunur. Semâ ve arzı yarattığı günden beri Allah’ın infâk ettiği şeyleri düşünün! Bunlar, O’nun mülkünden hiçbir şey eksiltmemiştir.” (Buhârî, Tefsîr, 11/2; Tevhîd, 22)

 

Hangi Sadakanın Sevabı Büyüktür?

Birisi Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem’e geldi ve ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Hangi sadakanın sevâbı daha büyüktür?’ diye sordu. Peygamber Efendimiz şöyle cevap verdiler: “Güçlü ve kuvvetliyken, sıhhatin yerindeyken, cimriliğin üzerindeyken, fakir düşmekten endişe etmekteyken ve daha büyük zengin olmayı düşlerken verdiğin sadakanın sevâbı daha büyüktür. Bu işi can boğaza gelip de; «Falana şu kadar, filana bu kadar.» demeye bırakma! Zaten o mal, artık vârislerden şunun veya bunun olmuştur.” (Müslim, Zekât, 92)

 

Dağıtmak İsterim

Ebû Zer radıyallâhu anh anlatıyor: “Nebî sallâllâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Medîne’nin Harre mevkîinde yürüyorduk. Derken, Uhud dağı karşımıza çıkıverdi. Efendimiz: ‘Ey Ebû Zer!’ dedi. Ben: ‘Buyur ey Allah’ın Rasûlü, emrine âmâdeyim’ dedim. Âlemlerin Efendisi: ‘Yanımda şu Uhud dağı kadar altın olsa, bu beni sevindirmez. Bir borcu ödemek için ayırdığımdan başka, yanımda bir dinar bulunduğu halde üç gün geçmesini istemem. -Elleriyle önüne, sağına, soluna ve arkasına verme işâreti yaparak- yanımda bulunanı, Allah’ın kullarına şöyle şöyle dağıtmak isterim.’ buyurdu.” (Müslim, Zekât, 32; Buhârî, İstikrâz, 3)

 

Oruçluya İki Sevinç Vardır

“Âdemoğlunun her ameli katlanır. Hasene, en az on misliyle yazılır. Bu, yedi yüz misline kadar çıkar. Allah Teâlâ hazretleri şöyle buyurmuştur; «Oruç, bu kâideden hâriçtir. Çünkü o, sırf Ben’im içindir, Ben de onu (dilediğim gibi) mükâfatlandıracağım. Kulum Ben’im için şehvetini, yemesini ve içmesini terk etti.» Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, iftar vaktindeki, diğeri de Rabbi’ne kavuştuğu andaki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku, Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.” (Müslim, Sıyâm, 164)

 

Kalbi Kötülükleri Tanımayan Helâk Oldu

Hârîs b. Arkûb eş-Şeybânî, Abdullah b. Mes’ud’a gelerek “İyiliği emretmeyip kötülüklerden menetmeyen helâk olmuştur” dedi. Bunun üzerine Abdullah b. Mes’ud “Hayır, asıl kalbi iyilikleri tanımayıp, kötülüklere karşı cephe almayan kişi helâk olmuştur” dedi. !” (Mehmet Köprülü, 365 Sahabe Ölçüsü, Erkam Yayınları)

 

Unutulup Gitmiş Olmayı İsterim

İbn Abbas ölüm döşeğinde bulunan Âişe vâlidemizi ziyaret etti ve kendisine meth ü senâda bulundu. Ondan sonra da Hz. Âişe’nin huzuruna, yeğeni Abdullah b. Zübeyr girdi. Hz. Âişe, İbn Zübeyr’e “Senden biraz önce Abdullah b. Abbas gelmişti. Bana meth ü senâlarda bulundu. Ancak ben şu anda hiç kimsenin beni methetmesini istemiyorum. Aksine ben tamamen unutulup gitmiş olmayı istiyorum” dedi. (Mehmet Köprülü, 365 Sahabe Ölçüsü, Erkam Yayınları)

 

Yeminlik Üç Şey

Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem; “Haklarında yeminle söz söyleyebileceğim üç haslet vardır!” diyerek şunları saymıştır: “Sadaka vermekle kulun malı eksilmez. Uğradığı haksızlığa sabredenin Allah şerefini artırır. Dilenme kapısını açan kimseye, Allah fakirlik kapısını açar.” (Tirmizî, Zühd, 17)

 

Hal ve Mürtehil Kimdir?

Bir adam Rasûlullah Efendimiz’e gelerek: “Yâ Resûlallâh! Hangi amel daha sevimlidir?” diye sordu. Habîb-i Ekrem: “Hâl ve mürtehil(in ameli)” cevâbını verdi. Adam tekrar: “Hâl ve mürtehil kimdir?” diye sorunca Efendimiz: “Kur’ân’ı başından sonuna kadar okuyan ve her bitirdiğinde hemen başa dönüp yeniden başlayandır.” buyurdular. (Tirmizî, Kırâât, 11)

 

Susmak da Öğrenilmeli

Ebû’d-Derda radıyallâhu anh şöyle buyurmuştur: “Konuşmayı öğrendiğiniz gibi susmayı da öğrenmelisiniz. Çünkü susmak büyük bir yumuşaklık hâlidir. Senin başkalarını dinlemeye isteğin konuşma isteğinden daha fazla olmalıdır. Seni ilgilendirmeyen hiç bir konuda konuşma. Ortada bir tuhaflık yokken insanları güldürmeye çalışarak kendini küçük düşürme. Sakın boş şeyler peşinde de koşma!” (Mehmet Köprülü, 365 Sahabe Ölçüsü, Erkam Yayınları)

 

İftarda Acele Etmek

Birgün Mesruk -radıyallâhu anh, Âişe vâlidemize: “Muhammed sallâllâhu aleyhi ve sellem’in ashâbından iki kişi var. İkisi de hayırdan geri kalmıyorlar. Ancak bunlardan biri akşam namazını kılmakta ve oruç açmakta acele ediyor, diğeri ise hem akşam namazını hem iftarı geciktiriyor, dedi. Hz. Âişe: “Akşam namazını kılmakta ve oruç açmakta acele eden kimdir?” diye sordu. Mesruk: “(İbn-i Mes’ûd’u kasdederek) Abdullâh’tır” cevâbını verdi. Bunun üzerine o “Rasûl-i Ekrem Efendimiz de öyle yapardı” dedi. (Müslim, Sıyâm, 49-50)

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle