Sırât-ı Müstakîm

0
Sırât-ı Müstakîm
Sırât-ı Müstakîm - Rabia Brodbeck
Sayı : 393 - Kasım 2018 - Sayfa : 44


Hatemü’l enbiya Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, ile beraber hak din galip gelmiş, hak batıldan ayrılmış, muhteşem sırât-ı müstakîm yolu tesis olmuştur. Bu, Ümmet-i Muhammed’in hazinesi, Allah’ın hak yolunda mücadeleye davetidir.
Sırât-ı Müstakîm, “Dosdoğru Yol” ile gelen en yüksek kemâl; sırât-ı müstakîm, Allah Teâlâ’nın ilâhî sıfat ve isimlerinin yoludur. O, “Tarikat-ı Muhammedîye”dir ve Efendimiz’in “Ahlâk-ı Muhamme-dî”sini temsil eder, Hakk’ın ebedî Cemâl ve Kemâline götüren yoldur. Müslümanların gaflet uykusundan sırât-ı müstakîmin o yüce farkındalığına, gafletten, ilahi bilincin nuruna uyanması gerekmektedir. Bu farkındalık Ahlak-ı Muhammediyye’nin idrakidir. Ne zaman sırât-ı müstakîm‘in aslında “Tarik-i Muhammedi” olduğunu anlar, ve bu hakikate gönülden teslim olursak ancak o zaman içinde yaşadığımız bu dünya, yolun ihtişamını yansıtan bir vasıta haline gelir.
İnsanoğlunun bu dünyada doğuşu, doğru yola, sırât-ı müstakîm’e bir davettir. Güzellik ve mükemmelliğin, uçsuz bucaksız sonsuzluğun, süregelen devamlılığın, ebedi nûr ve aşkın yolu üzerinde tefekkür etmek için bir davettir. Ebedi refah, cömertlik, lütuf, ikram ve fazilet yoluna bir davettir.  Kişinin yolunun tozu olduğu, kul olduğu, kurban olduğu bir yola davet edildik. Bütün kâinata rahmet olarak gönderilen Peygamberin ayağının tozu olup O’nu takip etmeye çağrıldık. Bu davet, cennete kurbiyet ve ünsiyet kazanmak için bir ilahi davettir.
Bu yol kalbi ve ruhu saflaştırmanın yoludur. Bu yol, fedakârlık yoludur. Bu yol, büyük cihad ile kendimizin, küçük cihad ile Ümmet-i Muhammed’in kurtuluşuna vesile olmanın mücadelesidir. Bu yol kendisi ümmi olan, Habibullah’ın yoludur. Bu yol ilahi ilhamın ışığıdır. Bu yol, kendini feda etme mutluluğunun yoludur. Bu yol hicret ve hac yoludur. Bu yol, Yaratıcımıza “iyya k ena’büdü ve iyyakenestaîn “  diye yalvardığımız yoldur. Bu yol, anma, dua, ibadet yoludur, teslimiyet aşkının yoludur. Bu yol; yakarıştır. Hz. Mevlana(ks) bizlere şöyle seslenmektedir: “Ey Hak yolcusu! Sende bu yolun sevdası varsa, başında bu dergâhın aşkı, muhabbeti varsa, Hak ehlinin yöneldiği aşk kapısının anahtarı nedir bilir misin? “Lâ ilâhe illallâh” sözünü çokça söylemektir.”
Hayatımızda ne ölçüde ilahi mübadeleye girersek, Allah’ın Huzurunda yetim ve kul olursak, hakikatin peşine düşersek, asıl vatanımıza dönersek,  muhabbet uğruna cihad edersek, şirkten kurtulursak, kutsal emaneti taşırsak, bütün peygamberlerin izinden gidersek, Allah da bizi o kadar hakikat içinde diriltir ve o kadar sırât-ı müstakîm üzere yaşamış oluruz.
Her yolun bir girişi, bir kapısı vardır ve her yolun bir sonu yine ulaştığı bir kapı vardır. Kurtuluşa giden yolun girişi de yolun sonundaki kapının kendisi de Habibi Huda, Şefii Ruzi Ceza Muhammed Mustafa’dır. Hatta yolun kendisi de O’dur. O olmadan ne doğru yola girilebilir, ne o yolda yürünebilir ne de menzile yani vuslatı ilahiye varılabilir. Mevlana Celaleddini Rumi Hazretleri’nin kim olduğunu dile getirdiği şu sözü bize bu gerçeği çok çarpıcı bir şekilde vurgulamaktadır ”Ben Kur’an’ın kölesi, seçilmiş Muhammedin ayağının toprağıyım...”
Muzaffer Ozak Efendi Hazretleri bir hutbesinde sırât-ı müstakîm’i bize şöyle anlatıyor; “Kırk rekatta ‘ihdinas sırâtal müstakîm’ diyoruz; ‘Ya Rabbi! Sana giden yolda ayağımızı sabit kadem et, ayağımızı kaydırma, imansız çenemizi kapama’ kırk defa diyoruz. Peygamberi(sav) seversen imanın kemale erer. O’nu sevmeyince yolu bulamazsın. En kestirme yol Rasulullah’ın muhabbeti ile Allah’a vuslattır. O’ndan başka yol yok. Çok yol var. Her mahlukatın nefesinin sayısınca Allah ‘a giden yol var. Bütün yollar kesilmiş, ancak bir kapı var, Bab’ı Muhammediyet. En kestirme kısa yol. Adem aleyhisselam bile öyle yapmış. Üç yüz sene ağlamışta büyük babamız ve sonra kalbine şu ilham gelmiş”
Bu dünya hayatında, bizi doğru yoldan alıkoyacak her şeyi terk edip kaçmalıyız. Kur’an-ı Kerîm’de buyrulur; “(Ey Resulüm, de ki:) “Öyleyse Allah’a koşun (kaçın, sığının), gerçekten ben size O’nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.” (Zâriyat Suresi 50.) İnsanoğlunun apaçık bir düşmanı olarak ilan edilmiş şeytan bizi sırât-ı müstakîmden alıkoymak için her şeyi yapmaya hazırdır. Hatta sırât-ı müstakîm üzere olmak için ettiğimiz her bir niyet ve kalkıştığımız her bir amelde dâhi kıyamete kadar yol kesicilik yapacağını söyler; “Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar (ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.” (A’râf Suresi, 16.) Halbuki onun boş vaadleri, şüphe ve endişe verici vesveseleri ile hakiki müminler üzerinde hiç bir tesiri yoktur. Müminler için her zaman gerçek tehlike; gönlünde taşıdığı ve kendisini yoldan alıkoyan sevdikleri ve bağlandıklarıdır.  Muzaffer Ozak Hazretleri şöyle buyurmaktadır:”Ey mü’minler! Bilhassa dikkat ediniz. Şeytan, insanları hak yolundan çeviremedi mi, ailesini kandırıp, ailesi vasıtasıyle o kimseyi Allaha karşı isyankar yapar. O halde seni Allah yolundan her ne şey alıkoyarsa en yakının, ailen, evladın dahi olsa, bilmiş ol ki ; o senin düşmanındır. Hz. Ademe secere-i memnua’dan yediremeyen İblis, Hz. Havva anamız vasıtası ile lihikmetillah yedirmeye muvaffak olmuştu.”
Yolcu ol ve girebilecek kapıları ara. Oturma, koş. Gaflete düşüpte pasif tarafta kalma. En büyük yolculuk hac ve hicrettir. Allahu Zülcelal Hazretleri Tevbe Suresi 20. ayette bize şöyle buyurmaktadır; “İman edip ve hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla, cihad edenler, derece bakımından Allah katında daha üstündürler. İşte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir.”
Bütün Kuran’ın hakikatini barındıran Fatiha-i Şerife’nin son ayetleri, bizlere sırat-ı müstakîmden bahseder; “Bizi doğru yola eriştir.” “O kendilerine nimet verdiklerinin yoluna.” “Gazaba uğrayanların ve yoldan sapanların yoluna değil.” Özellikle son iki ayet bizlere Hak yolunda hakiki yolcu olabilmek için en büyük şart ve göstergeye işaret etmekte, hem bâtında hem de zâhirde kiminle birlikte olmamız ya da olmamamız gerektiğini açık bir şekilde vurgulamaktadır. Hem gönlümüzde hem de günlük yaşantımızda kimlere muhabbet ettiğimiz ve kimlerle birlikte olduğumuz, sırat-ı müstakîm üzere olup olmadığımızın ispatıdır. Yine bir ayette Yüce Mevlamız bizlere kimlerle birlikte olmamız gerektiğini şöyle buyurmaktadır. “Her kim, Allah’a ve peygambere itâatkâr olursa, işte onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihler ile birliktedirler. Bunlar ise, ne güzel arkadaş!” (Nisâ Sûresi, 69)
Devam Edecek...

 

Yorum Yazın

Facebook