Derdin Ne?!

0
Derdin Ne?!
Derdin Ne?! - Neslihan Nur Türk
Sayı : 386 - Nisan 2018 - Sayfa : 46

Geldin gidiyorsun yâhû! Daha ne bekliyorsun?
Başına kar, döşüne kor düşmedi mi, derdin ne?!

Hâlâ, neden oldu, niye oldu, şöyle olsa daha iyi değil miydi, diye soruyorsun. Bırak! Ânı yaşamaya bak. Çünkü bu sorgulamalar sebebiyle zaten, içinde bulunduğun ânı da mütemâdiyen kaçırıyorsun. Tamam. Yaraların var, acıyor. Sızıların var, seni bir türlü bırakmıyor. Kırgınlıkların var, peşinden ayrılmıyor; fakat bir de seni herkesten daha iyi tanıyan, bilen ve bu sebeple, nice hikmetle yaşamış olduklarını yaşatmış olan bir Rabbin var, neden unutuyorsun? Neden sürekli, aslında değmeyecek kimseleri ve değiştiremeyeceğin, sorgulayıp durmakla bir yere de varamayacağın hâdiseleri düşünerek, ömrünü isrâf ediyorsun? İsraf haramdır, yani çok büyük bir günahtır, bilmiyor musun?
Hadi gel! Artık tüm sorgulamalar, solda sıfır olsun! Bunun yerine sen, sağda sıfır olup bir olan şükrünü yüze, bine, milyona çıkar! Aynısını secden, sadakan, şükrün için yap. Zaten, kendini buna alıştırdıkça, daha önceden gözünde büyüttüğün ve adını dert koyduğun nice işin, nasıl da anlamsızlaştığını göreceksin. Senin dert dediğin şey, ilgi gösterdikçe şımaran bir ukalâ! Oysa yapacağın sadece şunu demek: Lâzım imiş ki bana, yaşatmış yüce Mevlâ!
Nitekim başına gelen, beğendiğin ve beğenmediğin her şey senin için yaratılmıştır. Emin ol ki senin için hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemen de senin için daha kötü olduğu hâlde bir şeyi sevmen de mümkündür. Sen bilmezsin, Allah bilir.1 E Rabbinin sana garezi mi var?! O’nun hakkında nasıl bir zan besliyorsun ki sana yaşattıkları ve yaşatmadıkları için kahrediyorsun?! Bu tavır hiç, îmanlı bir sîneye yakışır mı? Rabbinin seni, zora sokan imtihanlarla sınamasının, temizlenmen ve bulunduğundan daha manzaralı bir balkona çıkabilmen için olduğundan şüphe mi ediyorsun? Halbuki O seni sana lûtfederken karşılıksız vermenin; seni gözetip kollarken de karşılıksız sevmenin zirvesidir! Böyle rakipsiz ve üstün bir aşkla seven bir Allah, nasıl olur da senin için sana faydası olmayacak bir tecrübe halk eder?
Hadi gel! Güzeller güzeli Rabbimiz, anlam veremediğin ve içinden çıkamadığın bir işle sınadığı vakit, “Ben şüphesiz her şeyimle O’na âidim ve şüphesiz O’na döneceğim” de.2 Bunu de de, huzûrun çağlayan bir pınar gibi akarak içine doluşunu hisset. Dünyanın bir mücâdele ve imtihan sahası olduğunu artık kabûl et! Bunu kabûl edersen, hiç ara vermeden, sanki sıraya girmişçesine gelip duracak olan imtihanları daha kolay karşılarsın. Bu dünya, bunaldıkça Rabbine dönerek ferahlamayı, sıkıldıkça Rabbini anarak nefes almayı, hastalandıkça O’nun yarattığı şifâları arayarak sıhhat bulmayı öğrenme yeridir. Kabûl et ki burası, son ânı da dâhil olmak üzere, akıl oyunlarının, savaşların, yarışların, çatışma ve barışların yaşanacağı Dünyadır. Bu, sen itiraz etsen de değişecek değildir. Allah, bizi hayır ile de şer ile de dener.3 Hayır hayır, bunu eziyet olsun diye yapmaz. Bunu, îman edenleri arındırmak ve küfre sapanları mahvetmek için yapar.4
Gel sen, Rabbine sığınıp huzur bularak yaşayanlardan ol. Gel, şeytanın vesvesesine esir düşme de Rabbinin kulu ol. Çünkü burası zaten, geçici bir yerdir. Hani, beş dakikalığına uğradığın bir dükkan  gibi… İki saatliğine gölgelendiğin bir çardak gibi… Ne bileyim, belki beş günlüğüne kaldığın bir han, yirmi yıllığına yerleştiğin ya da yetmiş seneliğine kirâladığın bir alan gibi… Ennetice, geldiğimiz ve kesin olarak gideceğimiz bir yer. Sen bu yeri, yayılıp ferahlayacağın, her istediğini karşında hazır bulacağın, hiç sıkılıp bunalmayacağın cennet mi sandın? Bilakis burası, cennet ve cehennem ehlinin birbirinden ayrılacağı bir kalburdur. Sanma ki elenip ayıklanan sadece bulgurdur. Dünya kalburunda asıl, insan elenir. Burada mü’minler, şiddetle sarsılır ve denenir!5 Yani? Yani acıların en büyüğüyle, yoklukların en zorlusuyla, ayrılıkla, hastalıkla, sancıyla… imtihan edilir.  
Mâdem ki bunlar, zaten en baştan, bizi Yaratanın bize bildirdiği hakîkatlerdir, îman ile sabret! Tüm bu hengâmenin arasında, sâkin ve emin bir liman olan teslimiyeti fark et. Yüzmeyi bilmediği için çırpındıkça batan kimseler gibi olma. Tabii, bunu kıyıya oturmuş denizin mavisini seyrederken söylemek kolay, biliyorum. Biliyorum dalgaların içinde, girdâbın göbeğindeyken birilerinin nasihatini duyabilmek çok zordur; lâkin yaşamak ve kıyıya ulaşmak istiyorsan, her türlü tehlikeden emin ve huzur dolu olan kulluk kıyısına sen de tâlipsen, başka yolu yok, mücâdele edeceksin! Üstelik unutma ki nasıl yaşarsan, öyle ölecek, nasıl ölürsen öyle dirileceksin.6  
Sakın bana, burada dalgalarla boğuştuğun gibi ölürken de şeytanla cebelleşmek istediğini, sonra mahşer yerinde de aynı karmaşaya meraklı ve hevesli olduğunu söyleme! Aklın varsa, bir an evvel nakilde erit! Aklın varsa, bir an evvel Rabbinin murâdında yok et! Sana sürekli olarak neden, niçin, niye, fakat, lâkin, dedirten ve seni âsûde bir hayattan sürekli uzakta tutan o çok bilmiş ukalâ aklına haddini bildir! Yaşadıklarından korkma! Onları sana yaşatmış olan Rabbinin takdîrinden râzı olamamaktan kork! Yaşadıklarından değil, onlardan ibret ve ders alamamaktan kork. Yaşadıklarınla değil, onlardan ötürü tecrübe kazanarak, nasıl daha iyi yaşayabileceğine odaklan! Dönüp dönüp işmar ederek şımartma geçmişini! Tatlıysa, şükret, Rabbinden bil, yürü… Acıysa, sabret, Rabbinden bil, yürü! Hayır da şer de O’ndandır, hiç unutma! Her hâlükarda Allah için yürüyüşüne devam et.
Çünkü Allah sabredenleri sever.7 Allah haksızlık etmekten sakınanları sever.8 Allah, yaptığı işi en güzel şekilde yapanları sever.9 Allah tevbe edenleri ve temizlenenleri sever.10 Allah sözünü yerine getirenleri ve kendisine karşı gelmekten sakınanları sever.11  Allah takvâ sâhiplerini, bollukta da darlıkta da Allah için harcayanları, öfkelerini yutanları ve affedenleri sever.12 Allah, kendisine dayanıp güvenenleri,13 adâletle hükmedenleri,14 ahdini bozmaktan sakınanları15 ve kendi yolunda, kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever16.  
Derdin O’nun sevdiklerinden olmak değilse heyhât! Derdin ne, dön hele bir bak! Dert diye gözünde büyüttüğün, özünde çürüttüğün ne kadar boş iş varsa kaldır at!!! Geldin gidiyorsun yâhû! Daha ne bekliyorsun? Başına kar, döşüne kor düşmedi mi, derdin ne?!!!
Dipnotlar: 1) Bakara 216 2) Bakara 156 3) Enbiyâ 35 4) Âl i İmran 141 5) Ahzab 11 6) Münâvî, Feyzü’l Kadîr, V, 663 7) Âl i İmran 146 8) Tevbe 4 9) Bakara 195 10) Bakara 222 11) Âl i İmran 76 12) Âl i İmran 1 13) Âl i İmran 159 14) Hucûrat 9 15) Tevbe 7 16) Saff 4

 

Yorum Yazın

Facebook