Büyük Meydandan Öteye

0
Sayı: Haziran 1997

Büyük meydanda insanlar kendilerini "büyük makâm"a, Yüce Yaratıcı'"ya beğendirmek durumunda olduklarına göre, sâfiyet ve sâmimiyet fevkâlâde önem kazanmaktadır.

Bu meydan, şan ve şöhretin geçer akçe olduğu meydanlara benzemiyor. Bu meydân, kâlb-i selîmini eline alıp gösterebilme meydanıdır, "çıkar ve ün pazarı" değildir.

Burası görünmenin değil, olmanın kâr edip fayda verdiği meydandır. Fânî dünyâda formalite tamamlanmış, sahte tanrılar nezdinde kendimizi temize çıkarmış olabiliriz. Ne ki, burası sâdece temizlerin temize çıkabileceği bir meydandır. Çünkü burada sahte tanrılar önünde değil, Rabbü'l âlemîn'in huzûrunda temize çıkılacaktır.

Bu meydan sâdece ve sâdece keyfiyet ve kalite meydanıdır. Bu meydanda sâdece değerli olanlar değerli muâmele görecektir. Kalpazanın kalpazan muâmelesi gördüğü meydanın adıdır "büyük meydan."

Din uğruna düşersiniz yola, elde bir demir asa, ayakta bir demir çarık, yürünmesi gereken yolları sabırla yürürsünüz, görülmesi gereken âyetleri ve ibretleri görürsünüz, heyecanla topraklara kapanıp kulluk şuûrunu sürdürürsünüz... Kardeş kahrına Allah için katlanıp, gerekiyorsa nice haksızlıkları hazmedersiniz.

Toplumun önüne düşüp yiğitçe yürürsünüz. Umûdunuzu her hâl-ü kârda sürdürürsünüz. Dünya çölünde, toplum hayrına döner-dolaşır durursunuz. İş vara vara evlâttan geçme imtihânına, ateş imtihânına vardığı zaman bile yan çizmezsiniz. Ayağın kaydığı, gözün yıldığı zeminlerde dişinizi sıkar, gerim gerim gerilirsiniz, lâkin bir an bile rehâvete kapılmaz ve gevşemezsiniz. İşte o zaman "büyük meydan"dan öteye selâmetle yürürsünüz.

***

Samimiyetsizliğe teslim olmuş dünyâlarda, hak etmediğiniz hâlde, muhtemeldir ki, sizi alkışlayacak riyâkâr eller bulabilirsiniz.

Vicdânınız size, beş para etmez bir tip olduğunuzu söylediği hâlde, işe yarar adammış gibi bir konuma gelebilirsiniz, cebi parayla dolu gösterişli bir soytarı olabilirsiniz.

Yalanı ve yalancıları müdafaa ettiğiniz hâlde, suçluluğunuza ve samîmiyetsizliğinize kendiniz de şâhit olmanıza rağmen, etkili araçlar ve o araçların karanlık niyetli sâhipleri, sizi paha biçilmez bir Hint kumaşı gibi takdim edebilirler.

Duvarlarına, köşesine-bucağına günah sinmiş salonlarda, yanlışı yaşayanların çokluğuna sığınarak, içinize sinmeye sinmeye, -belki de sine sine- rezâletler işleyip "çağdaşlık ve modernlik" gevezeliğini sakız gibi çiğneyebilirsiniz.

Büyük şeytanı arkanıza alıp, bile bile, göre göre gelecek nesillere, mâsûmların hukûkuna kıyabilir, yine de bir kahraman gibi lanse edilebilirsiniz.

Servet, şöhret, işret batağının şampiyonlarından birisi olabilirsiniz.

Bunlar yılışık ve samimiyetsiz dünyânın geçerli tavırlarıdır, ey yılışık adamlar!

***

Büyük meydanda bu samimiyetsiz çehreler değil, baştan ayağa samîmiyet kesilenler gülecek.

Bir güçlü el, sağlamı çürükten teker teker ayıracak.

Varlığınızla hangi safı güçlendirdiniz? Bu soru üzerinde kılı kırk yararcasına durulacak.

Adâlet yerini bulacak, hakkâniyetten kıl kadar sapma olmayacak.

Peygamberler bile başları önlerine eğik, sesleri solukları kesik, büyük mahkemenin karârını bekleyecekler.


***

Bir öğrenme ve öğretme mâcerâsıdır yaşanır, kan ve ter içinde, Allah aslanlarının savaş alanındaki fedâkârlığına eş.

Bir ameldir yaşanır, yüksek heyecanlarla, dost hatırına, karanlıkta da aydınlıkta da, yorgunlukta da, rahatlıkta da.

Bir cihattır sürer gider son güne dek. Ne yılgınlık, ne durgunluk bilinir.

Bir hizmettir yıllar yılı sürer. Ne takdir arzusu, ne alkış heyecânı, sâdece bir cümle, bir dua: "Bu hizmeti kabûl buyur Rabbim."


***

Büyük meydana vicdanla yaşanmış bir hayat götürülür. Büyük meydan sun'îlik ve riyâ götürmez. Ahiret merkezli, Kur'an merkezli, vicdan merkezli yaşanmış hayatlarla gidilir büyük meydana. Aksi takdirde gidişimiz gidiş olmaz, bitiş olur.

Büyük meydanda "görünmek değil olmak" geçerli sayılacaktır:

Dost görünmek değil, dost olmak, mücâhit görünmek değil, mücahit olmak, çalışır görünmek değil, çalışkan olmak...

Her kulağa göre ağız olmak değil, hakka adanmış sözler söylemek mûteber olacaktır büyük meydanda.

Allah'ı arayan bir hayat istiyor büyük meydan.

Eşyâyı düşüne düşüne eşya kesilmek... Bu hayat mı, çelik-çomak mı?

Büyük meydandan ötesi ya sonsuz bir mutluluk, ya da can yakıcı bir azaptır.

***

Görevliler gelir meydan kurulur. Mâliki yevmiddin emreder, hesâplar görülür.

İlk dikkât edilecek husus: Amel hangi maksatla işlenmiş?

Büyük meydanın amellerine Allah için başlanır, Allah'ı düşüne düşüne işlenir, ne beklenirse Allah'tan beklenir. Etrâfına güller serpe serpe yaşanan bir hayat yâni. Bir meydana getirme sevdâsıdır istenen. İstenen, imânın ve adâletin muhâfızlarına kıyanlarla uzlaşmamaktır, yozlaşmamaktır. İman ve adâlet uğruna bir ömür sarfetmektir.

Karanlık ve aydınlığın savaşında asla yan çizmemektedir. Karanlığın savaşçılarını dost bilmemektir.

İslâm yükünü omuzunda taşıya taşıya dört-büklüm olup gitmektir.

Bütün hayatı "sürüp giden bir dua" hâline getirmektir.

Aşk, şevk ve atılım sürecini sürekli kılmaktır.

Hak sözü, Hak hatırına mutlaka söylemektir.

Lâf kalabalığına itibâr etmemektir.

***

"Hicran gün ortasında öten bir horoz gibi seslenir pek vakitsiz." Anlaşılır ki; süre az, ayrılık kesin, yol uzundur.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook