Muhabbet Sermayesi Zayi Olmasın

0
Sayı: Mart 2020
Muhabbet Sermayesi Zayi Olmasın

"Muhabbet” kelimesi, hiçbir zaman güncelliğini yitirmeyen ve hemen her dinde ve kültürde kendisinden sıkça bahsedilen bir kavramdır. İslâm kültüründe özellikle ahlak, tasavvuf ve edebiyat gibi sahaların en temel konularından birisini teşkil eder. İnsana lütfedilen en kıymetli kalbî sermayelerden biridir. Her sermaye, öncelikle doğru muhafaza edilmeye, yerinde kullanılmaya ve asla zayi edilmemeye ihtiyaç hisseder. Duyguları yönetmek zordur. Fakat zor da olsa bunu başarmadan insanın kendi öz benliğini ve değerlerini koruması da imkânsızdır. Özellikle sevgi duygusunu doğru yönlendirmek bir anlamda hayat-memat meselesidir. Zira kişiliğin oluş kıblesini muhabbeti tayin eder.
İnsan ünsiyet eden ve ülfet edebilen bir varlıktır. Esasen tüm varlıkta böyle bir özellik az ya da çok vardır. Ünsiyet ve ülfetin mayası, muhabbet sermayesidir. Bu ulvî nimetten herkesin nasibi farklıdır. Maddî nimetler emanet olduğu gibi manevî nimetler de kişiye emanettir.
Allah ile kul arasındaki en önemli bağ olan “iman bağı”, muhabbet temellidir. Âyet-i kerimede “Allah size imanı sevdirdi ve onu kalbinize güzel gösterdi”1 buyurulması bu hakikate işaret eder. “İman edenlerde Allah sevgisi her şeyden daha şiddetlidir”2 âyeti de imanla muhabbet birlikteliğinin ne ölçüde olması gerektiğine dikkat çeker.
Bütün gönüllü birlikteliklerde ve odaklanmalarda sevgi mayası vardır. Eşler arasında, evlat-ebeveyn arasında, eş, dost ve akraba ilişkilerinde, ev, iş ve diğer meşgalelerle oluşan ilgi düzeylerinde, hiç şüphesiz muhabbet sermayesinden nasipler vardır. Bunlar fıtratımıza konulmuş tabiî sevgilerdir. Fakat bu sevgilerin hiçbiri, Kur’ân-ı Kerim’in beyanına göre Allah sevgisinden, Resûlünün sevgisinden ve Allah yolunda cihad etme muhabbetinden öne geçmemelidir. İşte şu âyet-i kerime bu manada, sevgi sermayesinin kullanılma alanlarını ve nasıl yönetilmesi gerektiğini beyan eder gibidir:
“(Ey Resûlüm!) De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım-akrabanız, kazandığınız mallar, durgunluğa uğramasından endişe ettiğiniz ticaretiniz ve hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah buyruğunu (kıyameti) gerçekleştirinceye kadar bekleyin. Allah günaha saplanmış kimseleri hidayete erdirmez.” (Tevbe 9/24)
Kişinin duygu, düşünce ve davranış biçimlerinin teşekkülünde sevgi unsurunun önemli bir yeri olması sebebiyle Kur’an, inanan insana âdeta sevgi sınırları çizmiştir. Meselâ dünyayı ahirete tercih etmek, mala tutkuyla bağlanmak, inkârcılara ve ehl-i kitaba muhabbet beslemek zemmedilirken3, Allah’ı her şeyden fazla sevmek, müminlere dost olmak, Allah yolunda severek infakta bulunmak, taatlere sevgiyle yönelmek, methedilmiştir4. Binâenaleyh kalpteki sevgilerin yönü, derecesi ve sınırı, Allah’ın belirlediği ölçüler içerisinde olmak durumundadır. Evet sevgi her ne kadar bazen irâdeye bağlı olmadan da oluşuveren kalbî bir meyil ise de kişi bir şekilde gücü nispetinde sevginin yönüne ve ölçüsüne dikkat etmekle yükümlüdür. Zira sevginin irâdeyle tabiî bir ilişkisinin var olduğu inkâr edilemez bir gerçektir5.
İslam büyüklerinin şöyle bir tespiti olmuştur: Allah sevgisi dışında bütün sevgilerde ifrat (haddini aşma hali) söz konudur. “Allah için sevmek” le “Allah sever gibi sevmek” arasında fark vardır. Allah için olan sevgiler, Allah sevgisinin dalları gibidir. Ancak hangi sevgi gönülde yer tutar ve Allah sevgisinden daha şiddetli hale gelirse, sevilen varlık sevenin mabudu haline gelmiş olur. En büyük günah olan şirkin doğma sebeplerin başında, çoğu zaman muhabbet duygusunu yanlış yönlendirme gerçeği vardır. Tarih boyunca nice liderler, salihler, dilberler ve hatta kimi peygamberler mabud haline dönüştürülmüştür.

 

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook