Yâ Latîf!.. -Celle Celâlühü-

0
Sayı: Temmuz 2020
Yâ Latîf!.. -Celle Celâlühü-

Letâfet1, zarâfet2 ve nezâketin3 tek kelimelik ifadesi efendiliktir. Efendilik, şahsiyet libasıdır. Diğer bir ifadeyle kişiliğimizin ütüsüdür, ziynetidir. Fakat bu, dışımıza giyilen ve zaman zaman çıkarılan bir elbise değil, içerden dışarıya sızan bir kemâl (olgunluk) nişânıdır. Bu güzelliklerin altyapısında samimiyet, basiret, firâset, ilim, irfân ve hikmet vardır. Diğer bir ifadeyle efendilik, akl-ı selîm, kalb-i selîm ve zevk-i selimin söze, davranışa, hâl ve ahlâka dönüşmesinin dıştan görünüşüdür. Herkesin böylesi bir efendilikten nasibi, istidâdı, aldığı terbiye ve ubûdiyyeti nispetinde farklı farklıdır.
Rabbimizin bir ismi de “el-Latîf”dir -celle celâlüh-. Âlimlerimiz, bunun derin ve engin manalarına dikkat çekerler. Özetle bu ism-i şerif, “Hususiyle ince, dakik ve gizli olan her şeyi görüp bilen ve bu bilgisiyle bütün varlığın kendilerinin bile farkında olmadıkları nihayetsiz ihtiyaçlarını gizli ve fakat rıfk, şefkat ve keremiyle en güzel bir şekilde gideren anlamında bir ism-i ilâhîdir. 
“el-Latif” olan Rabbimizin, yeryüzünde letâfetli, zarafetli ve nezaketli kulları olmak ne güzel bir bahtiyarlıktır. Zira âriflerimizin ifadesine göre kulluğumuzun kıvamı, O’nun esmâ-i ilâhiyyesinin üzerimizde en güzel bir şekilde zuhûruna âyine olabildiğimiz nispettedir. 
Evet O, “el-Latîf” olduğu gibi yarattığı her bir şeyi en güzel bir surette ve emsalsiz bir şekilde yaratan “el-Bedî’”dir -celle celâlühü-. İnsanı da en güzel bir kıvamda yaratmış ve ondan amellerini en güzel bir surette ortaya koymasını murad etmiştir. O’nun mü’min kulu, sözünde, işinde, ahlâkında, hele hele Allah’a davet üslûbunda daima en güzeli arayan basiretli, letâfetli ve nezâketli bir kişilik kalitesi sunmalıdır. Kabalık, dağınıklık, pespayelik, lüzumsuz sertlik gibi vasıflarla etrafına karşı dikenleşen kimseler, Rahmân’ın methettiği has kullar sınıfına dahil olamazlar. 
Habibullah Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- de ashâbını ve ümmetini tezkiye ve terbiye ocağında olgunlaştırarak, nezâket, letâfet ve zarafet ziynetiyle güzelleşmelerini ve âdeta bu yönleriyle insanlar arasında farkedilmelerini istemiştir. O, bir defasında yolculuk öncesinde ashabına şöyle buyurmuştur:
“Şimdi siz kardeşlerinizin yanına varacaksınız. Güzel elbiselerinizi giyiniz. Bineklerinizin bakımını güzelce yapınız. İnsanlar arasında güzel bir yüzdeki güzel bir “ben” misali fark edilen bir görünümünüz olsun. Allah, çirkin söz ve davranışı ve yine hoş olmayan bir görünümde olmayı sevmez.” (Ebû Dâvud, IV, 57, Hadis No: 4089)
İmkânı olduğu halde pejmürdeliği meslek edinmiş, oturduğu evi, kullandığı eşyayı, çalıştığı ofisi, bindiği arabayı temiz, tertipli ve zevk-i selîm üzere tanzim etmeyen kimselerin, iç dünyalarının da arı duru ve huzurlu olduğu söylenemez. Evet, zâhirperestlik diye ifade edebileceğimiz kalıp ve şekil tutkunluğunu hedef haline getirmek doğru değildir. Fakat temsil ettiğimiz; Allah’ın kulu ve Habibinin ümmeti olma aidiyetimiz başta olmak üzere, iman merkezli değerlerimiz, sosyal konumumuz, mükerrem bir varlık olarak yaratılmış olma vasfımız gereği, yaşadığımız muhit içinde letâfet, zarâfet ve nezâket neyi gerektiriyorsa, öyle olmak gibi bir sorumluluğumuz da vardır.
Rabbimizin “Size bir selam verilirse, siz daha güzeliyle karşılık verin, ya da misliyle cevap verin” (Nisa, 4/86) ifadesi, kullarını daima nezaket ve incelikte daha güzel olmaya teşvik ettiğini gösteren işaretlerdendir.

...

 

Yazının Devamını Altınoluk Dergisinden Okuyabilirsiniz.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook