Sevgimiz Kadar Allah İçin Buğzumuz da Vardır

Yüce Rabbimiz Kuran-ı Kerim’de kendisini Rahman, Rahim, Ğafur, Vedud gibi merhamet ve sevgi yönü öne çıkan isimleriyle tanıtır. Pek çok ayette kullarına olan sevgisini vurgular; hatta rahmetinin, şefkatinin, gazabını geçtiğini bildirir.

Yüce Rabbimiz Kuran-ı Kerim’de kendisini Rahman, Rahim, Ğafur, Vedud gibi merhamet ve sevgi yönü öne çıkan isimleriyle tanıtır. Pek çok ayette kullarına olan sevgisini vurgular; hatta rahmetinin, şefkatinin, gazabını geçtiğini bildirir. Bu ilahi ahlak ile ahlaklanmaya çalışan sufiler de insanlara, varlıklara hatta hasımlarına bile sevgi ile yaklaşmayı kendilerine düstur edinirler. Mevlana, İbn Arabi, İmam Gazali, Bahaeddin Nakşibend, Yunus Emre ve daha nice Allah dostları, insanlığa olan sevgi ve muhabbetleri ile öne çıkmıştır. Böyle olmakla beraber yeri geldiğinde Allah için öfkelenmeyi de iyi bilirler.
Yüce Rabbimiz Kuran-ı Kerim’de kâfirleri, müşrikleri, münafıkları sevmediğini açıkça bildirir. Allah Rasûlü (sav) de “Amellerin en faziletlisi, Allah için sevmek Allah için buğz etmektir.” (Ebu Davud, Sünnet, 3) buyurmuştur. Allah ve Rasûlü’nün ahlakıyla ahlaklanma yolunda olan sufilere göre Allah için sevmek ne kadar mühimse Allah için nefret etmek de o derece önemlidir.
Bugün maalesef bazı sufi kesimler bu hassasiyeti kaybetmiş durumdalar. Allah için her şeyi seveyim derken O’nun yolunda buğz etmede özensiz davranmaktalar. Neredeyse İslam düşmanlarını bile kuşatan, sınırı olmayan bir sevgi yolunu tutarak ciddi bir sapma yaşamaktalar. İsmine gelenekselci ve perennialist denilen bu tip sufi akımlar, tüm dinleri şu andaki hali ile hak din olarak kabul ederek İslam’ın tek hak din oluş gerçeğini inkâr ediyorlar. Onlara göre Yahudi, Hıristiyan veya herhangi bir dini geleneğe ait olan herkes, cennete girebilecektir. Hâlbuki din âlimlerimize göre İslam’ı kabul etmeden hidayeti bulmak mümkün değildir. 
İmandan mahrum kimselere karşı gösterilecek olan gerçek merhamet, onlara hidayet nurunu ulaştırmaktır. Gerçek dindarlık Allah’ın sevdiğini sevmek, sevmediğini de sevmemektir. Gazali “mahbubül mahbubi mahbubun: Sevdiğimizin sevdiğini severiz” derken aynı zamanda “sevdiğimizin sevmediğini de sevmeyiz” demektedir. Nitekim sahabe-i kiram İslam için en yakın akrabalarını bile terk etmişlerdir. Peygamberimizin düşmanlarına dost olmamışlardır, Peygamberimize eziyet edenlerin arasında olan Ebu Süfyan Müslüman olmadan önce Hz. Peygamber’in hanımı aynı zamanda da kendisinin kızı olan Ümmü Habîbe (r.anha)’nin yanına bir konuda ondan yardım istemek için gider. Yanına girdiğinde odadaki şilteye oturmak ister. Ancak kızı süratle şilteyi altından çekerek kaldırır. Her haliyle oturmaya hazırlanmış olan Ebu Süfyan düşmekten zor kurtulur. Bunun üzerine “Kızım, şilteyi mi benden esirgedin, yoksa beni mi şilteden?” diye sitem edince Ümmü Habîbe (r.anha)’den şu cevabı alır: “O, Allah Rasulü’nün şiltesidir. Sen ise bir müşriksin.” Böylece din için olan öfkesini babasına bile göstermekten çekinmez. Zira babası peygamber Efendimize düşmanlık yapmış, O‘na karşı pek çok mücadelenin içinde olmuştur. 
Yüce Rabbimiz Peygamberimizin ashabını, bu yönlerini öne çıkararak şöyle över: “..Muhammed Allah’ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler...” (Fetih Suresi, 29)  Bazı sufi kesimler ise ayetin zıddına, kâfirlere karşı büyük bir sevgi ve anlayış sahibi iken, kendi görüşlerine uymayan Müslümanlara karşı pek sert olmaktadırlar.
İmam-ı Rabbânî’ye göre imanın göstergesi küfre, putperestliğe karşı nefret duymaktır:
“Öyle ise imanın hakikatine ulaşabilmek için küfürden uzak durmak gerekir. Bunun en alt seviyesi küfürden kalben uzak durmak, en üst düzeyi de hem kalben hem de bedenen uzak olmaktır. Uzak durmak; Hak Teâlâ’nın düşmanlarına düşmanlık bes­lemekten ibarettir. Şu ayet-i kerime bu manayı desteklemektedir: “Ey peygamber kâfirlerle ve münafıklarla cihat et ve onlara katı ol. (Tevbe, 73)” 
Bu fakire göre, Allah Teâlâ’nın rızasını elde etme husu­sunda hiçbir amel kâfirlere cephe almaktan daha faziletli değildir. Zira Hak Teâlâ’nın; küfre, kâfirlere, Lât ve Uzza gi­bi batıl ilahların bizzat kendilerine yönelik düşman­lığı vardır. Bu sahte ilahlara tapanlar da bizzat Rabbimizin düşmanlarıdır. Bu çirkin suçun cezası da sonsuza dek cehen­nemde kalmaktır. “Allah kendisine şirk ko­şulmasını bağışlamaz.” (Nisa, 48) ayeti katıksız bir kâfirin cezasının ebedi cehen­nem olduğunu gösterir. (266. Mektup) 

...

 

Yazının Devamını Altınoluk Dergisinden Okuyabilirsiniz.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle