Güzel Örnekler Zamanı

0
Güzel Örnekler Zamanı
Güzel Örnekler Zamanı - Ahmet Taşgetiren
Sayı : 389 - Temmuz 2018 - Sayfa : 3


Allah Teâlâ Hazreti Muhammed sallallahü aleyhi ve sellemi insanlığın önüne rehber olarak koyarken O’nu “Güzel örnek” diye vasıflandırdı. (Ahzab, 21)
Yani O’nun “Yaratan’dan insanlığa haber getirme” misyonu yanında bir de kişilik olarak “Güzel örnek olma” vasfı vardı.
Allah Rasulü, kendi şahsiyet kıvamını anlatırken “Beni Rabbim terbiye etti. Edebimi, terbiyemi güzel eyledi.” (Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, I, 12) diyecekti.
Demek ki insanlığın rehberi olarak takdim edilecek kişi, “Rabbani bir eğitim”in eseri olacaktı.
İslam fıkhı, Peygamberlerin vasıflarını beş madde halinde belirledi:
İsmet. Fetanet. Sıdk. Emanet. Tebliğ.
Bu beş esasın sonuncusu, yani tebliğ, Peygamberlerin görevlerini ifade ediyor. Onlar Allah’ın insanoğluna gönderdiği mesajı duyuracak, tebliğ edeceklerdir.
Diğer dört esas ise, bu insanlık önderlerinin kişilik vasıflarına dairdir. İsmet, yani günahtan korunmuşluk, fetanet, yani akıllı - zeki - zihnen diri olmak, sıdk, yani doğru - sadakat sahibi olmak, emanet, yani emin - güvenilir olmak.
Bütün peygamberlerde bulunması öngörülen bu şahsiyet değerlerinin yanında, Rasulullah aleyhissalâtü vesselâm’a özgü vasıflara da yer verilir Kur’an-ı Kerim’de. Meselâ “Muhakkak ki sen yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 4) buyurulur. “Yüce ahlâk” tanımlamasının içine ne giriyorsa Allah Rasulü’nün şahsiyeti odur. Yine “Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya, 107) buyurulur. Burada da “Rahmet olarak gönderilmek... üstelik alemler boyutunda” neyi ihtiva ediyorsa, Rasulullah’ın o vasfının altı çizilir.
Rasulullah’ın insan ilişkileri vasfedilirken “İnsanlara yumuşak davrandın” denilir. “”Katı kalbli ve sert mizaçlı olmaması”na vurgu yapılır. “Allah’ın rahmeti sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer sen kaba ve katı kalbi olsaydın, muhakkak ki insanlar etrafından dağılır giderlerdi” (Al-i İmran, 159)
Yine Allah Teâlâ Esma-i Hüsnasından olan “Raûf, Rahîm” gibi sıfatları bizzat Rasulullah için zikreder. Yani bu sıfatların Hazreti Peygamber’de bihakkın tecelli ettiğini bildirir.
Rasulullah Hira’dan üzerine Peygamberlik vazifesi yüklenerek ve derin endişesi her halinden belli iken O’nu Mekke’de karşılayan muhterem zevceleri Hazreti Hatice’nin söyledikleri de insanlığın önüne düşecek bir cihanşümul rehberin vasıflarına dair çok önemli tesbitler ihtiva etmektedir.
 “Endişelenme, der Hazreti Hatice Validemiz, ve sonra ekler: Yemin ederim ki Allah hiçbir zaman seni utandırıp üzmez. Çünkü sen akrabanı gözetirsin, doğru konuşursun, zayıfların elinden tutarsın, yoksulları kayırırsın, misafirleri ağırlarsın, haksızlığa uğrayanın yardımına koşarsın.”
Bütün bunlardan neyi anlıyoruz?
İnsanlığın önüne rehber olarak çıkacak insanların, öncelikle “Güzel örnek” olmaları gerektiğini, güzel örnekliğin de Rasulullah’ın muazzez şahsında tebellür ettiği şekilde “güzel” kelimesinin bütün muhtevasını taşıyor olmasını anlıyoruz.
-İslam güzeldir.
-Rasulullah (s.a.v.) İslam’ı en güzel yaşayandır. “Rasul kendisine indirilene iman etti.” (Bakara, 285) Ve;
-Rasulullah ilahi mesajı ikinci, üçüncü, beşinci, milyonuncu insanlara taşıyandır. Ve;
-Veda Hutbesinde “Burada bulunanlar sözlerimi bulunmayanlara ulaştırsın” dediğinde de, İslam’ı ikinci, üçüncü, beşinci milyonuncu, milyarıncı insanlara taşıma görevini, diğer tüm mü’minlere görev olarak verendir.
Peygamberlerin “ismet - günahtan korunmuşluk” vasfı diğer insanlar için söz konusu değildir. Ancak, “İslam’ı tebliğ”gibi “irşad” gibi bir sorumluluk konumunda olanların bizzat Rasulullah’ın ifadesiyle bir tür “kalb kirlenmesi” demek olan günahtan kaçınması elzemdir.
Ki bu çağda, bir noktada bütün bir ümmet kişiliği, onun yanında tek tek her Müslümanın davranışları tebliğ - irşad noktasında müspet ya da menfi bir mahiyete bürünmektedir. İnsanlar tek tek Müslümanlara ya da bütün İslam ümmetine bakıp, “İslam buysa” diyerek İslam’a da koşabilir, İslam’dan da uzaklaşabilir.
Peygamberlerde olması gereken diğer vasıflar, yani sıdk, emanet, fetanet ise, irşad sorumluluğunu hisseden herkesin olmazsa olmaz özellikleri arasındadır.
Burada şu da ifade edilebilir ki, Rasulullah’ın “Güzel örnek olma” vasfı da, O’nun izinden gidenler için temessül edilmesi gereken bir sünnettir.
İslam’ın gerek Rasulullah sallallahü aleyhi ve sellemin “Güzel örnek”liği ile gerekse, mü’min­lerde olması gereken vasıfların zikredildiği Kur’an’ın tevcihleriyle bütün zamanlarda bir “mü’min kalitesi”ni insanlığın önüne koyduğu bir gerçektir.
Kur’an’da “İyilik” diye tercüme edilen “Birr” kavramı daha geniş ve özel anlam yüklenen bir kavramdır. Allah Teâlâ, mü’mini “Birr” kavramı çerçevesinde bir şahsiyet kıvamında görmek ister. Ayet şöyledir:
“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz (den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.” (Bakara, 177)
Ayete bakıldığında mü’minin iman ve ibadet boyutu yanında insan ilişkilerinde de iyilik timsali olabilmesine işaret edildiğini görüyoruz.
Bu vasıflar, Hazreti Hatice Vali­demizin Rasulullah’ın şahsiyet kıvamını tebcil ederken söylediklerine ne kadar benziyor.
Âl-i İmran 92’de “Sevdikleri­niz­den infak etmedikçe, (Allah yolunda) harcamadıkça birr’e - iyiliğe eremezsiniz” şeklindeki ayete bakıldığında da mü’minlerin önüne farklı bir iyilik çıtası konduğu görülüyor.
Kur’an’da mü’min kıvamından bahsedilirken defalarca iki vasfın altı çizilir:
-İman edenler...
-Salih davranışlarda bulunanlar...
İman kalb amelidir. İbadet Allah ile kul arasındaki ilişkidir. Onun da kalitesi kalbi derinliği ölçüsündedir.
“Salih amel” ise mü’minin insan - toplum ilişkilerine bakan yüzüdür. İnsanlar, kalbi göremezler, dolayısıyla imanın ve ibadetin kalitesini de göremezler. Ama insan - toplum ilişkileri -ki bu alanın İslam ıstılahındaki adı muamelâttır- alanında yapılanlar - yapılmayanlar kalite değerlendirmesinde kayda girerler.
Asr Suresinde “Asra yemin olsun ki” ifadesinden sonra “İnsan gerçekten hüsrandadır” denilir ve ardından istisnalar zikredilir. İstisnalar dört başlık altındadır:
-İman edenler
-Salih davranışlarda bulunanlar
-Hakkı tavsiye edenler
-Sabrı tavsiye edenler.
Hak İslam’ın getirdiği bütün ölçülerdir.
Sabır Hakta, imanda, salih amelde sabit kadem olmaktır, gerekirse direnmektir.
İman ile salih amel ise içiçedir.
“Amel”, insanın tüm davranışlarını ifade eder. İnsan yaşadıkça bir şeyler yapar. Allah Teâlâ mü’minden “salih” iş yapmasını istiyor. “Salih” de tıpkı “Birr” gibi, Kur’an’ın özel anlamlar yüklediği bir kelimedir. “İyi” diye tercüme edilir, ancak köküne indiğinizde orada “Sulh” gibi “ıslah” gibi “salah” gibi daha derin anlamlar bulursunuz. Demek ki mü’min ıslah edici olacak, sulh insanı olacak, bulunduğu yere salâh - iyilik getirecek.
Rasulullah Mescid’de insanlara soruyor:
-Bugün bir hasta ziyaret eden var mı?
-Bugün bir cenaze teşyiinde bulunan var mı?
-Bugün bir fakirin karnını doyuran var mı?
“Bunları yapan cennetliktir” diyor.
“Salih amel” deyince işte bunlar gibi, hayatın bir alanını ihya eden davranışlar zikrediliyor.
İslam kültürünün içine “Gönül yapmak” kavramı böyle giriyor.
Birisinin gönlünde sevinç uyandırmayı tebcil ediyor Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz.
....
Rasulullah (s.a.v.) İslam’ı şirkin boy saldığı ve insan ilişkilerinin dibe vurduğu Mekke toplumunda tebliğe başladı. “Şimdi bana kim inanır?” kaygısı yaşadığı bir zamanda Hazreti Hatice validemiz O’nun yüksek insani vasıflarını zikrederek, yani o toplumda bile bu vasıfların insanların direncini ortadan kaldıracağını belirterek Allah Rasulünün yüreğini takviye etti.
Vahyi inkar edebilirlerdi, ona iman ayrı bir kalbi kıvam gerektirirdi, ama o zamana kadar yüceliği müsellem olmuş insanî kalitenin inkarı mümkün değildi. “Güzel örnek”lik bütün inkâr kapılarını zorlamak için en müessir vakıaydı.
Bugün de kendi küçük muhitlerimizden, ailemizden mesela, iş yerimizden, bütün görünürlüklerimizde (evde, sokakta, camide, okulda, iş yerinde, medyada, yönetimde), Rasulullah’ın “Güzel örnekliği”ni elbette kendi muhtevamız elverdiğince ortaya koymak, insanlığın İslam telakkisini (algısını) doğru şekillendirmek adına hayati önem taşıyor. Müslümana bakıp İslam’a ısınmak ile, Müslümana bakıp İslam’dan uzaklaşmak arasında derin farklar bulunduğu izahtan varestedir.
İslam’ı güzel yaşayan, kişilikleriyle bulunduğu ortama sulh, selamet getiren, varlıklarından rahmeti, rıfkı, mülayemeti teneffüs ettiğiniz, davranışlarında Rasulullah’ın ahlâk güzelliğinden izler barındıran, gerçek anlamda mü’min (iman eden - emniyet veren) gerçek anlamda müslim (müslüman - silm insanı) bugünün insanlığı için ekmek kadar su kadar hayati ihtiyaç halindedir.
Davranışlarıyla insanları İslam’dan uzaklaştırmanın vebali ise herhalde taşınamayacak kadar büyük olmalıdır.

 

Yorum Yazın

Facebook