Kemal Seyrinde Ağaç ve İnsan

0
Kemal Seyrinde Ağaç ve İnsan
Kemal Seyrinde Ağaç ve İnsan - Rabia Brodbeck
Sayı : 403 - Eylül 2019 - Sayfa : 17

Ağaçsız bir dünya tasavvur etmek mümkün değildir. İnsanoğlu yeryüzünde ağaçsız hayat süremez. Oksijen kaynağı olmalarının yanında ağaçlar, bize bitmez tükenmez nimet, ihsan ve faydalar sunuyorlar. Kur’ân-ı Kerim’de Allah Teâlâ şöyle buyuruyor; “Allah onunla size ekinler, zeytin ve hurma ağaçları, üzümler ve her türlü ürünü yetiştirir. Düşünen kimseler için bunda ders vardır.” (Nahl, 16/11) “Yaş ağaçtan size ateş çıkarandır. Ondan ateş yakarsınız.” (Yasin, 36/80) “Yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indirip onunla, bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği, güzel güzel bahçeler meydana getiren mi?...” (Neml, 27/60)
Diğer taraftan ağaç sonsuz bir tefekkür kaynağını temsil ediyor. Varlık ağacı butün silsilerin varoluşunu anlatıyor, varlık mertebelerini ifade ediyor. Yaratılış hikmetinden bahsediyor, varlığının batınî boyutundan bahsediliyor. Nasıl insan yeryüzünde hayatında bir gelişme ve bir olgunlaşma süreci geçirmek zorunda kalırsa, ağaç da aynı süreçlerden geçmektedir. Hz. Mevlana şöyle buyuruyor; “Muhabbetin hakîkatini bir ağaçtan duy ve ondan ibret al!” Hz. Abdülkadir’in yaptığı muazzam tasvir de dikkat çekicidir: “Nurun kaynağı ilâhî bir ağaçtır. O ağaç, kökleri ve dallarıyla îmân esaslarını telkin eden ve saflık lisanında araçsız-aracısız tebliğde bulunan tevhîd halidir.” Hz. Mevlana şöyle buyurmaktadır; “Aşk bir nurani ağaçtır; dalları ezelde, kökleri ebeddedir. Bu aşk Tuba’sının ne Arş’la, ne arzla(yerle) bir ilgisi var.”
Veliler ve alimler tarafından ağaç insan-ı kamil ile özdeşleştirilr. İbnü’l-Arabî Hazretleri’nin insan-ı kamil’i ağaç metaforun üzerinden anlatmasını Michel Chodkiewicz şöyle yorumlamıştır; “Kökü sapasağlam, dalları da semada olan” (Kur’ân, 14:24) ağaç ile özdeşleştiriyor. Hem dünyevî hem de semâvî olarak velî, yüksek ile alçağı, yani Hakk ile halkı bir araya getirebilendir. Tıpkı vârisi olduğu Hakîkat-ı Muhammediyye gibi velî, “iki denizin” “berzah”ını teşkil eder.”
Ağaç ve insan yeryüzünde hayat sürmektedir. Ağacın ve insanın kemale ermeleri birbirine benzerlik gösterir. Nasıl ağacın köklerinin derinleşmesi için toprağa tutunması şartsa insanın da derinleşebilmesi hakikate tutunmakla mümkündür. Ağaç kökünden ayrılmaz. Kök nasıl topraktaki yerine tutunuyorsa ağaç da köküne tutunmalıdır. Hakikate şehadet ile tutunan insan bu şehadete bağlılığı ölçüsünde iman meyvelerine sahip olabilir. Köklerinden dallarına sürekli hareket halinde olan ağaç bununla birlikte merkezini korur. Sema yapan insan tıpkı varlık ağacı gibi bir merkezin etrafında dönmektedir, her ne kadar hareket halinde olursa olsun ruhu bir merkeze bağlıdır. Çünkü sema yapan insanlar varoluşu kutlar. O yüzden varoluş ağacıdır. Çünkü kâinattaki her şey zerreden küreye kadar her şey bir merkez etrafında dönmektedir. Bu dönüş O’nun varlığına şehadettir.
Suya muhtaç olan ağaç kökleriyle topraktan su emer. Suya ulaşmak içinse toprağın derinliklerine doğru yol alır. Ağacın bu mücadelesi bize Hz. Hacer’i hatırlatıyor. Allah Teâlâ’nın emrine teslim olmanın en güzel misallerinden olan Hz. Hacer annemiz çöl sıcaklarının ortasında, ölüm ve yaşam arasında, hem kendisi hem de evladı İsmail a.s. için susuzluğa direnmiş, Rabbimiz de onu zemzem suyu ile mükâfatlandırmıştır. Bu mücadelesi, bu cihadı kıyamete kadar Müslümanlar için örnek olacaktır.
Ağaç, kökleriyle ne kadar derinleşebilirse o kadar suya ulaşır. İnsan da varlık çölünde aşk ateşiyle hayat suyu aradığı ölçüde Allah’ın mükafatına kavuşacaktır. Ahmed bin Mesrûk et-Tûsi ağaçlerin sulanması husunda şöyle der; “Marifet ağacı fikr suyuyla sulanır, gaflet ağaçı cehalet suyuyla sulanır. Tevbe ağaçı pişmanlık suyuyla sulanır. Muhabbet ağaçı birlik, murakabe ve isâr suyuyla sulanır.
Adem (a.s.)'ın dünyaya düşmesi tıpkı bir tohumun toprağa düşmesi gibidir. Tohum ağaç olup meyve vermesi gibi. Adem da tövbe gözyaşlarıyla suladığı özünden aşk meyvelerini devşirmiştir. Dünyada çeşitli günahlar işleyen ademoğlu, af edilmek için sevgi ve ahiret tohumu dikmiştir. Bu çabası ve mücadelesi Müslümanın hayatının amacıdır. Öyle ki kıyametin kopacağını bilse dahi, hadis-i şerifte buyrulduğu gibi ahiret tohumunu dikmekten geri durmaz; “Kıyâmet koparken sizden birinizin elinde bir hurma dalı bulunur da bunu Kıyâmet kopmadan dikmeye gücü yeterse, mutlaka onu diksin, bırakmasın.” (Tecrid-i Sarîh Trc.VII, 124) Dünya hayatını topyekûn nihayete erdirecek kıyametin kopuşu esnasında, eldeki fidanı dikmenin emredildiği hadis-i şerif üzerine tefekkürümüz arttıkça yeni mana fidanlarıyla gönül ormanımız daha da genişleyecektir.
Dünya hayatını nihayete erdirecek olan kıyamet koparken dahi bir bu amelin yerine getirebilmesi için insanın içinde iman ağacının yaşıyor olması gerekir. İçinde iman ağacı olmalı ki o anda başka bir ağaç dikilebilsin. Nasıl ki ağacın gayesi bir tohum, bir meyve ise iman da kendisini amel ile gösterir. Ömrünce iman ağaçını yeşil tutmaya, büyütmeye çabalayan mümin bunu başarabilmek için o iman ağaçını salih amelleriyle besler. Dünya ile ahiret hayatının yan yana koyulduğu ve insandan seçmesi istenilen bu hadiste fidan dikmek büyük sırlar barındıran bir amel gibi görünmektedir.
Takva sahibi ağacını diker, meyve beklemez. Onun için asıl olan Allah’ın emirlerini ve Kainat Efendimizin (s.a.v.) tavsiyelerini yerine getirmektir. Takva sahipleri amellerinin dünyalık sonuçlarıyla ilgilenmez, niyet ve istikametini bozmaz. Bu dünyada sapsağlam, köklü bir niyete sahiptirler, çünkü niyet hayattır. Karıncanın hac yolculuğu niyetinde, kuşun zulüm ateşini birkaç damla suyla söndürme niyetinde ve çabasında olmaları gibi. Müslüman yaptığını rıza için yapmakla zaten dünyayı aşan işler yapar, bu yüzden dünyanın yok olması bir şeyi değiştirmez.
Mümin yol yürümekten geri durmaz, insanlığa faydalı olur, cihat, gayret ve mücadeleye devam eder; rızasını aramaktan, sırat-ı müstakim üzerinde olmaktan, iyilikten hiçbir zaman geri durmaz. Bu ahlak sahabe efendilerimizin hayatının ta kendisidir. Tüm zulümlere, zorluklara, düşmanlıklara, işkencelerin ardından yine iyilik tohumunu saçmaya devam etmişlerdir. Bilal Habeşi Hazretlerinin işkence altındayken “Ehad” diye haykırması İslam ağacına sarılması gibidir. Hazreti Sümeyye’nin, Hazreti Hamza’nın şehadeti İslam ağacının köklerine dökülen kutlu kanlar gibidir. Tevhid dinine inanan bir müminin yeryüzünde iman tohumu dikmesine en büyük felaketler dahil hiçbir şey engel olamamaktadır.
Bir keresinde Hazreti Rasulullah’a (s.a.v.) bir tabak taze hurma getirildi ve şöyle buyurdu; “Hoş bir söz misali kökü sabit ve dalleri gökte olan güzel bir ağaç gibidir. O ağaç Rabbinin izinle her zaman meyvelerini verir. İşte o hurma ağacıdır. Kötü bir kelime de toprağın üstünden, kökünden koparılmış istikrarsız, sebatı olamayan kötür bir ağaç gibi. İşte bu ağaç da hanzala (Ebu Cehil karpuzu)dır.” Başka hadiste Peygamber Efendimiz sav şöyle buyurduğu rivayet edilir: “İmanın misali kökü sağlam bir ağaça benzer. Iman bu ağacın köklerdir, namaz onun gövdesidir. Zekat gövdeden ayrılan kollardır. Oruc onun dallarıdır. Allah uğrunda sıkıntılara katlanmak onun filizleridir, güzel ahlak onun yapraklarıdır. Allah’ın haramlarından uzak durmaksa onun meyvesidir.”
(Devam edecek)

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook