Yâ Latîf!.. -Celle Celâlühü-

Letâfet1, zarâfet2 ve nezâketin3 tek kelimelik ifadesi efendiliktir. Efendilik, şahsiyet libasıdır. Diğer bir ifadeyle kişiliğimizin ütüsüdür, ziynetidir. Fakat bu, dışımıza giyilen ve zaman zaman çıkarılan bir elbise değil, içerden dışarıya sızan bir kemâl (olgunluk) nişânıdır.

Letâfet1, zarâfet2 ve nezâketin3 tek kelimelik ifadesi efendiliktir. Efendilik, şahsiyet libasıdır. Diğer bir ifadeyle kişiliğimizin ütüsüdür, ziynetidir. Fakat bu, dışımıza giyilen ve zaman zaman çıkarılan bir elbise değil, içerden dışarıya sızan bir kemâl (olgunluk) nişânıdır. Bu güzelliklerin altyapısında samimiyet, basiret, firâset, ilim, irfân ve hikmet vardır. Diğer bir ifadeyle efendilik, akl-ı selîm, kalb-i selîm ve zevk-i selimin söze, davranışa, hâl ve ahlâka dönüşmesinin dıştan görünüşüdür. Herkesin böylesi bir efendilikten nasibi, istidâdı, aldığı terbiye ve ubûdiyyeti nispetinde farklı farklıdır.

Rabbimizin bir ismi de “el-Latîf”dir -celle celâlüh-. Âlimlerimiz, bunun derin ve engin manalarına dikkat çekerler. Özetle bu ism-i şerif, “Hususiyle ince, dakik ve gizli olan her şeyi görüp bilen ve bu bilgisiyle bütün varlığın kendilerinin bile farkında olmadıkları nihayetsiz ihtiyaçlarını gizli ve fakat rıfk, şefkat ve keremiyle en güzel bir şekilde gideren anlamında bir ism-i ilâhîdir.

“el-Latif” olan Rabbimizin, yeryüzünde letâfetli, zarafetli ve nezaketli kulları olmak ne güzel bir bahtiyarlıktır. Zira âriflerimizin ifadesine göre kulluğumuzun kıvamı, O’nun esmâ-i ilâhiyyesinin üzerimizde en güzel bir şekilde zuhûruna âyine olabildiğimiz nispettedir.

Evet O, “el-Latîf” olduğu gibi yarattığı her bir şeyi en güzel bir surette ve emsalsiz bir şekilde yaratan “el-Bedî’”dir -celle celâlühü-. İnsanı da en güzel bir kıvamda yaratmış ve ondan amellerini en güzel bir surette ortaya koymasını murad etmiştir. O’nun mü’min kulu, sözünde, işinde, ahlâkında, hele hele Allah’a davet üslûbunda daima en güzeli arayan basiretli, letâfetli ve nezâketli bir kişilik kalitesi sunmalıdır. Kabalık, dağınıklık, pespayelik, lüzumsuz sertlik gibi vasıflarla etrafına karşı dikenleşen kimseler, Rahmân’ın methettiği has kullar sınıfına dahil olamazlar.

Habibullah Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- de ashâbını ve ümmetini tezkiye ve terbiye ocağında olgunlaştırarak, nezâket, letâfet ve zarafet ziynetiyle güzelleşmelerini ve âdeta bu yönleriyle insanlar arasında farkedilmelerini istemiştir. O, bir defasında yolculuk öncesinde ashabına şöyle buyurmuştur:

“Şimdi siz kardeşlerinizin yanına varacaksınız. Güzel elbiselerinizi giyiniz. Bineklerinizin bakımını güzelce yapınız. İnsanlar arasında güzel bir yüzdeki güzel bir “ben” misali fark edilen bir görünümünüz olsun. Allah, çirkin söz ve davranışı ve yine hoş olmayan bir görünümde olmayı sevmez.” (Ebû Dâvud, IV, 57, Hadis No: 4089)

İmkânı olduğu halde pejmürdeliği meslek edinmiş, oturduğu evi, kullandığı eşyayı, çalıştığı ofisi, bindiği arabayı temiz, tertipli ve zevk-i selîm üzere tanzim etmeyen kimselerin, iç dünyalarının da arı duru ve huzurlu olduğu söylenemez. Evet, zâhirperestlik diye ifade edebileceğimiz kalıp ve şekil tutkunluğunu hedef haline getirmek doğru değildir. Fakat temsil ettiğimiz; Allah’ın kulu ve Habibinin ümmeti olma aidiyetimiz başta olmak üzere, iman merkezli değerlerimiz, sosyal konumumuz, mükerrem bir varlık olarak yaratılmış olma vasfımız gereği, yaşadığımız muhit içinde letâfet, zarâfet ve nezâket neyi gerektiriyorsa, öyle olmak gibi bir sorumluluğumuz da vardır.

Rabbimizin “Size bir selam verilirse, siz daha güzeliyle karşılık verin, ya da misliyle cevap verin” (Nisa, 4/86) ifadesi, kullarını daima nezaket ve incelikte daha güzel olmaya teşvik ettiğini gösteren işaretlerdendir.

Kur’ân-ı Kerim’de İbrahim -aleyhisselam-’ın inkârcı babasına bile hitap ederken “Babacığım, babacığım” diye nezaketli bir üslubunun bize aktarılması (Meryem 19/41-47) ve Lokman -aleyhisselam-’ın da evladına öğüt verirken “Yavrucuğum” diyerek muhabbet ve merhametini hissettirmesinin nakledilmesi (Lokman 31/13), mü’minlerde görülmesi gereken inceliğe ve hassasiyete bir işaret olsa gerektir.

Mü’minlerin yürüyüşlerinin nasıl olması gerektiğine4, muhatapları ile konuşurlarken dikkat etmeleri gereken hitap şekline5, seçmeleri gereken kelimelere6 ve hatta seslerinin tonlarına7 varıncaya kadar dikkat çeken Rabbimizin bu uyarılarında, kullarında görmek istediği letâfete dair muradının hangi boyutları kapsadığını görmek mümkündür.

Saçı sakalı dağınık birinin bu halini beğenmeyen ve “Saçı olan ona ikram etsin”8 yani temiz tutsun, tarayıp güzelleştirsin buyuran Allah Resûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, elbette pejmürde bir ümmet değil, nizam, intizam, tenâsüp ve zevk-i selime dikkat eden aziz bir ümmet oluşturmayı hedeflemiştir.

Efendilik, hem muhatabın gönlünde muhabbet, hayranlık ve saygı uyandıran bir hâl libası ve hem de sahibini nice çirkef saldırılardan koruyan bir zırh gibidir. Şöyle bir hadise anlatılır:

“Sultan II. Mahmud döneminde yaşayan “Hâlet” isminde bir kişi vardı. Yetiştirilmek üzere dönemin devlet kademesinde yönetici olarak görev yapan birçok üst düzey zatın yanında bulundu. En belirgin özelliği, cin olmadan adam çarpmaktı. Yanında çalıştığı hiçbir yöneticiye yaranamadı. Sadece Fenerli Rumlarla iş birliği yaptı, menfaat karşılığı devletin sırlarını onlarla paylaştı. Makam ve mevki yönünden yükselmesine kim engel olduysa hepsine çamur attı.

Osmanlı Devleti’nde defterdar olarak görev yapan Moralı Osman Efendi de dürüstlüğü ve samimiyeti ile bilinmesine rağmen bu şahsın kin ve öfkesinden kurtulamamıştı. Mâlum şahıs, bir gün evinde istirahat ederken hizmetkârları, Moralı Osman Efendi’nin geldiğini söylerler. Uzandığı yerden hızla kalkan Halet Efendi, Moralı Osman Efendi’yi kapıda karşılar, izzet-i ikram eyler. Suallerine büyük bir özenle cevap verir ve gideceği vakit tekrar kapıya kadar uğurlar. Hizmetkârları merak eder ve sorar:

“Efendim, merakımızı mazur görünüz. Biz biliriz ki, siz bu adamı bitiniz kadar sevmezsiniz, elinizden gelse bir kaşık suda boğarsınız. Hatta bu adamın elinde avucunda ne varsa aldınız. Peki, Moralı Osman Efendi’ye karşı gösterdiğiniz bu saygının sebebi nedir?”

“Doğru söylersiniz. Her şeyini aldım ama bu adamın saygınlığını, efendiliğini bir türlü elinden alamadım. Elimde olmadan kendimi bu adama karşı saygı duymaya mecbur hissediyorum.”9

Kulluğu, insaniyeti, nezâketi, zarafeti ve letafetiyle yaşadığı muhite efendiliğin güzel bir örnekliğini sunan kullar olma ümidiyle “Yâ Latîf” diyerek Yüce Rabbimizden akl-ı selîm, kalb-i selîm ve zevk-i selîm niyaz ederiz.

 

Dipnotlar: 1) Letâfet: Hoşluk, güzellik, incelik, lutufkârlık, rıfk ve mülayemetle muamele etmek demektir.  2) Zarâfet: Hal ve tavırlardaki güzel görünüş, hareketlerdeki âhenktar güzellik ve incelik anlamındadır. 3) Nezâket: Terbiye, edeb, kibarlık ve inceliği ifade eder. 4) Furkan 25/63.  5) İsra 17/53. 6) Bakara 2/104. 7) Lokman 31/19. 8) Ebû Dâvud, IV, 74, Hadis no: 4062. 9) Rasul Kesenceli, Veliler ve Hükümdarlar, s. 345; İbrahim Refik, Erdemler Kitabı, s. 66-67.

PAYLAŞ:                

Adem Ergül

1965 yılında Konya’da doğdu. İlk ve Orta öğrenimini burada tamamladı. 1985-1989 yılları arasında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde lisans eğitimi aldı. Aynı fakültede lisansüstü eğitimine de

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

1