Nezaket ve Merhamet Medeniyeti: Tasavvuf

0
Sayı: Temmuz 2020
Nezaket ve Merhamet Medeniyeti: Tasavvuf

Tasavvuf, İslam’ı zarafet, nezaket ve kibarlıkla yaşama sanatıdır ki buna sufiler edep ismini verirler. Onlar Rablerine, insanlara ve tüm varlığa edep ile muamele ederler. Zira sufiler bu âlemde canlı cansız ne varsa hepsinin Allah tarafından en güzel şekilde yaratıldığını bilirler. Yaratanından dolayı yaratılanlara ihtiram ve sevgi ile davranmak sufilerin en önde gelen özelliğidir. Bu güzel anlayışın farklı ortamlarda pek çok tecellisi vardır, yazımız bunlardan üç sınıfını bizlere örnek olsun diye ortaya koymaya çalışacaktır.

1. ALLAH TEÂLÂ’YA AŞKLA KULLUK
Sufiler için Rabbe kul olmak, zoraki yapılan bir mecburiyet değildir, kulluk insana verilmiş büyük bir imtiyazdır. Allah Teâlâ insanı en güzel şekilde yaratmış ve ona hilafet vazifesi vermiştir. Yaratıcımızın bu özel muamelesine verilecek en güzel cevap ona aşkla kul olmak, onun verdiği emirleri cana minnet bilmektir. Mevlana Hakk’a kulluğunu kendine en büyük makam olarak görmüş ve bu halini bir rubaisinde şöyle ifade etmiştir: “Men bende şodem, bende şodem, bende şodem: Ben; kul oldum, kul oldum, kul oldum! Bir kul olarak, utanarak başımı önünde eğiyorum! Her kul azad edilince, kulluktan kurtulunca sevinir; halbuki ben, Sen’in kulun oldu­ğum için seviniyorum!”
Sufilere göre zoraki kulluk avamın işidir, onlar cehennem korkusu, cennet ümidi olmasa farzları bile yerine getirmekten kaçarlar.  İşte tasavvuf bu gaflet halinden, kurtulup kulluğu aşkla ve edeple yaşama yolculuğudur. Zira Allah Teâlâ, Zâtı itibarı ile sevgiye ve kulluğa başka hiçbir sebep olmaksızın layıktır.
İmam Rabbani’ye göre Hakka aşkla yapılan kulluk Nakşiliğin de en üst makamıdır:  “Bu bakımdan velayet mertebelerinin en üstünü ubudiyet (kulluk) mertebesidir. Velayet mertebeleri içinde bundan daha üstün bir makam yoktur.” (30. Mektup)
Hakka kulluğun ispatı ise kuru söz değil,  onun emirlerini severek yerine getirmekle olur: “Tasavvufun bir başka maksadı da, fıkhın emirlerinin severek yapılmasını sağlamak, nefs-i emmâre tarafından çıkartılan zorlukları ortadan kaldırmaktır.” (c.1, 210. Mektup) Nitekim Sufiler rablerine olan bu aşkları sebebiyle mallarını ve canlarını onun yolunda severek vermişler, O’na kavuşmayı düğün gecesi olarak isimlendirmişlerdir.

2. İNSANLARA KARŞI NEZÂKET
Sufilere göre insan mükerrem bir varlıktır. Bu sebeple arifler bırakın Hak dostlarını, gaflete düşerek hata ve günah işleyen insanlara bile ihtiramda kusur etmemeye çalışırlar. İnsandaki kötüyü değil de, kötüdeki insanı görmeye ve onu görünür kılmaya gayret ederler. Toplum tarafından dışlanan cüzzamlılar bile onların tekkelerinde sığınak bulur. Çünkü sufiler “her geceyi Kadir, her gördüğünü Hızır bil” düsturu ile hareket ederler. Allah’a isyandan sonra Sufilerin en çok korktuğu günah, Hak yapısı olan kalbi kırmaktır. Bu konuda İmam Rabbani bizleri şöyle uyarır:
“İyi biliniz ki kalp, Allah Sübhânehu’nun komşusudur; onun mukaddes zâtına kalpten daha yakın bir şey yoktur. O hâlde ister mümin olsun ister âsî olsun, kalp kırmaktan ve kalbe eziyet etmekten sakınınız! Zira komşu asi bile olsa yine de korunur. Aman bundan uzak du­run! Zira küfürden sonra, kalp kırmak ve eziyet etmek kadar Allah Teâlâ’nın incinmesine sebep olan başka bir günah yoktur. Zira yaratılmışlar içinde Allah Sübhânehû’nun en yakınına ulaşabilen sadece kalptir.” (III. Cild, 45. Mektup)

...

 

Yazının Devamını Altınoluk Dergisinden Okuyabilirsiniz.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook