Munawar Ahmed Anees'in Görüşleri... "İnsan Klonları ve Allah'ın Emaneti"

0
Sayı: Mayıs 1997

Geleceğimizin üzerinde bir hayalet kol geziyor. Bilim tarafından kodu çözülüp insan hayatinin Kopyasını çıkarmak için kullanılan filogenetik geçmişimizin hayaleti bu. önceki bütün insan kültürleri için bilinmez olan, insan klorlama yoluyla bilinebilir hale gelmiştir.

Jerry Hall ile Robert Stillman'ın George Washington Üniversitesi'nde gerçekleştirdiği ve bir donum noktası olan deney, bu anlamda teknolojik bir atilim değildi; bilimsel otoritenin "kayıp halka" Üzerine çıkardığı bir fermandı. Bir zamanlar mikroişlemcilerin alanı olan sanal gerçekliğe hayatin soluğu verildi.

İnsanin yaptığı bu cüretkâr eylem ne gibi anlamlar taşımaktadır? Müslümanlar tarafından nasıl görülmesi gerekir?

Burada ele aldığımız sadece bir başka yeni teknik değil. hücre çoğaltma prizması aracılığıyla geçmişi ve geleceği gözlüyoruz biz. Daha otuz yıl önce, genetik kod denen şeyin DNA'nın sarmal yapısını çevreleyen dört baz halindeki bir diziden oluştuğu bulunmuştu. Günümüzde ise İnsan Genomu Projesi yoluyla insanin tüm genetik yapısının haritasını çıkarmak gibi muazzam bir çabaya girmiş bulunuyoruz. Nükleer bombanın geliştirildiği Manhattan Projesi fizik için ne olmuşsa, bu da biyoloji için odur.

Müthiş sırlar çözülüyor. Daha bu kısacık zaman diliminde bile birçok tabu yıkılmış durumda: Sperm verici aracılığıyla suni döllenme, laboratuar koşullarında döllenme ve kiralık annelik, bu temanın sadece birkaç çeşitlemesidir.

Hall ile Stillman'ın azizlere yakışan iddiası, umudunu yitirmemiş bir ciftin doğurganlık problemini çözmek gibi mütevazı bir hedeften başka amaç gütmeden bu eşiği asmış olduklarıdır. İlk insan klorunu, ahlaki kendine göre yorumlayan postmodernliğin akışkan hakikatleriyle, yani zekice ama sahte argümanlarla vaftiz etmek istemiyorsak, bu mütevazı başlangıcın ne anlama geldiği konusunda dürüst olalım. Üreme teknolojisinde geri dönüş yoktur; onun huyu hep yeni gelişmeleri dürtmek, hep daha ileri gitmek, bir araç olarak her zamankinden daha çok değer taşıyan ve her zamankinden daha incelikli bir verimliliği olan bir teknik halinde gelişmektir.

Bir Doku Yumağı

İnsan klonlamanın doğasından gelen bir çatışma var: Bu surecin kendisi, bir insanlıktan çıkarma, robotlaştırma uygulamasıdır. klorlama, insan vucudunun dokunulmazlığını ortadan kaldırarak genetik ekosistemin temel çıkış noktasına müdahale etmektir. Bu işlemin işgalci gayreti, bilgisayarlar klonlamanın hizmetine verildiğinde gerçekten ürkütücü bir boyuta ulaşacaktır.

Klorlamadan kaynaklanan ahlaki ve etik kördüğümün birçok katmanı vardır. cinsel ilişki olmaksızın insanların üremesini sağlayan "tüp bebek" gibi, klorlama da döllenmenin yerine kopyalamayı geçirmekte ve insan ailesinin işlevleri konusunda daha da fazla karışıklık yaratmaktadır.

klorlama, hayat hakkındaki asırlık soruları yeniden gündeme getirmektedir, ama yeni bir kalıpla. Vucudumuz bir gen, doku ve organ yumağından mi ibarettir? kişi nedir? Vucudun ruh ile ilişkisi nedir? Kartezyen zihin ve madde ikiliğinde, organik bileşim ile varoluşsal kimlik arasındaki bağ nereye kadar inkâr edilebilir?

Hepsinden çok kaygı uyandıran da, klorlamanın genetik çeşitliliği engellemesidir. Özdeş kopyalamayla bireyselliği ve çeşitliliği tehdit ettiğinden, genetik determinizmin değerlerini pekiştirmektedir.

Bildiğimiz şu eski doğa mı/çevre mi tartışması burada gerçek bir sok yaratmaktadır! klorlama, vücut gelişiminin determinist bir şablonunu getirir, ama kişinin çevresel etkilerden kaynaklanan bileşimini sağlayamaz. Genetik determinizm, hiçbir ölçüde ahlaki ve etik secimin antitezi değildir.

Klorlamada, önceden secim yapacak olan insan, bileşim halindeki olasılıkların içine elini sokup seçimini yaptığında, doğa ile çevre arasındaki sinir nereden çekilecektir?

Secim, üzerinde çok tartışılmış bir uyuşmazlığa, ana-babanın haklarına karşı ceninin hakları tartışmasına götürür bizi. Embriyon gelişiminin ilk evrelerinde, rahim içi (in utero) genetik müdahalenin uzun kolu sahnede yerini aldığında olduğundan çok daha karanlıktır tablo.

Sözgelimi, dondurulup çözülmüş bir klon embriyonundan doğan bir kişide kalıtsal bozukluk riski ve hastalıklarla savaşma yeteneği konusunda elimiz kolumuz bağlı kalabilir. Ayni şekilde ana- babanın, gelecekteki bir çocuğun genetik donanımını bilerek ve tasarlayarak değiştirmeye hakki var midir? Gelecekte o çocuk, Doğum öncesi genetik ayıklamanın sonucu olan hasarlar için geriye donuk bir tazminat talebinde bulunacak midir?

Peki pazar ne olacak? Biyoloji pazarında kan, sperm, yumurta ya da organ gibi malların alim satımı rahatsız edici ölçüde kanıksanmış durumda. klorlama, insan vucuduna bir meta olarak yeni bir anlam kazandırmaktadır; organ parçalarıyla yetinmek yerine sipariş Üzerine yapılmış klonların toptan satışı, ambalajlanması ve pazarlanması için yeni teknikler geliştirecektir.

Bir araç olarak kullanıldığında klorlama, tıpkı acısını şimdiden çektiğimiz kiralık rahim sendromu gibi bir ticari sömürü etkeni haline gelecektir.

Hayvanlarda gen aktarımı -burada kalıtsal bir hastalığın belirtilerini önlemek amacıyla kusurlu genler değiştirilmiştir- konusundaki basari bir kilometre tasıysa eğer, genetik olasılıklar haritasıyla, tüketicilere geniş seçenekler sunan bir posta sipariş katalogu kullanarak ticaret yapmakta yadırganacak bir şey yok demektir. Sadece su sorulabilir: Nakit mi yoksa hesaba mi geçirilecek?

Kur'an'a göre Klonlar

Müslüman anlayışına göre vücut, ruhun dünyası ile maddenin buluştuğu orta yer ya da ortamıdır. kişinin dünyasının etrafında döndüğü eksendir. İslâm'da, kelimenin Batili anlamıyla ne kişinin vucudu üzerinde "haklar" düşüncesi ne de vücut üzerinde her hangi bir "mülkiyet" vardır. Müslüman için vücut, Yaratıcı'dan alınmış bir emanettir. Ne öylesine sahip olunan bir mülktür, ne de elden çıkarılabilen bir mal. İntiharın haram olması da buradan kaynaklanır. Vucudun geçici olarak sahiplenilmesi, sahibine onun mülkiyetini vermez. Biri öldüğünde okunan dua da bunu çarpıcı biçimde hatırlatmaktadır: "Dirilten ve öldüren O'dur. O'na döneceksiniz." (Kur'an 10:56).

Kur'an'ı insan embriyolojisi Üzerine bir kitap olarak sunmak gibi yolunu şaşırmış bir caba içinde olan bazı Müslümanlar bulunsa da, insanin yaradılışında normatif bir yol göstericiliğe işaret eden çok sayıda ayet vardır. Bir örnek okuyalım: "Ey insanlar! Öldükten sonra tekrar dirilmekten şüphede iseniz bilin ki, ne olduğunuzu size açıklamak için, Biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra pıhtılaşmış kandan, sonra da yapısı belli belirsiz bir çiğnem etten yaratmışızdır. Dilediğimizi belli bir sureye kadar rahimlerde tutarız..." (Kur'an 22:5). Bir başka ayette de söyle der: "O, akıtılan bir meni damlası değil miydi? Sonra kan pıhtısı olmuş, sonra Allah onu yaratıp sekil vermişti. Ondan, erkek, dişi iki cins yaratmıştı." (Kur'an 75:37-8).

Kur'an'daki insan yaradılışı paradigmasının, klorlama doğrultusundaki her adimi önceden gördüğü anlaşılmaktadır. Doğum anından olumun geldiği noktaya kadar tüm cevrim, ilahi bir istir. İnsan turu yalnızca Tanrı'nın emanetidir. Kur'an'da bir mülkiyet olarak vücut Üzerine bir aksiyom bulunmadığına göre, genetik müdahale de tümüyle ahlak dişi görünmektedir.

Vucudun mülkiyetinin faydacı yanına baktığımızda, Müslümanlara -bir ibadet yükümlülüğü olarak- emaneti iyi durumda tutmaları öğütlenir. klorlamanın eşeysiz bir deneyim (meşru bir evlilik bağları içinde gerçekleştirilmesi anlamında; evlilik dişi genetik sınırlar asılmamıştır ve genetik donanım yalnızca kari-kocadan gelmektedir) olduğu gözönünde bulundurulduğunda, yasaklanması da İslâmî etik normlarına göre değerlendirilmelidir.

Sözgelimi Katolik kutsal metinlerinin tersine İslâm, gerçek bir klinik durum olması, yani annenin hayati için bir tehlikenin söz konusu olması halinde kürtaja izin vermektedir. Klorlamada da benzeri bir durum geçerli olacak midir?

Tek bir olası senaryo düşünebiliriz: Klinik bir gerekçe bulunması koşuluyla, Doğum öncesinde düzeltme amaçlı genetik müdahale. Bu kabul doğrultusunda akil yürütmemizin temelinde, bir emanet olarak vücut pradigması ve onun sonucunda da her Müslüman Kadın ile erkeğin görevi olarak emanetin gözetilmesi sorumluluğu yatar.

Bati biliminin küstahlığı, klorlama sinirini astığı zamanki kadar büyük olmamıştı hiç. klorlama, isyan edenin kotu niyetini mi temsil etmektedir? Tanrı'ya meydan okuyacak olanların kendilerini ölümsüzleştirerek intikam alması midir? İnsan vucudu, insanin laboratuvarı değil, Tanrı'nın mülküdür. Tanrı'nın emanetine hıyanet, insanin özünde bir faciadan başka sonuç getirmez.



* Munawar Ahmed Anees: Asya'nın önde gelen İslâm düşünürlerinden. Dr. Munawar Anees Periodica İslamica'nın yayın yönetmenidir. Son kitabi İslâm ve Biyolojik Gelecekler adini taşıyor.

Anees'in bu makalesi New Perspectives Quarterlty'nin 8G1994 sayısından alınmıştır.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook