Kur'an Öğretimi ve Gayesi

0
Sayı: Haziran 1996

İnsanın psiko-sosyal açıdan insan olabilmesinin ilk ve temel şartının, konuşmayı öğrenmek olduğu bilinmektedir. Zira çocuğun konuşmayı öğrenememesi, ortaya işitme probleminin veya nörolojik bir sakatlığın olduğunu göstermektedir ki, her iki halde de çocuk psiko-sosyo kültürel açıdan diğer insanların seviyesine yükselemez.

Okul öncesi dönemde konuşmayı ve yürümeyi öğrenme, ne kadar önemli ise, okul döneminde de okuma-yazmayı öğrenmek çocuk için o kadar önemlidir.(1) Çünkü "Okuma yazma" da tıpkı "konuşma" gibi son derece karmaşık bir süreçtir. Bu hususta uzmanlar şöyle demektedirler: "Yazılı işaretleri, belli kurallara uyarak anlamlı bir şekilde seslendirmek olarak tanımlanan okuma, basit bir çözümleme tekniği değildir. Görme, işitme ve zeka fonksiyonlarının faaliyette olduğu okuma, görsel ve işitsel ayrımlaştırma, kavrama ve değerlendirme gibi yeteneklerin yanı sıra, belli bir zihinsel ve nörolojik olgunluk isteyen, bedensel, duygusal ve toplumsal açıdan belli bir gelişim düzeyi gerektiren bir süreçtir."(2) Bunlar okumayı öğrenebilmesi için çocukta bulunması gereken yeteneklerdir. Bir de, "Okuma ve yazma" işini tahlil eden uzmanlar, çocuğun çözmesi gereken hususları şöyle ifade etmektedirler: "Okuyabilmek için çocuk, özellikle harf adını alan yazılı işaretleri tanımalı ve harflerin karşılığı olan sesleri öğrenmeli, harflerle sesler arasında çağrışım kurmalı, harflerle sesler arasındaki ilişkiyi hatırda tutmalı, daha sonra da bu harf dizelerinin ifade ettiği anlamı kavramalıdır. Bu arada farklı harfleri ve sesleri ayırt edebilmeli, benzer harfleri ve sesleri karıştırmamalı, satırlar boyunca dizilmiş olan harf gruplarına bir anlam verebilmelidir. "(3) İşte bütün bunlar okuma-yazma işinin ne kadar kompleks bir iş olduğunu göstermektedirler.

Okuma yazma işi, böyle kompleks bir durumu arz edince, ister istemez eğitimcilerin yoğun dikkatlerine muhatap olmuş ve onlar arasında, "Okula başlama olgunluğu" veya "Okuma olgunluğu" konusunda tartışmanın açılmasına sebep olmuştur. (4) Anne-baba ve eğitimcilerin bazıları okul öncesi dönemde, özellikle de 4-5 yaş dolaylarında, okul hayatında onlara yardımcı olmak maksadıyla, çocuklara okuma yazma öğretmeye çalışırlarken,(5) Rousseau gibi bazı eğitimciler de bu işi 10-12 yaşlarına kadar geciktirmeyi yeğlemektedirler.(6) Günümüzde ise hızlı sosyal ve kültürel gelişmelere ayak uydurabilmek için okul öncesi dönemde çocuklara okuma yazma öğretimi giderek revaç bulma eğilimindedir. Oysa akıldan çıkartılmaması gereken nokta şudur; Okuma olgunluğu seviyesine gelmemiş bir çocuğa, okuma-yazmayı öğretmeye çalışmak, onda bir takım psikolojik rahatsızlıkların meydana gelmesine sebep olabileceği gibi, bu seviyeyi aşmış olan çocuğa, "Öğretilmeyi bekletmek" de, onda beklemekten yorulma ve fırsatı kaçırma durumunu doğurabilir. (7) O halde "Okuma olgunluğu" hususunda kesin bir sınır veya nokta nasıl tesbıt edilecektir.? Hangi yaş veya seviye okuma olgunluğu yaşı veya seviyesidir? gibi sorulara muhatap olunabilir.

Bu konuyu, yazdığı makalede genişçe inceleyen Razon sonuçta şu hükme varır: "Uzmanlara göre, çocuğun okumayı öğrenebilmek için gerekli olan genel olgunluk düzeyine ulaşması, 6 yaş dolaylarında mümkün olmaktadır 6 yaş bazı araştırmacılara göre takvim yaşının (kronolojik yaşı), bazılarına göre zeka yaşını ifade etmektedir. Ancak 6 yaş, kesin bir yaş değildir. Bazı çocuklar 5 yaşında okumayı sökerken, bazıları 6,5 yaşına gelmeden okumada başarılı olamamaktadırlar. Bireysel farklılıklar, bütün alanlarda olduğu gibi, okumanın öğrenilmesinde de etkili olmaktadır "(8)

Çağdaş çocuk psikolojisi ve çocuk eğitimi uzmanlarının yoğun çalışmalar neticesi ulaştıkları bu anlayışa islam eğitimcileri asırlar öncesinden parmak basmışlardır. Onlar konuyu çok önceden bir problem olarak ele almış, bir kısım aileler 6-7 yaş arasını okumaya başlama yaşı olarak belirlemişlerdir. Örneğin İbrahim Hakkı, Okuma-Yazma öğreniminin 6 yaşında başlamasını uygun bulmuştur. O, bu hususta şöyle demektedir: "Oğlu veya kızı 6 yaşına geldiklerinde, onlara Kur'ân, farzlar ve din âdâbını öğretmek anne-baba üzerine bir vecîbedir "(9) 18. asır Osmanlı toplumu şartlarında bunlar bir ilkokul programının özetinden başka bir şey değildir. Yani 6 yaşına gelen çocuk okula gider, Kur'ân okuma ve yazmanın öğrenimiyle tahsil hayatına başlar demektedir. Bunu daha açık şekilde şu cümlede görmekteyiz "Oğluna(xx) okuma yazma, ok atma, yüzme ve geçerli bir sanat öğretmelidir. "(10) Bir kısım bilginler de öğretime başlaması için kesin bir yaş şartı koşmaktan çok, çocuktaki gelişmişlik durumunu göz önüne almışlardır. Böylece kabiliyet sahiplerinin daha erken yaşlarda yetişmelerine imkan hazırlarken, aynı zamanda da geç gelişme durumunda olanları, henüz öğrenim olgunluğuna ulaşmadan bu işe zorlama gibi bir duruma düşmemiş olurlar. Nitekim bunlardan ibn Sîna şöyle demektedir: "Çocuğun mafsalları kuvvetlenir, lisanı doğru ve mutedil bir seviyeye ulaşır, telkine uygun bir hale gelir ve işittiğini anlayıp koruyacak bir duruma ulaşır ulaşmaz, ona hemen Kur'ân-ı Kerim'in okunması öğretilmeli ve İslâm dininin ilkeleri anlatılmağa başlanmalıdır."(11)

Geçmiş dönemlerde İslâm eğitimcileri, "Okuma-Yazma" derken Kur'ân'ın okunmasını ve Kur'ân (Arap) yazısını kastederlerdi. Bunda, İslâm toplumunda "yazı"nın arap harfleriyle yazılmasının mühim bir yeri vardır. Fakat ondan daha önemli yeri İslâm eğitiminin ve dolayısıyla islam eğitimcilerinin, eğitimde, özellikle de çocuk eğitiminde Kur'ân-ı Kerim'i okumaya verdikleri değer kaplar. Asıl olan da budur .Her müslümanın, özellikle çocukluk döneminde Kur'ân okumayı öğrenmesi asla uzak duramayacağı bir görevdir. Zira İslâmî anlayışta Kur'ân-ı yaşamanın yanında, okumanın da pek büyük bir değeri vardır. Çünkü Kur'ân herhangi bir kitap değil, Allah sözüdür. Okunmasıyla da sevap kazanmanın yanında,"(12) İslâmî kişiliğin oluşmasına ve gelişmesine büyük oranda katkı sağlar. Kur'ân okumanın İslâmî kişiliğe etkisini İbni Haldun şöyle anlatır: "Bilinmelidir ki, çocuklara Kur'ân öğretilmesi dinin şiarlarındandır. O yüzden müslümanlar bunu esas olarak, bütün beldelerinde uygulamışlardır. Çünkü Kur'ân'da ki ayetlere ve bazı hadis metinlerine istinad eden İslâm imanının kalplerde kökleşmesi her şeyden evvel bu şiara bağlıdır: Onun için Kur'ân, öğrenimin temeli olmuş ve daha sonra oluşan melekeler bunun üzerine bina edilmiştir."(13)

Onun için Kur'ân'ın okunması, yine bizzat Kur'ân'da istenmiş, tavsiye edilmiş,(14) Rasulullah (s.a) da bu hususta müminleri devamlı olarak teşvik etmiştir. Bir hadiste, "Sizin en hayırlınız, Kur'ân'ı öğrenen ve öğreteninizdir"(15) buyurulurken, başka bir hadiste de şöyle bir benzetme yapılmaktadır: "Şu, halis bir mü'mindir ki, Kur'ân okur ve O'nun gereğince iş işler, tadı güzel turunç meyvesi gibidir. Şu mü'min de Kur'ân okumaz, fakat gereğince iş işler, bu da tadı güzel, fakat kokusu olmayan hurma gibidir? Kur'ân okuyan (fakat gereğince iş işlemeyen) münafığın durumu da kokusu güzel, fakat acı reyhane otu gibidir." (16) Son olarak şu hadisi de zikredelim "Çocuklarınızı üç özellik üzerine yetiştiriniz: Peygamber sevgisi, Ehl-i Beytinin sevgisi ve Kur'ân okuma... Çünkü Kur'ân'ın hamelesi (hafızları, okayanları), hiçbir hakimiyetin bulunmadığı (kıyamet) gününde Peygamberler ve seçkin kişilerle birlikte Allah'ın hakimiyeti altında güvenlik içinde olurlar."(17)

Yaklaşık olarak 7 yaşına gelen çocuğa Kur'ân okumasını öğretmek, İslâm eğitimcilerinin pek çoğunun ittifak ettiği bir konudur. "(18) Bununla beraber, günümüzde olduğu gibi, "henüz manasını anlamadan çocuğa Kur'ân okumasını öğretmenin ne faydası vardır? diyerek karşı çıkanlar da olmuş ve bu konu İslâm eğitimcileri arasında tartışılmıştır. Örneğin, kendi döneminde bu tür münakaşalarının olduğunu Mukaddime yazarı İbn Haldun'dan öğreniyoruz. Kadı Ebû Bekir ile aralarında şu tartışma geçiyor: "Kadı Ebû Bekir ibn Arabi (V 543/1149), Rıhle isimli eserinde Endülüslülerin, çocuk eğitiminde takip ettikleri programı tenkit ederek "Ne acı ve derin bir gaflettir ki, beldemiz halkı daha işin başında küçük çocukları Allah'ın kitabını öğrenme mecburiyeti ile karşı karşıya getirmektedirler. Zavallı masumlar anlamadıkları bir metni okumakta ve kendileri için daha önemli olan diğer bir takım şeyler varken, böyle bir işte didinip durmaktadır" diyor. Bu tenkidinden sonra Kadı Ebû Bekir, çocuklara önce dinin esaslarını. Fıkıh Usûlünü, cedel ilmini. Hadis ve Usûl'ü, Hadis ilmini okuttuktan sonra Kur'ân okutmayı uygun bulduğunu ifade etmektedir. "(19)

İbn Haldun, Kadı Ebû Bekir İbn Arabi'nin bu tenkidini eserine alıyor ve ona şu cevabı veriyor: "Allah rahmet etsin. Kadı Ebû Bekir'in tenkidi işte budur. Ancak sosyal hayata her şeyden daha çok hükmeden beşeri itiyatlar ve yerleşik adetler buna müsaade etmez. Mevcut adet gelenek ve görenekler. Kur'ân öğretiminin öne alınmasını gerektirmektedir. Bunun sebebi teberrük ve sevabın tercih edilmesi olarak ele alınabilir. (xxx) Ayrıca çocukluğun sonuna doğru ve ergenlik döneminde, çocukların önüne bir takım engellerin çıkıp onları ilimden koparması, böylece de Kur'ân'ı okumayı öğrenme fırsatının ellerinden kaçması endişesi de önemli bir sebep olarak karşımızda durmaktadır. Halbuki çocuk vesayet altında bulunduğu surece, velilerinin emrine itaat etmek ve hükme boyun eğmek durumundadır. Buluğ çağını geçip, velilerin boyunduruğu ve yönetiminden sıyrıldı mı, nice kere delikanlılık sebebiyle tepesinde esen kavak yeli onu tembelleştirmektedir. İşte bunun için veliler, çocukların velayet ve hükümleri altında bulundukları zamanı, Kur'ân okumayı öğrenme için bir ganimet bilmektedirler. (20) Bugün de benzer münakaşada, aynı soru ve endişelere benzer cevaplar verilebilir.

Kur'ân-ı Kerim öğretimiyle ilgili olarak şu hususa da dikkat edilmelidir. Bilindiği gibi, ülkemizde, okullar tatile girer girmez D.İ. Başkanlığı "Yaz Kur'ân Kursları" açmakta veya gayretli cami görevlilerimiz böyle bir organizasyon içerisine girmektedirler. Velilerin de, yaz olduğu için okula gitmeyen yavrularını, mukaddes kitabımız, Kur'ân-ı Kerim'in okunmasını öğrenmek üzere buralara göndermektedir. Tabiatıyla yazın çocuk boş dolaşacağına buralara gidip birçok faydalı şeyi öğrenmeyi hedef edinmekte veya veli böyle birşey beklemektedir. Bu aslında güzel bir şeydir. Fakat dikkat edilmesi gereken birkaç husus var ki, kısaca onlara da değinmek istiyorum.

Bir defa şunu hatırdan çıkarmamak gerekir ki: Bu dönemde çocuğa güzel bir davranışı kazandırmak için o davranış üzerinde devamlı olarak alıştırma yaptırmak icap eder. Bazen yapılıp, bazen terkedilen şeyin, diğer çocuğun kafasında kuşku uyandırıcı bir hal alır. Bu cümleden olarak, okul tatil olduğu için Kur'ân okumasını öğrenmeğe gidip, okul açılır açılmaz, artık yazınki faaliyetiyle tamamen ilgisini kesen çocuğun zihninde bir önceki yılda öğrendiğinden belki de eser kalmayacaktır. Diğer bir ifadeyle, Kur'ân öğretimi sadece yaz aylarına mahsus bir eğitim faaliyeti olmamalı, aksine, az da olsa çocuk Kur'ân'dan her gün belli bir bölüm okumalıdır. Çocuk ancak böylelikle işin ciddiyetine vakıf olabilmektedir. Nasıl ki çocuk okul derslerine her gün çalışmaktadır. Bunun gibi hergün Kur'ân da okumalıdır. Yani çocuk okulu ve Kur'ân okumayı birlikte götürmelidir.

Bir diğer husus da, her aile çocuğunu yaz aylarında Kur'ân okumağa gönderince zaten sınırlı imkanlarla bu faaliyeti yürütmeğe çalışan D.İ. Başkanlığı veya ilgili kişilerin mevcut kapasiteleri ihtiyaca cevap veremeyip beklenen neticeyi de elde edememek gibi bir durumla karşılaşmak söz konusu olabilmektedir. Bu öğretimi yapan kişiler uzun kış aylarında çoğu zaman Kur'ân okumak isteyen bir öğrenci beklerken, okulların tatil olmasıyla günde 100-150 çocuğa Kur'ân öğretmek gibi bir durumla karşılaşmaktadırlar ki, bu durumda, çocuklara faydalı olmak da gerçekten zor olmaktadır. Üstelik bunların pek çoğunun pedagojik formasyon bakımından da yetersiz olduğu bilinen bir gerçektir. Halbuki ilkokulda ortalama bir öğretmene 40 kişi düşecek şekilde sınıflar ayarlanmaktadır. Bu noktada şöyle bir uygulamanın yararlı olacağına inanmaktayız: İlkokul ve Ortaokul çocuğunun tatil aylarında Kur'ân okumayı öğrenmeye gitmesi hem gereklidir, hem de güzel bir şeydir. Fakat çocuk Kur'ân okumaya giderken gerek öğretmen ve gerekse öğretim yeri bakımından uygun olmayan şartlarla karşılaşmamalıdır. Bunun için de şunun yapılmasının çok yararlı olacağına inanmaktayım: Her mahalledeki ilkokullardan birisi Milli Eğitim Müdürlüğü'nce yaz kurslarının yapılacağı okul olarak belirlenip o mahalle sakinlerine duyurulmalıdır. Daha sonra o yöredeki İmam Hatip Lisesi Öğretmenlerine ve diğer okullardaki Din Kültürü Ahlak Bilgisi Öğretmenlerine yaz kurslarında görev alıp almayacakları sorulmalıdır. Kendisine böyle bir teklif yapılan öğretmenler de en azından nöbetleşe olarak bu görevi kabul etmeliler, zira bu Allah için bir hizmettir. Ayrıca hizmet yaz aylarında yani tatilde yapıldığı için normal ücretinin iki misli ücret de ödenmelidir. Normal olarak zaten aylığını almaktadır. Bu ücret elbette oraya okumaya gelen öğrencilerin velilerinden alınmalıdır. Böylece uygun şartlarda çocuklar hem İslâm eğitimcileri, çocuğa 7 yaşında Kur'ân okumayı öğretmenin yanında onun Kur'ân'la devamlı ilgilenmesini. Kur'ân'ı hem okumasını hem de O'nu (yaşı ilerledikçe) hayatında tatbik etmesini istemektedirler. Bunu hem anne-babayı yönlendirerek, hem de bizzat çocuklara hitap ederek gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. İşte bunlardan İ. Hakkı çocuklar için yazdığı eserinde, ilk bab'a "Kur'ân'a uymanın gerekliliğinin Ayet ve Hadislerle Açıklanması" ismini vererek, onları bu konuda kültürel yönden desteklemeyi arzu etmektedir, İ. Hakkı sözkonusu bab'a şöyle başlamaktadır:

"Ey aziz şunu iyi bil ki, kim Kur'ân ve Sünnet'e göre hayat sürdürürse, kopmayan, sağlam bir kulpa sarılmış demektir." Daha sonra ise başlıkta da belirtildiği gibi âyet ve hadislerle konuyu işlemekte ve çocukları yönlendirmektedir.

İslâm eğitimcilerinin tamamı, Kur'ân öğretimiyle başlattıkları öğrenim hayatında, çocukların İslâmî kişiliklerinin daha sağlıklı gelişmesini temin için, onların kültürel yönden de desteklenmesi gerektiğine inanırlar. Başka bir ifadeyle onlar son çocukluk döneminde çocuğa köklü bir islamî bilginin verilmesi gerektiği kanaatindedirler.


Dipnotları: l) Krş, Oğuzhan, Turhan, "Evde ve Okulda İlkokuma-Yazma Öğretimi", Aile ve Çocuk Dergisi 1982-1993, Seminer Konferansları, (İst. 1983), 282, Yörükoğlu, Çocuk Ruh Sağlığı, (Ank. 1987) 56., 2) Bkz. Razon, Norma, "Çocuğa Hangi Yaşta Okuma Öğretilmeli?", Aile ve Çocuk der-gisi, (İst. 1987), Ak Yayını, Sayı: 6/33, Oktay, Ayla, "Okul Öncesi Eğitim ve Okula Hazırlıklı Olmak" Aile ve Çocuk Dergisi, 1982-83, Seminer Konferansları, (İst. 1983), 135 vd., (x) Y. Doç. Dr, U.Ü. İlahiyat Faküldesi Öğretim Üyesi, 3) Bkz. Razon, Norma, a.g.m., 6/33; Oktay, Ayla, a.g.m., 135, 4) Okula başlama olgunluğunun tarihi gelişimi için Bkz. Oktay, Ayla, "Okula Başlama Olgunuğu Kavramanın Tarihçesi, Gelişmesi Ve Bu Konuda Yapılan Çalışmalara Kısa Bir Bakış" Pedagoji Dergisi, İst. Üniversitesi, Ed. Fak. Yayını, (İst. 1980), 67-71, 5) Bkz. Razon, Norma, a.g.m. 32, 6) Bkz. Roussasu, Emil, 77; Oktay, Ayla, a.g.m, 68, 7) Çocuğun büyüme ve gelişmesiyle, eğitim programlarının paralellik arzetmesinin gerekliliği hususunda geniş bilgi için Bkz. Varış, Fatma, Eğitimde Program Geliştirme, A.Ü.E.Fak. Yayını, (Ank. 1978), 71 vd., 8) Razon, Norma, age, 34., 9) Marifetname, 515, ayrıca bkz. Selim Sabit Efendi, Rehnuma'yı Muallimin, ts. 4, xx) Burada î. Hakkı, yüzme, ok atma ve bir meslek sahibi olma gibi erkeklere ait uğraşları sayarken okuma ve yazmayı yeniden anlamıştır. Yoksa okumayazmayı yalnız erkeklere has görüyor, denemez. zira bir önceki cümlede 6 yaşına gelen, çocuğa öğretilecek şeyleri sayarken onları kız ve erkeklere öğretmek gerektiğini de söylüyor., 10) Marifetname, 515, 11) İbni Sîna, Rabu's-Siyase, (Çev: Ö. ÖZ-YILMAZ), 14, 12) Peygamberimiz (S.A.V) şöyle der: Kur'ân'ı Okuyunuz, Zira Allah, okunan Kur'ân'ın her harfine 10 sevap verir. (Bkz. Darimî, Sünen, Fedailü'l Kur'ân, Bab: l, 13) Bkz. ibni Haldun, Mukaddime, 537-538, 14) AnkEbût, 29/45; Fatır, 35/29-30,15) Tecrid, XI/240, Kabisi, Risale, 21-22, 16) Tecrid, XI/249, Rabisî, Risale, 22., 17) Feyzü'l Kadir, 1/225, 18) Kabisî, Risale, 32, Gazalî, İhya, 11/67, îbni Sina, Kitabü's-Siyase, 14, îbni Haldun Mukaddime, 537-538, Şaban Şifaî, Tedbi-ru'1-Mevlüd, Süleymaniye, BeşirAğa, 501, vr, 333 ab; Ahmet Çelebî, age., 50 vd., M. Hamîdullah, İnitiation A. L'îslam, 18 vd, Ulvan, A. Nasih, age., 1/264 vd. Selim Sabit Efendi, a.g.e., 10, 19) Bkz. îbn Haldun, Mukaddime, 539, xxx) İbni Haldun'un bu husustaki görüşü bir önceki sayfada geçti., 20) îbni Haldun, a.g.e., 539-540, 21) îbra-him Hakkı, Urvetü'l İslâm, vr. 4a

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook