"Su" Üzerine

0
Sayı: Şubat 1999

Çölde susuz kalmak ölmek demektir. İnsan bir süre sonra serap görmeğe başlar. Serap su değildir. Çölün bir ölüm davetiyesi, insanı bir nevi yutmasıdır. Hz. Hacer bunu çok iyi bildiği için, Safa-Merve tepelerinden gördüğü seraplara kanmamış, Allah'ın kendilerini terketmeyeceğine dair inancını yitirmeden kulluğun gereğini yerine getirmiş, Harem (emniyet) bölgesini terketmemiş, suyu durmaksızın aramış, aramıştır. Tâ ki Zemzem'i buluncaya, kana kana içinceye kadar... Hz. Hacer çölün ortasında o gün suyu gördüğünde kimbilir Cenab-ı Hakka nasıl şükretmiştir? Zemzem suyunu içince de, bütün hücreleriyle onu ihsan edene nasıl hamdetmiştir?

Kimyada suyun formülü H2O yani iki hidrojen, bir oksijen molekülünden oluşmuştur. Bugün pek çok şeyi sunî olarak taklid edebilen, ilmiyle mağrur insanoğlu, bildiğim kadarıyla suyun bir damlasını takliden (yapay, sunî) olarak yapabilmiş değildir. O ne kudret-i fatıradır ki, hayatı susuz imkansız kılmış, taşlar, kayalar çatlamış, yarılmış, aralarından gözeler, kaynaklar, pınarlar, nehirler meydana gelmiş, mütevazi akar, akar... sanki taşların gözyaşları...

"Su" üzerine neler yazılmamış, neler söylenmemiştir. En güzel şiirlerden tutun da, en ünlü tiyatro eserlerine konu olmuştur. "Su" üzerine bilmeceler düzülmüş, şarkılar yakılmıştır. Muharebe meydanlarında su, nice hayatlar kurtarmıştır.

Hangi zamanda ve mekanda sudan bahis açılsa, Kerbelâ aklıma düşer, hüzünlenirim. Allah Resûlünün göz bebeği, torunları Hz. Hüseyin'in (r.a) bir yudum suya hasret şehit edilişini hatırladıkça içim burkulur.

"Su" üzerine yazılan şiirlerin en güzellerinden biri de "Leyla ile Mecnun"u Divan edebiyatımıza kazandıran Fuzuli'nindir. "SU KASİDESİ" namıyla meşhur, oldukça uzun olan bu kasidesinde şair, Peygamber muhabbetinin en güzel örneklerinden birini vermiştir:

"Dest bûsî arzusuyla ölürsem dostlar

Kûze eylen toprağım sûnun anınla yâre sû"

Fuzuli ezcümle diyor ki: "Ey dostlar ben O'nun (s.a) elini öpme hasretiyle ölürsem, toprağımı testi yapın ve o (testi ile yare su ikram edin. (Ta ki toprak olduktan sonra O'nun dudağı ile buluşabileyim)

"SU" üzerine yazılan eserlerden biri de yabancı yazar Scribe'ın "BİR BARDAK SU" yudur. (LE VERRE DEAU) "Bir bardak Su" da koparılan fırtınaları, bir bardak su yüzünden saraylarda kralların nasıl devrildiğini, hanedanların nasıl çöktüklerini yazar, gayet güzel ve ustaca dialoglarla anlatır.

İlkokul sıralarında, sokaklarda yalınayak koştuğumuz zamanlarda uzun kış geceleri misafirliğe gelen komşularımızın çocuklarına, yani arkadaşlarımıza, sıcak sobaya biraz daha sokularak sorardık: "Dağdan gelir, bir yularsız aslan gelir, bil bakalım bu nedir?" Dedelerimiz eskiden içtikleri bir bardak sudan sonra, suyu getirene: "Su gibi aziz ol" ya da: "Allah su gibi devlet versin." derlerdi. Gazi dedelerimizin "Oğul, biz İstiklal Savaşımızda kurbağalı derelerden çok sular içtik" dediklerini, hepiniz duymuşsunuzdur.

Evet, dünyamızın dörtte üçü, vücudumuzun yüzde yetmişi su olduğuna göre, suyun canlılar için ne büyük bir lütuf, yüce Allah'ın ne büyük bir ikram ve ihsanı olduğu şüphe götürmez bir hakikattır. İnsanlar Cenab-ı Hakka bu ni'metinden dolayı ne kadar şükretseler, yine de bu ni'metin şükrünü eda edemezler.

Su hayatın özüdür. Hayat onunla kaimdir. Esasen âlemin meydana gelişinde, bir başka ifade ile kainatın oluşumu ve hayatın başlangıcında su baş rolü oynamıştır. Âlemleri yoktan var eden Allah, yüce kitabımız Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır: "Göklerle yer bitişik bir halde iken, biz onları birbirinden yarıp ayırdığımızı, her diri şeyi de su'dan yarattığımızı o küfr (ve inkar) edenler görmedi(ler) mi, hâlâ inanmayacaklar mı onlar?" Ayet-i kerime'nin açıklamasında rahmetli Bereketzâde İsmail Hakkı Bey'in "Necab-i Kur'aniyye"sinden şu satırlara dikkat edelim:

"İlmi araştırmalarını o geçmiş, sonsuz zamanlara doğru götüren bir fikir, şu büyük ecramın birbirinden ayrılışında bir kuvvet ve yaratma elini apaçık görür. Hele hayatın kaynağı olan suda o yüce kudret ne kadar aşikârdır. Suda iki türlü diriltme vardır. Birinci diriltme, sürekli ve devamlı olan diriltmedir. Kur'anda açıklandığı üzere ecramda ayrılış husule gelmiş; yerle-gök birbirinden ayrılmıştır. Yer başlı başına şule saçan bir kıt'a olmuştur. O zaman, kimya bilginlerinin "müvellidü'l-humuza=oksijen" dedikleri "Su" maddesi kendisindeki hareketle arz'dan buharlaşıyor ve hava boşluğunda tesadüf ettiği soğukluk o'nu suya çevirdikten sonra su, ağırlığından dolayı yere iniyordu. Bu keyfiyyet tekerrür ede ede nihayet bütün yeryüzü su oldu. Sonra bundan karalar meydana geldi. Nebatlar, hayvanlar ve bütün canlılar sudan zuhur etti. İşte bu birinci diriltmedir ki, ayet-i kerime'de yerin gökten ayrılışı bildirildikten sonra her şeyin su ile hayat bulduğunun zikir buyurulması buna işarettir. Sürekli ve devamlı diriltmeye gelince; bu yeryüzünün her yerinde her an doğan canlılarda müşahede olunmaktadır. İster birinci diriltmede olsun, ister bütün gün doğup büyüyen canlılarda olsun, arz'da her canlının hayatı ancak su iledir."

Hayatın en önemli ve bütün canlıların kendisinden müstağni olamayacağı bir unsuru olduğundan dolayıdır ki suyu insanların istifadesine arzetmek Hz. Peygamberin mübarek lisanlarıyla "Sadaka-i Câriye" olarak vasıflandırılmıştır.

Netice olarak; bu büyük ni'metin kadrini bilmek, ni'met elde iken hem meşru bir şekilde istifade etmek, hem de bu ni'metin şükrünü edaya çalışmak esas vazifelerimiz cümlesindendir. Evlerimizde sorumsuzca açılan musluklar hem israf, hem de diğer insanların hakkına tecavüzdür.

Mevzu'muza Mülk Suresi'nin son ayetiyle nihayet verelim: "De ki bana haber veriniz, eğer suyunuz (yeryüzündeki medar-ı hayatınız olan çeşmeler, pınarlar, ırmaklar vs.) yerin dibine gidip çekiliverecek olsa, artık size kim bir akarsu getirecektir?"

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook