İstikamet, Sevgi ve Şefkat Yolu

0
Sayı: Temmuz 2001

Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri insanı en güzel takvim üzere yaratmış, onun için insana âlem- i asgâr denilmiş. İnsan cismânî ve ruhânî olarak bütün mevcûdâtın hülâsasıdır ve bu kâinat manzûmesinin içinde sedefin ihtiva ettiği nefis bir inci mesabesindedir. Ve Cenâb-ı Hakk hazretleri bütün mükevvenâtı, cemâdat, nebâtat ve mahlukatı insana hâdim kılmışdır. İnsan kendi kıymetini ve mes'uliyetini idrak ettikden sonra himmet ve gayretini yükselterek, lâyık, yüce mertebelere yönelmelidir. O da kesiksiz daimî olarak tevazû üzere tam kullukdur.

Lakin pek az kimse; yalnız Hâlik teâlâ hazretlerinin irfan verdiği basiret ehli olanlar bu inceliği kavrarlar kendi mükerremliğini idrak ederek hayatları müddetince eksiksiz olarak kulluk etmeğe sa'y ü gayret ederler.

Sâlik bir taraftan büyük bir itinâ ile evradlarını yapmalı. Bir tarafdan da lâzım, hatta elzem olan kendi nefsindeki ayıbları aramalıdır. Bu Hakk teâlânın kulu üzerindeki haklarındandır.

Hakiki keramet ancak istikametin husûl bulmuş ve kemale ermiş olmasıyladır. Bunun da mercii ikidir:

Birincisi; Hak Teâlâ ve tekaddes hazretlerine imânın sıhhati.

İkincisi; Hâtem'ün-Nebiyyin'e zâhirde ve bâtında iktidâ ve tebaiyettir. Kula vacib olan ancak bunlara vâsıl olmak için çalışmakdır. Âdetlerin hârikası manasına gelen keramet ise tahkik ehli nazarında ibrete şayan değildir. Çünkü istikamette tekemmül etmeyenlerde de görülür.

"Mürid" sâdık olan tâlib demekdir. Allahü teâlânın sevgisi ile ve O'nun sevgisine kavuşmak arzusu ile yanmakdadır. Bilmediği anlayamadığı bir aşk ile şaşkın haldedir, uykusu kaçar, göz yaşları dinmez, geçmişdeki günahlarını hatırlayarak başını kaldıramaz.

Her işinde Allah'dan korkar, titrer, Allah teâlânın sevgisine kavuşturacak işleri yapmak için çırpınır. Her işinde sabr ve afveder. Her geçimsizlikde, sıkıntıda kusuru kendisinde görür. Her nefesde Allah'ını düşünür. Gafletle yaşamaz, kimseyle münakaşa etmez. Bir kalbi incitmekden korkar. Kalbleri Allah'ın evi bilir. Ashab-ı kiramın hepsini (radıyallahü teâlâ anhum ecmain) diyerek iyi bilir. Hepsinin iyi olduğunu söyler.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ashab-ı kiram arasında olanları konuşmamağı emir buyurdu. Mürid bunları konuşmaz, yazmaz ve okumaz. Böylece o büyüklere karşı bir edebsizlikde bulunmakdan kendini korur. O büyükleri sevmek, Allah'ın Resûlünü sevmenin nişanıdır, alâmetidir. Mürid kendi bilgisi ile, kendi görüşü ile evliyâ-yı kiramı biribirinden aşağı ve yukarı deye ayırmaz. Birinin daha yüksek, daha üstün olduğu ancak ayet-i kerime ve hadis-i şerif ile anlaşılır. Muhabbet sarhoşluğu elbet başkadır. Aşk sahibi mazurdur.

Mürid zeki ve anlayışlı olmalı. Bazı müridler ilk zamanlarında yukarıdaki güzel sıfatlarla muttasıf oldukları halde, zamanla bu güzel hal ve sıfatlarını kaybediyorlar. Halbuki bilakis tedennî değil terakki etmek lâzımdır. Sebebi ise eski müridlerin hatalı nâhoş hareketlerini görerek, onları daha ilerlemiş zannettiği için aynı hataları yapmağa başlamakda bir sakınca görmüyorlar. Halbuki bu ulvî yola gönül veren sâlik, iyi huy, hal ve ahlâkça tekâmül edemezse mânevi yolda ilerleyemez ve Cenab-ı Hakka vâsıl olamaz.

Herkesin istidatları ayrıdır. Kimileri eski olup uzun zamandan beri çalışdıkları halde, bu yolun gereğini ifa edemedikleri, yani lâzım gelen ihlâs, edeb, gayret, sevgi, bağlılık ve itaatı gösteremedikleri için mânen yol alamazlar.

Kimileri ise üç beş aylık yahud üç beş senelik olmalarına rağmen ihlâs, hüsnü niyet ve tevazu üzere akıllıca çalışdıklarından çok güzel ve semereli neticeler alırlar.

Yaşlıların hatalı hafif hareketlerini benimsememek şartıyla onlara hörmet göstermek ve saygılı olmak islâmî âdâbdandır.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook