Nifaktan Kurtulmak

0
Sayı: Nisan 1994

Efendimiz -sallallahü aleyhi vesellem-:

"Din temennilerle olmaz" buyurmuştur.

Yine,

"Ben, âdetleri kaldırmak ve nefsin kötü arzularını bertaraf etmek için gönderildim" buyurmaktadır.

İşte, irade iddiasında bulunup da, âdetten öte gidemeyen temennicilerin hâli, münâfıkların haline benzer. Onlar dünya ve âhiret gayelerini cem'etmek isterler, dinin en yüce mertebelerini temennî ederler, fakat dünya menfaatleri için en âdî işlere girmekten de geri durmazlar. Bu durumların birbiriyle bağdaşması mümkün değildir.

Rasülullah Sallallahü aleyhi ve sellem:

"Dünya ve ahiret kumalar gibidir, kim ikisini uzlaştırdığını iddia ederse o, aldanmış ve gurura kapılmıştır." buyuruyor.

Bir kimse, hevâ ve hevesine uyarak yüksek derecelere ulaşmayı isterse o, bu derecelere vasıl olan kimselerin yoluyla alay etmiş gibidir. Heva heves denizinde nice kimseler boğulmuştur. Dünyaya olan ihtirasları sebebiyle, nefsin azgınlığı konusunda Allah onlara mühlet vermektedir. Onlar da dünyayı talepte o kadar ileri gitmektedirler ki, ihtiyaç sınırını çok geçmektedirler. Böylece, dünyevî bütün menfaat kapıları onlara açılmakta, bununla onlar uhrevî hayat için lüzumlu olan ihtiyaçlardan müstağni olmakta ve bu ihtiyaçsızlık ölçüsünde de azgınlıkları artmaktadır. Yani, maddî bakımdan çok zengin oldukları için, kendilerini Allah ve Rasülüne muhtaç saymamaktadırlar Nitekim Cenab-ı Allah "Hayır! Gerçekten insan kendisinin muhtaç olmayacağını zannettiği için azar" (Alak; 6-7) buyurmaktadır.

Münafıklar, çeşitli renklere girerek, müslümanlardan gözüküp menfaatleri için onları istismar ederler ve adamlarına, "Biz sizinle beraberiz, onlarla ancak istihza ediyoruz derler" ve onların bu istihzalarının cezası da, ilahî nusratten mahrumiyettir. İyice azıp, sapıncaya kadar onlara mühlet verilir. Sonra bu azgınlığın cezası da şaşkınlıktır. Dalâlette, şaşkın bir vaziyette bocalar dururlar. Batıldan çıkıp da hakka dönmeye katiyyen yol bulamazlar. Ayet-i Kerîmede şöyle buyurulmuştur: "Onlar o kimselerdir ki doğru yolu bırakıp sapıklığı (eğri yolu) satın almışlardır. Demek alışverişleri onlara kazanç sağlamamış, onlar doğru yolu da bulamamışlardır." (Bakara-16)

Hikaye olunur ki üstad şeyh Ebû Ali ed-Dekkâk -rahimehullah-'ın ticarette ileri gitmiş zengin bir mürîdi vardı. Bu mürîd bir gün hastalandı. Şeyh Dekkak hazretleri onun ziyaretine gidip hastalığının sebebini sordu. Mürid:

- Efendim, gece ibadete kalkmıştım. Hazırlık yaparken sırtımı bir ateş kapladı, bir sıkıntıya düştüm, baktım ki hummaya tutulmuşum.

Şeyh Dekkak hazretleri mürîde dedi ki:

"Kalbinden dünya muhabbetini çıkarmadıkça gönlünü Allah'dan gayri her şeyden temizlemedikçe ibadetin sana bir faidesi olmaz. Sana gereken ilk iş budur, sonra nafile ile uğraşmak."

Başı dönmüş kimsenin durmadan ayağını oğuşturması bir faide vermez. Eline bulaşmış necaseti temizlemeyen adamın taharetle uğraşması, sair azasını da kirletmekten başka bir netice vermez.

Bazı meşayıh demişlerdir ki: Bazı nafile hayrata çokça koşarken üzerine 'farz olan hukuku îfâda tembellik göstermek de hevâya ittiba' cümlesindendir.

Her tarafta karışık işleri bulunan kimsenin gönlünde bu karışık işlerle ilgili alakaları bulunur... Böyle bir kimse tehlikelerle yağma olur ve çeşitli alakalar arasında dağılarak paramparça olur. İşte münafıkın hali de böyledir. Zahiren müslümanların, gerçekte ise kafirlerin yanındadır!. Çift taraflı kişiliği onu huzursuz kılar.

Yani münafıklar, gerçekte kâfirlerle berâber olmakla, zâhirde müslümanlardan gözükmek arasını cem' etmek istedikleri için, ayrıca küfrün mefsedetleriyle îmanının menfaatlerini bir araya getirmek istediklerinden -ki, iki zıd arasını cem'etmek asla mümkün değildir- kapı ile ev arasında dura kalırlar. Nitekim Allah Teâlâ: "Münafıklar, küfür ile îman arasında bocalamaktadırlar ne bu mü'minlere bağlanırlar ne de şu kafirlere" (Nisa; 143) buyurmaktadır.

Akıl sahibine gereken dosdoğru şer'i-i şerîfe ve sırat-ı müstakîme yapışmaktır. Bir sürü gâlilelerden, esaretlerden ve şu alemin tehlikelerinden ancak böyle kurtulabilir.


ÖĞÜTLER

* Tasavvuf indinde mütevekkil: "red ile kabul müsavi olacaktır"

* Mü'minler musibet ve bela nüzülünde namazla Cenab-ı Hakk'a iltica etmeleri lâzımdır. Belayı ancak def edecek olan Kadir-i Mutlak Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretleridir. Dolayısıyla O'na teveccüh ve iltica ederek kemal-i tezellül ile secdeye kapanmalıyız. Zira kulun Cenab-ı Hakka en ziyade yaklaştığı an secde halidir.

* İblis secdeden imtina ettiğinden merdud ve mel'un olmuştur. Buna binaen fiilen amelimizi, secdeyi terk ile şeytana değil secdeye devam ile meleklere benzetmemiz ve rıza-i Bariyi tahsile gayretle ibadete devam etmekliğimiz lâzımdır.

Salih müminlerin kalblerinin selim, uyanık ve Hakk'ı zakir olduğu derece-i haline göre huzur-i kalbileri de değişiktir. Binaenaleyh her mü'minin kılmış olduğu namazın ecr ü sevabı derece-i huzuruna göredir. Binaenaleyh namazlarımızı huzur-ı kalb ile kılmağa gayret etmekliğimiz ehem ve elzemdir.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook