Feyz Gönlü Buğu ve Kirlerinden Arındırır

0
Feyz Gönlü Buğu ve Kirlerinden Arındırır
Feyz Gönlü Buğu ve Kirlerinden Arındırır - Röportaj
Sayı : 403 - Eylül 2019 - Sayfa : 12

Feyz kelimesi sözlük anlamı itibariyle “suyun fazlalığı sebebiyle yatağından taşması ve coşması yada bir haberin yayılması demektir. İstifâza ise feyze erme talebidir. Varlık âleminin Allah’ın isim ve sıfatlarından taşıp zuhûra gelmesine de feyz denilir. Feyzin kaynağı Allah’tır. Nitekim o yüzden gelenekte Allah Teâlâ için Cenâb-ı Hakk, Feyyâz-ı Mutlak ve Rabbü’l- Felak tabirleri kullanılır. “Feyyâz-ı Mutlak” Feyzin mutlak kaynağı demektir.
Feyyaz-ı Mutlak, Faili Mutlak gibidir. Allah varlık âleminin ve kullarının yaratıcısı olduğu gibi fiillerinin de faili ve yaratıcısıdır. Nitekim Enfal sûresinde Bedir savaşını anlatan âyette: “(Savaşta) onları siz öldürmediniz; fakat Allah öldürdü. Onlara attığınız zaman da sen atmadın, atan Allah’tı.” (Enfal, 17) buyrularak Bedir savaşında mü’minlerin kâfirleri öldürmesi de, Peygamberimizin müşriklerin üzerine bir avuç toprak atması da fiil olarak Allah’a izafe edilmiştir. Feyz kökünden gelen ifâza ve tefeyyüz kavramları Hakk’ın füyûzatının farklı şekillerde ortaya çıkışını ifâde eder.
Özellikle istifâza, kulun Hakk’ın feyzinden yararlanmak dilemesi ve bunun için feyz ortamlarına yönelmesidir. İlâhi feyzin Hakk Teâlâ tarafından rahmet-i ilahiyye olarak ifâza edildiği ortamlar ibadet, taat, sohbet, zikir ve Kur’an meclisleridir. Kulun bu meclislerde bulunması feyze tâlib olması demektir.
Feyz-i ilahi ya da füyuzat-ı Rabbani kavramları feyzin sadece Rabbimize has olduğunu mu gösterir, başka feyiz kaynakları da var mıdır?
“Feyz-i ilahi, füyûzât-ı Rabbânî veya ilahi rahmetin feyezânı” gibi kavramlar, feyzin gerçek kaynağının Allah olduğunu göstermektedir. İbn Arabi gibi vahdet fikrini “Fâil-i Mutlak”a izâfe ederek açıklayan ariflerimiz varoluşu da feyz kavramı ile ifade ederler.
İbn Arabî’nin kullandığı “feyz-i akdes” ve “feyz-i mukaddes” kavramları var oluştaki Lâtif olan vahdetten kesif olan kesrete doğru akıp giden hiyerarşiye işaret eder. Vahdet fikrinin tabii sonucu olarak Hakk’ın dışındaki varlıkların Haktan kaynaklanmayan, kendilerine aid bir varlığı yoktur. Çünkü âlemde “Kaim bi-nefsihi” olan; varlığı kendinde bulunan tek varlık vardır. O da Allah’tır. Her şey O tek olandan feyezân ile zuhura gelmekte ve var olmaktadır. Ancak varlıkları kendilerinden olmadığı için onlar gölge varlık sayılırlar. Her şeyin var edicisi olduğu gibi feyzin kaynağı da Allah’tır.
Üstadlar, zâkir başı ve mürşidler ise zikir ve sohbet ortamlarında meydana gelen feyz-i ilahiyi sadece yönlendirir ve insanlara ulaştırmaya çalışırlar. Yoksa feyz doğrudan onların eseri değildir. Üstad ve mürşidlerin feyz ortamlarında yaptığı, sınıfta öğretmenin öğrencilerin dikkatlerini canlı tutarak konuyu anlamaları için gösterdiği çabaya benzer.
Varlık âleminin gerçek sahip ve faili olarak Allah Teala’yı gören arifler şöyle derler:
Alan Sensin, veren Sensin, kılan Sen.
Ne verdinse O’dur, dahî nemiz var.
Maddi olan şeyleri bile veren, alan ve var eden O olduğuna göre manevi olan feyzi O’nun dışında var eden bir kaynak düşünülemez. Ancak O’nun feyzinin zâhir olduğu ve insanları sarıp kuşattığı ortam ve meclisler vardır. O meclislerdeki feyzin gerçek sahibi Allah’tır. İbadet, zikir, dua ve Kur’an meclislerinde hissedilen feyz; muhabbet, vecd ve heyecanı arttırır, ibadetten alınan manevi hazzı yükseltir.
Gönlün beslenmesi ve ilahi rahmet ile buluşması anlamında feyz kavramının insanın manevi eğitiminde yeri nedir?
Gönlün beslenmesi ve ilahi rahmet ile buluşup donanması sırasında meydana gelen feyz, kulun manevi eğitim ve gelişiminde etkin bir rol oynar.
İlahi rahmetin akışına vesile olan feyz ortamları, hamamdaki sıcaklık ve hararetin insanı terleterek kir ve toksinleri atmasına benzetilebilir. Sıcak hamamda gözle görülen bir etken yoktur. Ama insan bedenine etki eden sıcak bir ortam vardır. Bu ortamın kuşatıcı etkisiyle insan terler ve vücudundan terle birlikte toksin ve kirler atılarak fiziki olarak arınır. Feyz ortamları olan ibâdet, dua ve sohbet mekanları ile Kur’an ve zikir meclislerinde insan farkında olmadan bir gönül coşkusu ve mânevi haz yaşar. İlâhi rahmetin füyûzâtının kendisini kuşattığını hisseder. Gönül aynası buğu ve kirlerinden arınır. Kul aradığı güzellik ve feyzi kendi içinde bulur, gönlü huzura erer.
Nasıl hamamdaki insanın bedeninden ortamın harareti sebebiyle ter boşanır ve bu durum vücudunu hafifletip rahatlatırsa, aynı şekilde feyz ortamlarında bulunan insanın gönül gözünden yaşlar boşanır ve böylece gönlü arınır, kalbi huzura erişir. Kul manevi bir haz yaşar.

Yorum Yazın

Facebook