Allah'a Başkaldırışın Zirvesi

0
Sayı: Mayıs 1997

Genetik çalışmalar ve klonlama ile ilgili, farklı yerlerde çok sayıda yazılar yayımlandı. Bu konuda hazırlanmış ilginç makalelerden biri de İzlenim Dergisi'nde yayımlandı.

Dr. Kemal Sayar'ın İzlenim Dergisi'nin 31. sayısında yayımlanan Biyolojinin Krallığı isimli doyurucu ve ufuk açıcı makalesinden bazı bölümleri aşağıda yayınlıyoruz.

Yeni biyoloji, üre(t)me mekânını laboratuarlara taşıyarak bir anne ve babayı yalnızca sperm ve yumurta vericisi olarak görmemizi sağlamaktadır... Hatta klonlama tekniği ileride elverirse bir anne babaya ‘malzemeci' olarak duyulan ihtiyaç da ortadan kalkacak ve fotokopiye hayli benzeş bir yöntemle bir insanin genetik malzemesinden sonsuz sayıda yeni nüsha üretilebilecektir...

Genetik taramayla bazı hastalıkların anne karnında tesbit edilebilmesi, bu hastalığı taşıyan çocukların alınması yolunda bir tıbbi müdahaleye yol açtı. Hatta nesillerin bu hastalıklardan kurtulması için, hastalığın genlerini taşıyan ancak hasta olmayan bebeklerin de alınması gerektiğini söyleyen çevreler oldu... Daha zayıf insanları hayat hakkından mahrum bırakarak ortalama insan ömrünü uzatmak mi istiyoruz? Ve en önemlisi acaba ıslah projeleri peşinde koşanlar yanlış genleri mi izliyorlar?.. Dünya genetik kusurlardan değil, ahlâkî ve manevî kusurlardan muzdariptir...

Klonlama tekniğinin insanlara uygulanabildiğini varsayarsak hangi bireyi çoğaltılmaya değer ustun insan olarak seçeceğimize kim karar verecek?

Bebeklerin laboratuarlarda yapılması ebeveynliğin bir tenzil-i rütbeye uğratılması demektir. Programlı üremenin gayri insanî sonuçları sadece yeni bir hayat ortaya koymakla sinirli tutulamaz. İlkahın ve dolayısıyla hayatin laboratuarlara kayması evlilik ve ailenin dayandığı meşru temelleri sarsmaktadır. çocuk için artık evliliğe ihtiyaç duyulmaz, çocuk büyütme giderek devlete, okullara, kreşlere bırakılan bir etkinlik olur. İnsanlığın kadim bir sığınağı olan aile çözülmeye terkedilir. Oysa aile insanların giderek yalnızlığa itildiği bir dünyada, kişilerin şöyle veya böyle oldukları, sunu veya bunu yaptıkları için değil, yalnızca kendileri oldukları için sevildikleri neredeyse yegâne kurum olarak karşımıza çıkmaktadır. Aile ayni zamanda bize geçmişe ilişkin bir devamlılık ve geleceğe ilişkin bir taahhüt duygusu veren yerdir. Ailenin çözülmesi iste bu yüzden bizi geçmişten ve gelecekten koparır, yasamakta olduğumuz anda bizi issiz ve yalnız bırakır.

Klonlama biyolojinin ulaşabileceği saltanatın ve sakınmadan söyleyelim, Allah'a başkaldırısın şimdilik zirve noktasıdır. Döllenmenin yerini alan kopyalama, genetik çeşitliliği tehdit etmektedir. İnsan vucudu bu işlem sayesinde bir meta olarak yeni bir anlam kazanmaktadır. Babil Kulesi'nin son halkası olan klonlama, Bati biliminin İlahî iradeye meydan okuyan tavrının essiz bir örneğidir. Simdi bir an için klonlama tekniğinin insanlara uygulanabildiğini varsayalım: Kim onlarca kopya içinden bir tanesi olmak ister? Kim bireyselliğini ve kimliğini yani kendisini Dünya üzerinde biricik kılan şeyi feda etmeye razi olur? Klonlama yöntemiyle artık bir nesil devamlılığından söz etmek imkânsızdır, bir kişinin ikizi onun çocuğu veya babası olabilir çünkü. Kişisel görünümümüz bizim bireysel saygınlığımızı sağlayan şeylerden biridir, o bizim bir kendilik duygusu geliştirmemizi mümkün kılar. Genetik farklılığa, Dünya üzerinde biricik olmaya, kendimizi bir devamlılık içinde hissedeceğimiz aile ağacına ve nihayet özsaygımızı besleyen bir kendilik duygusuna hakkimiz vardır.

Genetik ıslah projeleri de tam bu sırada devreye girmekte ve biyolojinin krallığından yararlanarak insan ırkını ‘tashih etmek' istemektedir.

Klonlama uygulamasının Kişisel hakların ötesine tasan bir yanını da ihmal etmemek gerekir. Bilim adamlarına döllenmiş hücreleri denetleyip yönlendirme hakkini verdiğimiz anda, sonraki nesillere aktarılacak genetik dönüşüme de izin veriyoruz demektir. Böylece insan turunun ustun özellikler taşıdığına inanılan bir örneği, genetik kimliğinin mülkiyeti alınarak patentlenebilir. Görüldüğü gibi klonlama insan muhayyilesini kışkırtmak için hayli uygun bir teknik. bütün bu varsayımların gerçekleşmesini istemiyorsak, bilimin Prometeci heveslerine bir an önce bir sinir çizmeliyiz.

Bütün bu gelişmelerle hayat karşısındaki hayret ve haşyet duygumuzu yitirmeye zorlanıyoruz. artık insani kadim uygarlıklardan bugüne kadar gördüğümüz biçimiyle ‘eşref-i mahlukat' olarak göremiyoruz. Ona baktığımızda gördüğümüz bir et yığını veya yinelenebilir bir kopya. Biyomedikal teknoloji, herşeyin laboratuvar ortamında kontrol altında olduğunu söyleyerek hayatin esrarını yok etmekte ve bizi, onun mucizeleri karşısında şaşkınlığa düşmekten ve irkilmekten alıkoymaktadır.

Kişiyi bir sığınak olarak ilan etmemiz gerekiyor. İnsan vucuduna karşı girişilen bu sömürgecilik operasyonuna ahlâkî ve dinî sınırlar çizilmelidir. çocukların üretilerek, yapılarak değil döllenerek dünyaya gelmeye hakları vardır. Tanrı'nın bir emaneti olarak aldığımız bedenlerimizi istilacılara karşı savunmalıyız. Bu da bilgi hiyerarşisinde metafizik bilgiyi hak ettiği yere koymakla olabilir ancak. Bilim insanin elinden "zatına hoşça bakmak" hakkini asla almamalıdır.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook