Genç Liderlere Sorduk: Yeni Nesillere Değerlerimizi ve Ahlâkî Güzelliklerimizi Nasıl Aktarabiliriz?

0
Genç Liderlere Sorduk: Yeni Nesillere Değerlerimizi ve Ahlâkî Güzelliklerimizi Nasıl Aktarabiliriz?
Genç Liderlere Sorduk: Yeni Nesillere Değerlerimizi ve Ahlâkî Güzelliklerimizi Nasıl Aktarabiliriz? - Altınoluk
Sayı : 402 - Ağustos 2019 - Sayfa : 14

 

Herkes Elini Taşına Altına Koymalı
İdris TOPÇUOĞLU Acıbadem Okulları Genel Müdürü

Toplumun tüm kesimlerinin taşın altına elini koyması gerekiyor. Taşın altına el koymaktan ne kastettiğimizi de 7 maddede özetlemeye çalıştık:
1) Rol – modellik: Anne/babadan başlayan ve okulundaki öğretmenleri ile devam eden eğitim sürecinde çocuğun birlikte olduğu insanların kendisine rol model olması gerekiyor. Yoğun bilgiden ziyade güzel örnekliler görmesi gerekiyor çocuklarımızın. Zira insanlar dudaklarımızdan çok adımlarımızı takip ediyor.
2) İyi bir akran çevresi oluşturmak: Çocuğun sosyal çevresinin oluşmasında değerler/ahlak kaygısıyla hareket edilmesi gerekiyor. Oturulan muhit, site, gidilecek olan okul belirlenirken söz konusu kaygılar üzerinden hareket edilmesi işimizi daha da kolaylaştıracaktır.
3) Destek almak: Çocuklarımızın matematik alanında bir eksiği olunca bunu halletmek için destekler arıyorsak, yine çocuklarımızın ahlaki gelişimlerine katkı sağlamak içinde destek almamız gerekiyor. Öğrenci koçları, karakter eğitimi grup çalışmaları, kamplar, yaz okulları, anne/babaçocuk kampları, sosyal ve sportif faaliyetler vb. imkânlardan çocuklarımızın istifade etmesini sağlamamız son derece önem arz ediyor.
4) Sosyal sorumluluk projeleri: Çocuklarımızın, ahlaki gelişimlerine katkı sağlayacak sosyal sorumluluk projelerinin içine dahil edilmeleri gerekiyor. Küçük yaştan itibaren şükür, kanaat, empati, diğerkâmlık gibi duygularının gelişimini sağlayacak sosyal sorumluluk projelerinde yaş seviyeleri göz önünde bulundurulacak şekilde yer almalarını sağlamamız, onların pek çok konuyu doğal olarak içselleştirmelerini sağlayacaktır.
5)Üslup: Buyurgan ya da sürekli nasihatçi bir dil yerine yeni bir anlatım tarzına gitmek gerekiyor. Daha çok hikâye ve yaşanmışlıklar merkezli ve kendilerinin sorgulamalarına, tefekkür etmelerine, yapması gereken davranış şeklini kendinin keşfetmesine yardımcı olacak bir dil ve üslup tercih edilmeli.
6) Okul ve aile iş birliğinin üst düzeyde sağlanması; okulların programlarında ahlaki gelişime, akademik gelişimden daha fazla ya da en az aynı seviyede önem verilmesi. Ahlak eğitimine katkı sağlama hedefiyle iyi yapılandırılmış bütünleşik bir eğitim programı, anlamlı deneyimler yaşatan model öğretmenlerle, bu konuda eğitilmiş, kararlı velilerin bir araya geldiği bir sistem, bu işte bizleri daha başarılı kılacaktır. Okulun bıraktığı yerden aile devam edecek, ailenin bıraktığı yerden de okul.
7) Devlet, Medya gibi toplumun kademelerinde bu konudaki hassasiyetin artırılması ve bu anlamda yapılan çalışmaların teşvik edildiği ve desteklendiği güçlü bir söylem ve eylem birlikteliğinin olması işleri çok daha kolaylaştıracaktır.

Doğru Vakitte Doğru Yolda Arkadaşlık Edebilmek…
Salih ÖZÜDURUK / Zinde Gençlik Başkanı

İnsan yaratılışı gereği hayatı boyunca özündeki güzellikleri arar durur. Daima “hayatı anlamlandırma” ve “iç huzura” kavuşma çabası içerisindedir. Özellikle gençlere, bu arayış serüveninde ‘’Yol Arkadaşlığı’’ yapmak, en temel insani vazifelerimizden biridir. ‘’Yol Arkadaşlığı’’ ne demektir? Bu bahis biraz uzunca olduğundan kısaca özetleyelim. Ama öncesinde 3 altın kuralı unutmamakta fayda var. 1- Gençliği tanımak, 2- İletişim kurmak, 3- İyi örnek olmak. Peki, iyi bir ‘’Yol Arkadaşlığı’’nın gereklilikleri nelerdir?
- Güzeli ve doğruyu yaşayarak öğretmeli,
- ‘’Peygamberimiz ve Gençlerle İletişimi’’ bahsi iyi bilinmeli,
- Çağın gerektirdiği donanımları, yetkinlikleri ve ihtiyaçları öğrenmeli,
- Gençlerle iletişim metotları geliştirilmeli,
- Değerli olduğu onlara hissettirilmeli,
- İlgi ve beceri alanları tespit edilmeli,
- Her bireyin farklı olduğu göz ardı edilmemeli,
- Üst perdeden değil, onların anlayacağı dilden ve seviyeden konuşmalı,
- ‘’Sevgi’’ metodu daima öncelenmelidir.
İnsanlığın mayasında ‘’Sevgi’’ ve ‘’Muhabbet’’ vardır. Bize düşen ise o mayayı işlevsel hale getirebilmektir. Bu sebepten gençliğimize, çağın gerektirdiği usul ve yöntemlerle ‘’Peygamber Sevgisini’’ öğretmemiz gerekmektedir. Bir genç Peygamberini sever ise onun sevdiklerini de sever, sevmediklerinde de uzaklaşır. Allah ve Peygamber sevgisini bilmeyen ve tatmayan genç ise, bu arayış serüveninde, çıkmaz sokaklara, dönülmez yollara girebilir, suni ve geçici heveslerin peşine düşebilir. İyi bir ‘’Yol Arkadaşı’’ olabilmemiz ümidi ve duasıyla.

Yeni Nesil ile Aynı Dili Konuşmalıyız
İlyas BAYRAKTUTAR / Lider Gençlik Başkanı

‘Hız ve Haz Çağı’ olarak adlandırılan günümüz dünyasında bu çağın bir takım etkileriyle yeni nesillerin bazı özelliklerinin ön plana çıktığını görmekteyiz. Hayatın hızla akışı sonucu gelişen ‘Hız düşkünlüğü’ ; televizyon, tablet, telefon, sosyal medya, internet, sokaktaki aşırı ses-tabela vb. yoğun uyarıcılara maruz kalma sonucu oluşan ‘duyarsızlık’ ; hızın ve duyarsızlaşmanın ortaya çıkardığı ‘haz düşkünlüğü’ ve bilgiye kolay ulaşmanın sebebiyet verdiği ‘aşırı sorgulayıcılık’ yeni neslin ön plana çıkan özellikleri arasında görülmektedir. Yeni nesille bu hususlar göz önünde bulundurulmadan kurulacak her iletişim başarısız olacaktır. Dolayısıyla yeni nesillere değerlerimizi ve ahlâkî güzelliklerimizi aktarırken de, alıştıkları hızın altında kalmayacak kadar hızlı; duyarsızlık duvarlarını aşacak şekilde sosyal medya, telefon, tablet, video, uygulama vb. güçlü uyarıcıları kullanan; haz düşkünlüklerine yenilmeyecek şekilde pratik ve hızlı sonuçlar veren; sorgulayıcılıklarına takılmayacak şekilde hikmet temelli eğitim metotları geliştirmemiz gerekmektedir. Dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da, bilginin eğitime dönüşebilmesi ve çocuklar üzerinde davranış değişikliğine yol açabilmesi için, sınıf ortamında bilgi aktarımının yanında hayatın içinde yaparak, yaşayarak öğrenme metotlarına ağırlık verilmesi ve eğitim yaklaşımlarının bu şekilde revize edilmesinin gerekliliğidir. Bu hususlara dikkat edilerek ve çocukların başarma, kazanma, örnek alma, beğenilme, kaybetmekten korkma vb. hisleri ile ilişkilendirilerek yapılacak bir değerler eğitimi çalışması, yeni nesillerin ahlâkî güzelliklerimizi daha iyi benimsemesine ve hayat tarzı haline getirmesine daha kolay yardımcı olacaktır.

Fazilet Sahibi 
Anne ve Babalar Olmalıyız

Süleyman Ragıp Yazıcılar / Genç Dergisi Editörü
Ülkemizde yaşamış olan meşhur bir ateistin hatıralarında, çocukluğuna dair ibretlik bir bölüm dikkatimi çekmişti. Babası bazı zamanlar annesini dövermiş ve ardından ezan okunurken camiye gidermiş. Bir yanda Allah’a ibadete giden öfkeli bir baba, diğer yanda evin bir köşesinde ağlayan anne. Bu manzara karşısında o çocuk ister istemez kutsal olana mesafe koymaya başlamış ve ev içinde yaşanan bu dramı inançsızlığının, din karşıtlığının mazeretlerinden biri olarak kaydetmiş belleğine. Benzer bir itirafı da on sene öncesinde bir internet sitesinde okumuştum. Gencin biri, babasının onu her sabah kötü bir şekilde namaza kaldırdığından, kalkmazsa yüzüne öfkeyle su döktüğünden, bazı zamanlarda da fena şekilde kabalaştığından bahsetmişti. Bu genç, sırf babasına inat, en az bir sene abdest alır gibi yapıp aslında almadan namaz kılmış, yani sadece babasını idare etmiş. Öyle ki, yaşadığı kabalıklardan dolayı zamanla babasının temsil ettiği tüm değerlere karşı kalbinde müthiş bir soğukluk oluşmuş. Bu iki hatırayı anlatma sebebim şu: Aile birçok şeyin temelidir, yeni nesillere değerlerimizin ve ahlaki güzelliklerimizin aktarılması hususunda anne ve babalara çok büyük mesuliyetler düşmektedir. Biz gerçekten fazilet sahibi anne ve babalar olmazsak, “sevdirin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın, zorlaştırmayın” şeklindeki Nebevî usulden hissemize düşeni almazsak, farkında olmadan kaş yaparken göz çıkartacak olabiliriz. İslam bir bütündür, hayatın her alanına şâmildir ve hayatımızı bahar eyleyecek sonsuz güzellikler vesilesidir. Anne ve babalar olarak Peygamber Efendimiz’in güzel ahlakını bizzat yaşamaya çalışmadan, O’nun kutlu izini aşkla sürmeden, nesil yetiştirme konusunda çok başarılı olamayacağız, bunu unutmamak gerekiyor. Bizler eğer kâlimizle ve hâlimizle anlayışlı, merhametli, sabırlı, fedakâr, cömert vs. olursak, hem içimizi hem de dışımızı her türlü kötülükten temizlemeye gayret edersek, aslında yavrularımıza en büyük iyiliği yapmış olacağız. Çünkü onlar bizlerdeki güzellikten en çok ve ilk olarak etkilenecek olanlardır. Öyle duru, temiz, nazik, berrak hayatlar yaşayalım ki yavrularımız muhabbetle, neşeyle, sevgiyle peşimizden gelsinler ve sadece hâlimizden dahi nice faziletler devşirsinler. Anne ve babalar olarak bunu yapabildiğimiz zaman yarınlarımız adına daha umutlu olabiliriz.

Ahlak Transferi İçin Muhabbet ve İlgi Şart
Ali Can-Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı Yüksek Eğitim Sorumlusu
Modern dünyanın medya, tüketim ve popüler kültür araçları insanı, maneviyattan ve ruhaniyetten uzaklaştırdı. İnsan, dünyanın geçmiş hiçbir zamanında olmadığı kadar kendine yabancı durumda. Kasıtlı ideolojik argümanları işin içine dâhil ettiğimizde çok daha büyük bir hesapla karşı karşıya kalıyoruz. Dinî ve ahlaki söylem giderek zayıflıyor. Modern dünya onca şey üretirken, sırtını yaslayacağı tutarlı bir dinî inanış ve gelenekler dizisini göz ardı ediyor. İdeolojik bezirgânlıkların, ticarî ve politik propagandanın her şeyi kirlettiği bir dünya zemininde yaşıyoruz. İnsan fıtraten sahih ve halis olana sadakat duyar. Bu manada her türlü değer ve ahlaki davranış bilgi ve temsil açısından sahih, halis olmalı ve iyi temsil edilmelidir. Temsil, yeni nesil için en önemli ölçü olurken, kaytarmacılık yönünden de tuzak kurma aracı haline geldi. Hayrı, güzeli, iyiyi temsil ettikleri iddiasında olanların davranışları mercek altına alınıyor, en küçük tutarsızlık zaten uyulması güçlü bir irade gerektiren bu değerlerden uzaklaşmak için bahane haline getiriliyor. Yeni neslin diğer bir ihtiyacı da ilgi ve muhabbet. Öyle ki ilgi ve muhabbetle insanları şer ve kötü odaklara da çekilebiliyor. Yeni dünyanın hızlı yaşam ve tüketim maratonu, insanın insana muhabbetini metaa ve eşyaya yöneltti. Ahlak ve şahsiyet transferi için mutlak manada muhabbet ve ilgiye ihtiyaç var. Bu durum, onca maddi imkân ve vasıtalar yanında, hala insanlara vakit ayırmayı, onları dinlemeyi, ikramda bulunmayı, paylaşmayı gerekli kılıyor.

Çocuklarımızı Doğru Zeminde Doğru Kişilerle Tanıştırmalıyız
Ahmet SÖZBİLİR/Genç Kon Genel Başkanı

Büyük firmalar bir ürün tasarlarken muhatap aldıkları kitlenin özelliklerini ve ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak üretim yaparlar. Çünkü yaptıkları şey, her yönüyle muhatabını sarmalayan, aidiyet oluşturan bir özelliğe sahip olduğunda kazanımları ve etki alanları büyük olur. Ticari bir bakışta bile hal böyleyken değerlerimizi ve ahlaki güzelliklerimizi gençlerimize aktarırken daha hassas olmamız gerekmez mi? Elbette ki gerekir. Öyleyse temel hareket noktamız günümüz geçlerinin ilgi ve ihtiyaçlarını iyi analiz etmekten geçiyor, diyebiliriz. Çünkü çoğumuzun 30’lu, 40’lı yaşlarda tanıştığımız tablet, dokunmatik telefon ve sosyal medya ile günümüz çocukları iki buçuk yaşında tanıştılar. Sokak oyunları ile hiç alakası kalmamış sanal oyun ve uygulamalarla yalnızlaşan ve modern algının ekonomik hedefi haline gelen ‘z’ neslinden bahsediyoruz. Bu sebeple sevgi ve şefkat ekseninden hareket etmemiz hayati öneme sahip. Bununla birlikte teknolojik imkânların doğru ve yerinde kullanılmasını başardığımızda, Anadolu irfanına ve bilgeliğine yönümüzü döndüğümüzde, ailenin en önemli görevi olan rol model olma sorumluluğunu da doğru bir zemine yerleştirdiğimizde gençlerimizin ruhuna dokunabilir, onları değerlerimizin ve ahlaki güzelliklerimizin kapsama alanına sokabiliriz. Tabii ki köklerimizden, özümüzden beslenmek kaydıyla. Bu noktada fertten, aileye ve çevresine, medyadan sosyal medyaya, sokak oyunlarından sanal oyunlara, eğitimden sanayiye kadar topyekûn kadim kültürümüzden beslenen bir inşa sürecinden geçmemiz gerektiğini de unutmamamız gerekir. Kulluk bilincinin ve hayatın gayesinin ne olduğunu doğru anlayıp ve anlattığımızda gelecek nesillere değerlerimizi ve ahlaki güzelliklerimizi daha kolay aşılayabiliriz. Eğer çocuğun ruhuna ve hayatına dokunacaksak öncelikle bizim onlara doğru örnek olmamız gerektiğini ve onları örnek dostlarla tanıştırmamız gerektiğinin de altını çizelim. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), sahabe-i kiram (r.anhüm), tarihe adını altın harflerle yazdırmış olan Allah’ın dostları, kahramanlarımız, âlimlerimiz çocuklarımız için en güzel örnek insanlardır. Onları böyle özel dostlarla tanıştırmanın değer ve ahlak aktarımında ciddi katkıları olduğunu da yeniden hatırlatmak isteriz.

Amelle Hayat Bulmuş İlim Yaşayarak Kazanılmış Hikmet
Ömer Faruk TERZİ/TGSP Yönetim Kurulu Başkanı
Gençlerin hatta tüm insanların bizden alabilecekleri, bizde amelle hayat bulmuş ilmin ve yaşayarak kazanılmış hikmetin olmasıyla mümkündür. Yaşanılarak kazanılabilecek bir ilim anlayışımız var. İlmi yaşadığınızda sizde hayat bulan güzel ahlak ve kıymetli değerler, sizden sonraki nesli de etkileyecektir. Ne kadar yazıp çizsek, oturup anlatsak da gençlik sözlerinize değil yaptıklarınıza bakacaktır. Çünkü güzel ahlak teorik bir şey değildir, yaşandığında anlam bulan bir şeydir. Bir güzelliği anlatmanın en iyi yolu o güzelliği yaşamaktır. Gençlerle irtibatın sahici bir zeminde kurulması gerekiyor. Yani onlara bir şeyler anlatacak kişi, her şeyden önce kendisi anlattığı şeyin yaşayan bir örneği olmalı, karşısındaki muhatabı anlamaya çalışmalı. Yeni nesil artık bilgileri hap şeklinde istiyor. Kısa ve öz bilgi, gençler tarafından makul karşılanacaktır. Anlatan kişinin, hangi yaştaki gence hangi şeyleri, nasıl anlatacağına dair formasyondan geçmesi de önemlidir. Akranı, değer verdiği, güvendiği ve saygı duyduğu insanlardan gelen bilgilere karşı daha duyarlı oluyorlar. Gençler doğru arkadaşları tarafından çevrelenirse, kendisine değer katacak ortamlar içinde kalması sağlanırsa ve güven sağlanırsa netice elde etmemek mümkün
değildir.

Yorum Yazın

Facebook