Güvenilir Haber Kaynağının Önemi

0
Sayı: Nisan 1994

Günümüzde kitle iletişim araçlarının etkinliği fevkalade boyutlara ulaşmıştır. Aslında her dönemin kendine özgü iletişim araçları, toplumlar üzerinde etkili olmuştur. Ancak modern teknolojinin getirdiği büyük, imkanlar bu araçların çeşidini artırdığı gibi kamuoyu üzerindeki gücünü de ciddi düzeylere çıkarmıştır. Nitekim izlediğimiz Körfez savaşının yayını bu araçların önemini bir kat daha teyit etmiştir.

Teknik gelişmeler sayesinde görüntülü, sesli ve yazılı iletişim araçlarından her alanda yararlanılmaktadır. Soğuk savaş döneminde propaganda boyutu ağırlıklı olan kitle iletişim ağının yeni yapılanma döneminde de belirli amaçlar için kullanılacağı muhakkaktır. İletişim teknolojisine ve bu teknolojinin istihdam edildiği kitle iletişim araçlarına ve ağına hakim olan güçler ve ülkeler diğer ülke yönetimlerine ve kamuoylarına sadece bilgilendirici değil, yönlendirici, şartlandırıcı haber ve yorumlarla hükmetmektedirler. Teknolojik açıdan yetersiz ve özellikle dış haberlerde geniş ölçüde yabancı kaynaklara bağlı olan müslüman ülkelerin, gerek iç, gerekse dış siyasal problemlerinin temelinde ağırlıklı olarak iletişim eksikliği bulunmaktadır. Aynı anda dünyanın dört bir yanıyla sesli ve görüntülü iletişim kurmanın mümkün olduğu günümüzde bütün müslümanların en çok eksikliğini hissettiği şey, güvenilir kitle iletişim ağıdır. Bunun yanında mevcut teknolojik imkanlardan yararlanmadan (konunun fıkhi yönü bir yana) bayram günlerinde bile ihtilafın olması tüm müslümanları düşündürmektedir. Dünyanın her tarafına dağılmış müslüman topluluklarla sağlıklı iletişim kuracak haber kaynaklarının yetersizliği veya yokluğu konunun acilen gündeme getirilmesini gerektirmektedir.

İletişim, sadece medeni bir hizmet olmakla kalmayıp, dini hizmet niteliği de taşımaktadır. İslâm tarihi kaynakları Peygamberimizin ilk olarak "Divan'ül-inşa" yı kurduğunu nakletmektedir. Bu divan aracılığı ile Peygamberimiz, ülke içindeki görevliler (memurlar) ordu birlikleri ve komşu ülkelerin yöneticileriyle haberleşmeyi sağlamıştır. Hatta bu divanda görevlendirdiği memurlarla komşu ülke yöneticilerini İslâm'a davet etmiştir. Bu işle görevlendirdiği sahabeler arasında Dıhyetü'1 el-Kelbi en meşhur olanıdır. Bu sahabi, yüz güzelliği bakımından sahabenin en ileri gelenidir. Yine Peygamberimiz bu divanda görevli olan Muaviye vasıtasıyla da Arap kabileleriyle yazışmalar yapmıştır. İnşa divanının özel bir şekli olan "Berid (Posta Teşkilatı)" Hz. Ömer zamanında kurulmuş, Muaviye döneminde de geliştirilmiştir. "Amil'ül-Berid" isminde memurları olan bu teşkilat, halk ile devlet arasında iletişim sağlamakla uğraşmıştır. Teşkilatın görevlileri bizzat Halife tarafından ehliyetli kimseler arasından atanmıştır.

Peygamberimizin ilk kurduğu divanın, kitle iletişimiyle ilgili olması, müslüman bir toplum için konunun ne derece önem taşıdığını göstermektedir. Her çağın kendine özgü şartları olduğundan, günümüzde kitle iletişimi geçmiş dönemlere göre farklı yapılarda ortaya çıkmaktadır. Kamu kuruluşlarına ait kitle iletişim araçlarının yanında özel kesime ait olanlarının bu sektördeki payı hızla artmaktadır. Bunun için konuya sadece kamu yönetimi açısından değil, daha genişçe bakmak gerekmektedir. İrşat ve tebliğ hizmetleri bunların içinde en önemli yeri işgal etmektedir.

Yukarıda müslümanların, kitle iletişim araçlarını kullanma ve çağdaş insana İslâm'ı tebliğ etmede yetersiz kaldığını belirtmiştik. Ayrıca kitle iletişim araçlarındaki bu eksikliğin bir sakıncası da müslümanlar arasında yayılan bazı haberlerin büyük fitnelere sebep olmasıdır. Konunun ciddiyetini tarihi bir hadise ile bir ayeti kerime ışığında görmeye çalışalım: el-Hucurat- 49 suresinin 6. ayetinde mealen şöyle buyurulmaktadır: "Ey iman edenler, eğer bir fâsık size bir haber getirirse onu tahkik edin, (yoksa) bilmeyerek bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman kimselerden olursunuz." Birçok müfessire göre bu ayet, el-Velîd b. Ukbe b.Ebi Muayt hakkında nazil olmuştur. İbn Kesir tefsirinde, konuyla ilgili hadisin bir çok rivayetinin bulunduğunu, en iyisinin de Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde Ben-î Mustalık reisi el-Haris b. Zurar (Peygamberimizin hanımlarından Cüveyriyehin babası) ın rivayeti olduğunu söylemiştir. Bu rivayete göre, Ben-î Mustalık gazvesinden sonra el-Haris, Peygamberimizin yanına gitmiş ve müslüman olmuştur. Bunun üzerine Peygamberimiz ona zekat vermesini söylemiştir. El-Haris de "ey Allah'ın Rasûlü, kabileme döneyim, onları İslâm'a ve zekat vermeye çağırayım. Bana kim uyarsa zekatını toplayayım, sen de şu zamanda birini gönder. Ben topladıklarımı ona vereyim. O da sana getirsin" diyerek izin istemiştir. Peygamberimiz de tasvip etmiş ve el-Haris kabilesine dönmüştür. Zekatları toplamış ve kararlaştırılan vakit gelince, görevliyi beklemeye başlamıştır. Ancak kararlaştırılan vakitte hiç bir görevli gelmeyince "Allah'ın Rasûlü verdiği sözden dönmez, sakın hoş olmayan bir şey olmasın" diyerek kaygılanmaya başlamıştır. Bu arada Ben-î Mustalik'ten zekatı almak üzere görevlendirilen el-Velid b. Ukbe korkusundan dolayı yolun yarısından dönmüş ve Peygamberimize "ey Allah'ın Rasûlü, Haris zekatı vermedi ve beni de öldürmek istedi" demiştir. (Bazı rivayetlerde Velid ile Ben-î Mustalik arasında bir çekişmenin olduğu belirtilmektedir) Velid'in haberi üzerine Peygamberimiz, Halid b. Velid başkanlığında bir grup müslümanı araştırma için göndermiştir. Ve "eğer onlardan müslümanlık işareti görürsen zekatlarını al getir, yok görmezsen (îrtidat ettikleri kesinse) kafirlere ne yapılırsa onu yap" emrini vermiştir. Müslümanlar, Ben-î Mustalik kabilesine akşam vakti varmışlar, akşam ve yatsı ezanlarını işitmişlerdir. Böylelikle Ben-î Mustalik kabilesinin dinden dönmediği anlaşılmıştır. Bunun üzerine durum peygamberimize arz edilmiştir. Ayetin nazil olması ile müslümanlar gerçeği anlamışlar ve fitnenin ortaya çıkması da önlenmiştir. Bunun içindir ki, müteakip ayette "Hem bilin ki içinizde Allah'ın peygamberi vardır. Eğer o, birçok işlerde size uysaydı muhakkak ki sıkıntıya uğrardınız. Fakat Allah size imanı sevdirdi. Onu kalbinizde süsledi, küfrü, fasıklığı, isyanı size çirkin gösterdi. İşte rüştünü bulanlar (imanında sabit olanlar) da onların ta kendileridir", buyurulmuştur.

Ayette hem fâsık hem de nebe (haber) kelimeleri tekil olarak kullanılmıştır. Bu ta'mim (genellik) ifade eder. Yani "herhangi bir fasık herhangi bir haber getirirse onu tahkik edin, araştırmadan fasık kimsenin sözüyle hareket etmeyin" anlamına gelmektedir. Fâsık; İbn Zeyd, Mukatil ve Sehi b. Abdillah'a göre "kazip" (yalancı), Ebu'l-Hasen el Varrak'a göre "açıktan günah işleyen" , "İbn Tahire göre ise "Allah'tan utanmayan kimse" demektir. Buna göre, güvenilmeyen ve mürüvvetini zedeleyici işler yapan kimse fasıktır ve böylelerinin haberlerine araştırmadan inanmamak gerekir. Fasık kimsenin haberinde tedbirli olmak gerektiğine göre, kafirlerin haberlerinde daha da dikkatli davranmak gerekir.

Ayet-i kerime bazı hukuki konuları da ilgilendirmektedir. Aynca, adalet sahibi bir kimsenin haberinin (haber-i vahid) makul olduğunu da göstermektedir. Bunun mefhum-u muhalifinden, fasığın haberinin ve şehadetininin hakikat ortaya çıkıncaya kadar kabul olunmayacağı anlaşılmaktadır. Başka bir görüşe göre ise, fâsıkın şahitliğinde "ret" değil "teenni" emredilmiştir. Ayeti kerimedeki "tebeyyenû" lafzı "Tesebbetû" olarak da okunmuştur. Teşehhüt, teenni yani gerçek ortaya çıkıncaya kadar aceleciliği bırakmak demektir. Bununla ilgili olarak Peygamberimiz, "teenni Allah'tandır, acelecilik ise şeytandandır" buyurmuştur. Yine ayeti kerimede, durumları belirsiz olan kimselerin haberlerine ve şahitliklerine itibar olunmaması emrolunmaktadır. Ayrıca, fâsık kimselerin imamlıkları da burayı ilgilendirmektedir.

Gerek bireysel gerekse kitlesel açılardan sağlam haber kaynaklarının önemi vurgulandıktan sonra, fasık veya durumları belirsiz olanların getirdikleri haberlere hemen inanmanın sonuçları da ayette ortaya konulmuştur. Gelen haberler araştırılmadan kabul edilirse bilmeyerek bir kavme (gruba veya topluluğa) sataşılır, bunun sonucunda da pişman kimselerden olunur".Ayetin sonundaki "nadimîn" kelimesi süreklilik ifade eden (N-D-M) kalıbından gelmektedir. Demek ki, her cehaletin sonu pişmanlıktır.

Haber, emanettir. Fâsıklık ise adaletten sapma olduğu için, fâsık olanların haberinde yalan ihtimali fazlacadır. Küfür ise fısktan daha şiddetlidir. Bu sebeple gerek bireysel haberlerde, gerekse kitlesel olanlarında kafirlerin haberlerinde çok dikkatli olmak gerekir.

Ayeti kerimenin işaret ettiği hususlar her gün ayan beyan ortaya çıkmaktadır. Teknolojinin her türlü imkanlarını kullanan yabancı kitle iletişim araçları müslümanlara ait bilgi ve haberlerin pekçoğunu ya saptırmakta veya gizlemektedir. Bunların örneklerini saymakla bitiremeyiz. Güvenilir olmayan (sağlam olmayan) kuruluşların veya kişilerin verdikleri haberlerle müslümanlar birbirlerine düşman olmakta veya dünya kamuoyu müslümanlar aleyhine yönlendirilmektedir. Hatta misyonerlik faaliyetleri bu araçlar vasıtasıyla yapılmaktadır.

Fâsık veya hali meçhul olan kimselerin haberlerine, tahkik etmeden inanmamak gerektiğine göre bu araştırmayı yapabilecek organizasyonlar arasında iletişimi sağlayacak kuruluştan tesis etmek kifai bir farzdır. Komünizmin iflasından sonra fevkalade bir dönem yaşıyoruz. Orta Asya'da din, dil ve kültür birliğimizin olduğu büyük bir topluluk hürriyetine kavuştu. Müslümanlar dünya nüfusunun büyük bir miktarına, tabiî kaynakların ve iş gücünün de önemli bir kesimine sahip. Tüm bu gelişmeler müslümanların sahip olduğu sağlam kitle iletişim araçlarının önemini bir kat daha artırmaktadır. Bu gaye için mevcut kitle iletişim araçları geliştirilmeli ve en kısa zamanda işbirliğine gidilmelidir. Böylelikle müslüman topluluklar birbirlerinden güvenilir haber alma imkanına sahip olabilirler. Aksi takdirde, müslüman topluluklar birbirinden habersiz olmaları veya yanlış bilgilendirilmeleri sebebiyle düşman olabilirler. Bunun sonucu da devamlı pişmanlıktır. Bu sebeple kamu ve özel kesime büyük görevler düşmektedir.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook