İnfak ve Yetimler

0
Sayı: Kasım 2002

«Bir de sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "Afv etmek. İşte Allah size âyetlerini böylece açıklar. Olur ki dünyâ hususunda da, âhıret hususunda da iyice düşünüp öğüd alasınız." Bir de Sana yetimleri sorarlar. De ki: "Onları ıslâh eylemek, yararlı bir hâle getirmek çok hayırlıdır. Şâyed kendileriyle bir arada yaşarsanız onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah bir işin salahına çalışanlarla, fesadına çalışanları bir tutmaz. Eğer Allah dilese idi sizi muhakkak zahmete sokardı. Muhakkak ki Allah her şeye mutlak gâlibdir, her işinde hüküm ve hikmet sahibidir'» (Bakara Sûresi: 220)

Cenâb-ı Hak Teâlâ Hazretleri, neyi infak edeceklerini soranlara da afvı infak edin buyuruyor. Afv, kolaylık, zorluğu kolaylaşdırmak demekdir. Buna göre mânâ: «Kolay geleni ve elde olanı infak et, infakı zor gelmeyeni infak et» demekdir. Mala göre infak, infakı kolay olan maldan infak et demek olur. Cehd ise infakı zor olanı infak demekdir.

Ömer İbnü'l-Hattab -radıyallahu anh- anlatıyor: «Bir gün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize, elimizden olanlardan tasadduk etmekliğimizi emretti. Bu da yanımda mal bulunduğu bir güne rastladı. Kendi kendime dedim ki: "Bari bu gün Ebû Bekir'i geçeyim." Ve elimde verilebilecek ne varsa yarısını tasadduk etdim. Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- sordu :

— Evine ne bırakdın?

— Elimdekinin yarısını, dedim. Ebû Bekir'e :

— Sen evine ne bırakdm? diye sorunca Ebû Bekir :

— Allah'ı ve Resulünü bırakdım, diye cevâb verdi.

Ben de kendi kendime : "Bundan sonra hiç bir işde seninle yarışmam yâ Ebâ Bekir," dedim. Sonra Nebiyy-i Ekrem bize dönüp :

— Aranızdaki fark, söylediklerinizin arasındaki fark kadardır, buyurdular.

Yine âyet-i celîlede buyurulduğu veçhile yetimlerle meşgul olup onların ıslâhına çalışmak yüksek ahlâk sahibi kimselerin ahlâkındandır. Bunun bilhassa yetimle meşgul olup onu ıslâha çalışana daha büyük fâidesi vardır. Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-:

— Kim yetimin başını şefkat ve merhametle okşarsa elinin değdiği her bir saçı adedince hasene kazanır, buyurmuşdur.

Hadîs-i Şerîfde buyurulmuşdur ki: «Üç zümre vardır ki kıyamet gününde arşın gölgesi altındadır:

Birincisi: Kocası ölüp de yetimleri kalan, sonra başkaları tarafından istendiği halde varmayıp: "Şu yetimler ve ben ölmedikçe vallahi bunları yetiştirinceye kadar bunlara bakacağım” diyen kadın.

ikincisi: Zengin olup da yemek yapan ve yaptığı güzel yemeğe yetim ve miskinleri çağıran ve yediren kimse.

Üçüncüsü : Sıla-i rahmi ihmâl etmeyen. Ayrıca bu kimselerin rızıkları artar, ömürleri uzatılır, kıyamet gününde de arşın gölgesi altında olurlar.»

Yetimin vasisi bulunan kişi, yetimi, kendi çocuğunu nasıl terbiye ediyorsa öyle terbiye edecektir. Kıyamet gününde bundan sorumludur. Onun durumunu düzeltecektir. Terbiye etme : tehdîd, dövme, menfaatlerini kısma, ihsan ve iyilik gibi çeşitli şekillerde olabilir. Zira insanlar kabiliyet bakımından farklıdır. Bazıları, kabalık ve sertlikle terbiye edilir, yumuşak ve iyilik bunları bozar. Bazıları da aksinedir. Cenâb-ı Allah, kulların yapmış olduğu kötülüklerin, ölçüsüne göre had ve ta'zir cezaları koymuştur. Hür ve soylu insanların terbiyesi sultanlara, (devlet idarecilerine) köleler ve çocukların terbiyesi de efendiler ve babalara âiddir. Bunlar, terbiyeden sorumlu ve bunu yerine getirmelerinden dolayı da me'cûr olacaklardır.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur :

«Ey îman edenler! Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem âteşinden kendinizi ve ailenizi koruyun.» (Tahrim sûresi: 6)

Hadîs-i Şerifte:

— «Hepiniz çobansınız, emriniz altında bulunanlardan mes'ulsûnuz.» buyurulmuştur.


Ramazanoğlu Mahmud Sâmî

Bakara Sûresi Tefsiri: s. 277-280

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook