Karantina Değil İtikâf

Kur’ân’da Allah Teâlâ bizleri şöyle uyarıyor: “Size bir musibet isabet ederse kendi nefsinizden bilin. Hasenat isabet ederse Rabbinizden bilin.” (Nisâ, 79) “Bir toplum kendilerinde bulunanı değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği bir nimeti değiştirmez.” (Enfal, 53)

Kur’ân’da Allah Teâlâ bizleri şöyle uyarıyor: “Size bir musibet isabet ederse kendi nefsinizden bilin. Hasenat isabet ederse Rabbinizden bilin.” (Nisâ, 79) “Bir toplum kendilerinde bulunanı değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği bir nimeti değiştirmez.” (Enfal, 53)

Allah’ın kullarını imtihan etmesinin sebebi, onlara Kendi yakınlığını göstermeyi murâd etmesidir. Aşk acı, ıstırap ve imtihan gerektirir. En acı kaybımız, Allah bize verdiği imtihanı kaybetmektir. İmtihanı kaybetmemizin asıl sebebi; kalbimizde dünya sevgisini barındırmaktır. Her işe muhabbetle yaklaşmadığımız müddetçe şeytanı galip kılarız. Mesele yüreğimizde var olan sevgisinin yeniden canlanmasına gayret etmektir.

Eğer bütün sıkıntılar âhiret odaklı olmazsa, hepsi boşa çekilmiş olurlar. Bedavaya sıkıntı çekmekten daha trajik, daha büyük bir kayıp olamaz.

Dünya sahnesindeki musibetlere baktığımızda, kulların tek kurtuluşu; şeytanın şerrinden Rabbü’l-alemîn’e sığınmak ve Muhammed Mustafa aleyhis-salât-ü-vesselâm’ın gemisine binmektir. Aşağının daha aşağısı olan “esfel-i safilîn“den kurtulmak, gözyaşları, pişmanlık ve vicdan azabıyla Yaratıcımıza sığınmakla olur. Amacımız lanetlenmiş şeytandan, dünyanın cazibesinden, bedenin ağırlığından, nefsin isteklerinden Allah’a sığınmak, Allah’tan korkmak ve O’nu sevmektir. Allah’ın affını, merhametini dilemektir. Allah rızası için yaşamak ve Allah rızası için sevmeye gayret etmektir.

Kulların mücevheri Muhammed Mustafa Efendimiz, aleyh-is-salât-ü-vesselâm, her dâim “âh” çekmiştir. En ağır mesûliyetlerin altında olmasına rağmen hiç ses etmemiştir. Bu ağır imtihanları ancak ubudiyet makamının nuru ile aşmak mümkündür. Fatiha’nın 4. âyetinde; “Yalnız Sana kulluk eder, yalnız Senden yardım dileriz”, kulluğu ispatın en yüce ifadesidir. Tek kurtuluşumuz Efendimiz, aleyhis-salât-ü-vesselâm’in, ardında bir saf tutarak ki; Fatihâ’sının; “İyyâke na’büdü ve iyyâke nestain” kısmında bedenî, kalbî, hissî ve zihnî bir fena hali yaşayabilelim.

Tarih boyunca yaşanan musibetler tüm insanlığı bazı noktalarda birleştirmiştir. Günümüzde karşılaştığımız bu virüs de herkesi ilgilendirmekte. Bulaşan veya bulaşmayan herkes bu salgının tesiri altında kalmaktadır. İnsan ancak hakikat üzere birleşebilir. Bu birleşme ancak Efendimiz aleyhis-salât-ü-vesselâm’ın Ümmet-i Muhammed’e olan aşkından beslenir. Musibetler vesilesiyle tüm dünya aynı kederi paylaşmakta, birbirlerinin dertdaşı olmaktadır. Dünyaya yayılan virüsü yenmek ancak bütün ülkelerin birlikte çalışmasıyla mümkün olacaktır. Allah Rasûlü Efendimiz aleyhis-salât-ü-vesselâm; “Birlikte rahmet, ayrılıkta ise azap vardır” ikazında bulunmuştur.

İçinde yaşadığımız bu günlerde Allah’a olan muhtaciyetimiz zirveye ulaşmıştır. Yeryüzüne felaketler yağmaktadır. Adaletsizlik, edepsizlikler ve çirkinlikler zirveye ulaşmış, zulüm ateşi her yeri sarmıştır. Sürekli kıyamet alametlerinin görüldüğüne şahit olmaktayız. Yeryüzünde yaşayan insanoğlu dünyanın akışını değiştiren korona virüsüyle mücadele içerisinde. Sanki Allah bize kıyamet gününün provasını yaşatıyor. Ancak Efendimiz aleyhis-salât-ü-vesselâm hadis-i şerifte; “Kıyâmet koparken sizden birinizin elinde bir hurma dalı bulunur da bunu kıyâmet kopmadan dikmeye gücü yeterse, mutlaka onu diksin, bırakmasın.” buyurmuştur. (Tecrid-i Sarîh Trc.VII, 124) Bu hadis-i şerif hem uyarıcı hem de aydınlatıcı sözlerden birisidir. Büyük felaketler ve musibetler karşısında Efendimiz aleyh-is-salât-ü-vesselâm’ın gösterdiği reçeteyi uygulamak tek çaremizdir. Kıyamet koparken dahi mü’min iyilikten hiçbir zaman geri durmaz, gayret ve mücadeleye devam eder. Bu ahlâk sahabe efendilerimizin hayatının ta kendisidir. En büyük musibetin içerisinde de olsalar hiçbir şey olmamış gibi kulluk vazifelerine devam etmişlerdir, çünkü Allah ve Rasûlü’nün sevgisiyle doludurlar. 

Bütün dünyayı saran salgın hastalığı en güzel ve doğru şekilde bertaraf etmek için, bütün dünyayı saran zülüm ateşini söndürmek için ve yine sel gibi akan mültecilere yardım etmek ve doğal felaketlerin etkilerini azaltmak için sahabe efendilerimiz gibi canımız ortaya koyacağız, cihad edeceğiz. Mücadelenin en önemli adımı sevgi tohumunu, ahiret tohumunu, iman tohumunu ekmek, “Hiç ölmeyecekmiş gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol” tavsiyesine uymaktadır.

Dünyada ızdıraplar, musibetler ve belalar yaşadık ve yaşamaktayız. Musibetleri ihlâslı bir şekilde karşılayabilmek için Kuran’daki kıssalardan ibret almaya çalışmalıyız. Hz. Eyüp’ün sabrından, Hz. İbrahim’in teslimiyetinden bir nebze miras etmeliyiz ki, ateşler gül bahçesine, zindanlar medreseye dönsün. Hz. Hamza’nın cesaretinden, Hz. Yusuf’un imtihanlarına sabrından, Hz. Hatice’nin aşk-ı Muhammedî’sinden bir zerreye kadar tevârüs etmeliyiz ki, ağır mesuliyetlerin altında ezilmenin ne demek olduğunu bir nebze de olsa biz de kendi hayatımızda öğrenmeye gayret edelim. Yani, imtihanlara karşı kulluğumuzu ispat etmeye gayret edelim.

Salgın hastalıkla birlikte insanoğlunun tümü Yusuf aleyhisselam misali kuyunun dibine düştü. Hz. Yusuf kuyudan nasıl kurtulmuştu? Allah’ın ipine sımsıkı tutunarak. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün.” (Âl-i İmran, 103) Efendimiz Habibullah Mustafa aleyhis-salât-ü-vesselâm hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Benim sünnetime sımsıkı sarılmanızı tavsiye ederim.” Salgın hastalıları yenebilmek için, bahsi geçen ayet-i kerime ve Efendimizin tavsiyesi mutlak çaredir, kurtuluşumuzdur, selamet kaynağımızdır. İnsanoğlunda hızla yayılan virüsle beraber tüm manevi hastalıklarımız için de şifa kaynağıdır.

Müslüman toplumunun her bir ferdi bu gayret içinde olmalı. Böylece Hz. Yusuf gibi kendi topraklarımızın kralı, kendi kalbimizin sultanı oluruz. Aynı şekilde Müslüman toplumunun her bir ferdi kuş gibi ağzına birkaç damla su alıp Nemrut’un zulüm ateşini söndürmek için gayret içinde olmalı. Böylece bütün dünyadaki ormanlar yansa bile hepsini söndürür ve gül bahçesine dönüştürürüz.

Dünya sahnesinde rolümüzü oynadık. Korona virüsünden dolayı dünyanın kapıları kapatıldı. Allah Teâlâ bizi bir anda ilahi sahneye soktu. Yusuf aleyhisselam sarayda yaşamaktansa zindanı tercih etti. Allah-u Teâlâ da bizim için bir tercih yapmıştır. Bizi dünya sarayından itikâfa sokmuştur. O’nunla baş başa kaldık. Yusuf a.s. zindanı ihya edip bir medreseye çevirmişti. İtikâfın nuru parıldamıştır. Evimizde anlamlı, şuurlu ve gözyaşlarıyla sulanmış anlar yaşayacağız. Asıl vatanımıza dönüp selamet, huzur ve güvene erişeceğiz. Orası ilhamın ebedi kaynaktan aktığı yerdir. Orası Cenâbı-Hakk’ın hadîs-i kudsi’sinde buyurduğu; “Nefsini bilen Rabbini bilir” fehvasınca kendini bilmenin ihsan edildiği yerdir. Hz. Ali (k.v.) buyurduğu gibi; “çare içinizde, ama siz bilmiyorsunuz. Hastalık sizden geliyor, ama siz görmüyorsunuz.”

Bu salgın hastalık bizlere gösterdi ki; bir diğer cihetten musibetler Allah’tan kulları için bir merhamettir, insanoğlu tamamen boğulmadan bir kurtarma operasyonu gibidir. Allah bize yaptıklarımızdan dolayı ceza vermiyor, O’nu unuttuğumuz için bize ıstırap veriyor. Allah-u Teâlâ’nın insanlığa gönderdiği kural, şart, hukuk, prensip olarak her ne varsa kazaları önlemek, belaları def etmek, insanların sıkıntılarını bertaraf etmek içindir.

Bu salgın hastalık bizlere gösterdi ki; salgın hastalıkla birlikte Rabb-ül Âlemin bizlere kıyamet gününün provasını yaşatıyor. Kıyamet gününde hesap görmeden kendimizi hesaba çektiriyor. Kıyamet günü kopmadan pişmanlık gözyaşlarını dökmemiz için fırsat veriyor.

Bu salgın hastalık bizlere gösterdi ki; hayatımızda sorunlar, ıstıraplar, imtihanlar olmazsa güç, güzellik, nur, muhabbet, berekete vasıl olamayız. İmtihanıyla yüzleşmeyen bir mü’min Rabb-ül Âlemin tarafından mükâfatlandırılmayacaktır. Cenneti kazanma fırsatını kaçıracaktır, ahiretini kazanma fırsatını bulamayacaktır. Ölümsüzlüğünü kazanma şansını kaybedecektir. Hakiki cihad etme, hizmet etme, zikir etme, secde etme fırsatını bulamayacaktır. İmanın nuru ve aşkın gücüne erişmeyecektir.

Bu salgın hastalık bizlere gösterdi ki; bu musibetin adı aslında Arındırma Atölyesi‘dir. Bu salgın hastalık ne kadar sürerse, insanoğlunun çektiği bu imtihanlar aslında kendisine şifa kaynağıdır.

Gönlümüze de tehlikeli virüsler bulaşmıştır.

Hemen herkeste bulunan menfaat virüsü belirtileri olan, rıza aramak, şifa bulmak yerine menfaat ve sevap tacirliği peşindeyiz.  Allah’ın aşkına mazhar olabilmenin ilâhî şartı başkalarına şartlar öne sürmek, hesaplamalar yapmak, yapılan işlerden avantaj devşirmek derdinde olmak ve Rızây-ı Bârî’den gayrı maksatlar gütmekten kaçınmaktır.

İslam ülkelerinde ise tefrika salgını girmiş. İnsanlar birbirini yok ediyor.  Ahlâkî, siyâsî ve ekonomik boyutlarda iflas yaşanıyor. Mezhep çatışmaları bütün kardeşlik ve mâneviyat bağlarını parça parça ediyor. Birbirimize düşman olduk. Zulmün karşılığında zulümle beraberiz. Cihadı, Müslüman geçinen kişiler Müslümanlara karşı yapmaktadır. Biz Ümmet-i Muhammed olarak duygularımızı ve şuurumuzu kaybettiğimiz zaman, tevhîd dinini kaybettik demektir.

Benlik virüsünü gönlümüze bulaştırdık. Muhammed Mustafa’yı kendi hayatımızla bağdaştırmadık. Gaflet yolunu seçtik. Karanlığı tercih ettik. Her türlü işlerimize dünyanın kirlerini bulaştırdığımız için bu salgın gönlümüzde hızlıca yayılmakta.

Acil bir şekilde gayemizi, motivasyonumuzu gözden geçirip, zihnimizi ve niyetlerimizi temizleyerek, istikametimizi tekrar bulmalıyız.Kuran-ı Kerîm’i bizlerle buluşturan o kutlu Elçi’ye bağlılığımızı gözden geçirmeliyiz, çünkü o âlemlerin yaratılış sebebi ve Allah’ın Habîbi’dir. Bilincimizden ve kalbimizden kaybolan şeyler için kendimizi uyandırmalıyız. Zü’l-Celâl ve’l-İkrâm olan Rabbimiz’le ilişkimizi düzeltme, takviye etme ve güzelleştirme imkânı bulmalıyız.

Pişmanlık gözyaşları ile zulmü sona erdirmenin zamanı gelmiştir. Aslında kendimizin sebep olduğu felaketlerden, Hz. Adem aleyhisselam’ın duasına; “Rabbimiz! (Biz) kendimize zulmettik, artık bize mağfiret etmez ve bize merhamt etmezsen, mutlaka hüsrâna uğrayanlardan oluruz.” (114 Araf, 23) ayetinin manasına sığınmaktan başka çaremiz olmadığını fark etmeliyiz.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

1