Ehl-i Küfrün Propagandası

0
Sayı: Ağustos 1989
"Eğer Allah Teâlâ size yardım ederse size gâlib olabilir kimse olmaz. Ve eğer yardım etmezde sizi rüsvay kılarsa bundan sonra size yardım edecek kimdir? Ve kimler yardım edebilir? Elbette yardım edemez ve ancak Allah Teâlâ'ya mü'minler îtimad eylesin ve mütevekkil olsunlar ki Allah'ın yardımına istihkak kesb etsinler!" (Al-i imran: 160)

Fahr-i Râzî'nin beyanı vechile, bu ayet-i celîle ibadete terğıb ve masiyetden tenfîrdir. Çünkü Cenâb-ı Allah'ın nusratına sebeb Cenâb-ı Allah'a itaatla rızasını tahsîl etmektir.

Binaenaleyh nusrat-ı ilahiyyeye nail olmak için kulların emr-i ilahîye mutî olmaları lazım geldiğine bu ayet-i celîle delalet eder. Ma'sıyete cesaret eden nusrete nail olamaz.

"Ey mü'minler: Şu size korku veren ancak şeytandır. Sizi dostlarıyla korkutuyor. Şu halde sizi korkutan şeytan olunca siz onlardan korkmayın. Eğer mü'min iseniz benden korkun."

Ey Resul-i Ekrem: Küfre sa'y ve sür'at eden kafirlerin zararları seni mahzun etmesin. Zira onlar küfrü irtikabla Allah Teâlâ'ya hiç bir zarar edemezler. Çünkü küfürlerinin zararı kendilerine aiddir.

Allah Teâlâ onlar için ahirette bir nasip kılmamak murad eder. Halbuki onlar için ahirette büyük azab vardır." (Al-i İmran: 175-176)

Ehl-i îman arasında düşmanın kuvvetinden bahisle müslümanları korkutmak için yalanlar neşredenlerin insan süretinde şeytan sıfatında olduğu beyan buyurulduğu cihetle bu gibi insan süretinde şeytanlar da her vakit bulunacağından müslümanların aldanmamaları lazım olup şeytanın dostlarından korkmayarak ancak Vacib Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinden korkmak îcab ettiği bu ayet-i celîlenin meal-i münîfinden anlaşılmaktadır.

İkinci ayet-i celîle mealine nazaran;

Habîbim! Küfre sür'at ve irtikab edenlerin zararından mahfuzsun. Binaenaleyh onların size zarar kasd etmelerinden mahzun olma.

Vacib Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri bu ayet-i celîle ile Resulu'nü ve mü'minleri tesellî buyurmuştur.

Çünkü dîn-i İslâm'ı ortadan kaldırmak maksadıyla asker cem' etmek faide vermeyip şerîatı iptal etmek isteyenlerin âkıbet kendileri mahvu muzmahil olacaklarını beyan etmek ehl-i İslâm'ı tesliyeden başka bir şey değildir.

Bu ayet-i celîlenin hükmü ise ila yevmi'l-kıyam bakîdir.

"Habib-i zişânım! Sen kafirleri zannetme ki bizim onlara müsaade etmekliğimiz onların nefislerine hayırlıdır. Belki bizim onlara dünyada müsaademiz onların günahları ziyade olsun içindir. Halbuki ahrette onlara ihanet ve hakaret edici azab vardır. Allah Teâlâ mü'minleri üzerinde bulunduğunuz şu halde bırakacak değildir. Nihayet murdarı temizden ayıracaktır. Ve Allah Teâlâ sizi gayb üzere muttali' kılar olmadı. Ve lakin Allah Teâlâ Resullerinden dilediği kulunu makam-ı risalete ihtiyar buyurur. Ve vahy ile bazı muğayye bâtı o rasûlüne bildirir. Hal böyle olunca Allah Teâlâ'ya ve Resûllerine îman edin. Eğer siz Cenab-ı Allah'a ve Resûlüne iman eder ve muharrematdan ictinab ile rıza-i ilahî hilafından nefsinizi vikaye eder iseniz sizin için büyük ecir vardır." (Al-i İmran: 178-179)

Yani Habibim! Sen dünyada kafirlerin uzun ömürlü ve servet ü sâmanları kendi haklarında hayırlıdır zannetme. Onlar hakkında mühlet hazelandır, ni'met değildir. Münafıklar; Uhud gazasında şehit olanları söyleyerek kendilerinin de muharebeye gitmediklerinden dolayı hayatta kaldıklarından bahisle ehl-i İslâm'ı Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e ittiba'dan teneffür etmeğe çalışıyorlardı.

Cenab-ı Hak azze ve celle onları redd için onların hayatları haklarında hayırlı olmadığını ve dünyada münafık ve kâfir olarak yaşamak mazarrat olduğunu beyanla sözlerini itibardan iskat etmiştir.

Uhud'da şehid olan mü'minlerin mevtleri bunların hayatlarından daha hayırlı olduğunu beyan buyurmuştur.

Şu halde îmanı olmayan kimsenin akıbeti ebedî azab olacağı için onlara verilen ni'metler her ne kadar zahirde nî'met gibi görünüyorsa da hakikatte ni'met olmayıp ayni azâb olduğuna bu ayet-i celîle delalet eder.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook