Dış Politika Aracı Olarak Terör ve “Terörle Mücadele”

Amerika’nın 1991 yılından bu yana devam eden Irak işgalinde ise bugüne kadar 1 milyon insan hayatını kaybetti. Irak devleti adeta paramparça oldu. Binlerce insan evsiz ve yurtsuz kaldı. Yüzbinlerce insan mülteci konumuna düştü. Irak’ın yer altı zenginlikleri yağmalandı, bölge halkına fakirlik, kan ve gözyaşı kaldı. Üstelik 36. Paralel ve Çekiç Güç ile Türkiye’yi terörize eden Kandil de bu dönemde yaratıldı.

Terör nedir, ne değildir? Terörist kimdir? Terörle mücadele neyi kapsar?

“Bir hedefe ulaşmak amacıyla sivillere veya resmi şahsiyetlere yönelik baskı, yıldırma ve her türlü şiddete başvurma eylemi” şeklinde genel bir tanım yapılsa da uluslararası hukukun tanımlamakta en çok zorlandığı kavramlardan biridir terörizm mevzuu. Bir başka ifadeyle terör ve terörist kavramları şimdiye kadar uluslararası arenada herkesin muvafık olacağı şekilde tanımlanabilmiş değildir. Terörü tanımlamada uzlaşılamamanın sebebi herkesin terör meselesine farklı yaklaşmasından kaynaklanıyor. Ülkelerin çıkarları ve dış politika öncelikleri bu farklılaşmadaki en etkili amildir.

Dış politika öncelikleri zaviyesinden değerlendirildiğinden ötürü kimine göre terör olan eylem, kimine göre bir başkaldırı eylemi olarak görülebilmektedir. Kiminin terörist dediğine diğeri gerilla diyebiliyor, hatta o teröristleri ve terör örgütlerini kendi stratejik hedeflerine ulaşmak için araçsallaştırabiliyor, taşeronlaştırabiliyor, kamuflaj olarak kullanabiliyor… 

 

Herkesin Teröristi Farklı:

- Siyonist İsrail yönetimine göre, Hamas gibi direniş örgütleri şöyle dursun, işgal devleti, kendisini işgalci olarak gören herkese terörist yaftası yapıştırabiliyor.

-Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) bünyesindeki Genel Mahkeme,  terör örgütü olduğuna yönelik yeterli yasal delil olmadığı gerekçesiyle, Hamas’ın, AB’nin terör örgütleri listesinde yer almasının kurallara uygun olmadığına hükmetti. Ama AB Adalet Divanı’nın “terörist değil” dediği Hamas’ı, Suudi Arabistan, Mısır ve BAE, siyasi mülahazalarla “eli kanlı bir terör örgütü” ilan edebiliyor.

-Türkiye,  PKK/PYD’yi terörist örgütler listesinin başına yazarken sözüm ona müttefiki Amerika bu terörist örgüte, tırlar dolusu silah ve lojistik destek verebiliyor.

- Avrupa Birliği  ülkeleri terör örgütü PKK’ya kapalı ya da açık kol kanat gerebiliyor.

-Arap ülkelerinin terör örgütleri listesinde yer alan Hizbullah, İran ve Esed rejimine göre “direniş hattının kahraman mücahitleri.”

 

Araçsallaştırılan Terör Olgusu

Velhasıl terörizm kavramının içeriği uluslararası camia tarafından henüz eskilerin ifadesiyle ‘efradını câmi, ağyarını mâni’ şekliyle doldurulabilmiş değil.

Neyin terör eylemi olduğu ya da olmadığı, kimin terörist, kimin bağımsızlık savaşçısı olduğu, ülkelerin çıkarları ve dış politika öncelikleri belirlemeye devam ettikçe bu konuda bir uzlaşı olmayacak. Dolayısıyla küresel çapta gerçek anlamda terörle mücadeleyi beklemek nafile bir beklenti olsa gerek.

Bırakın terörizmi, teröristi tanımlamada ortak bir yolun ve terörizmle mücadelede ortak bir stratejinin belirlenmesini, terör örgütleri, artık vekâlet savaşlarının en önemli aktörleri, aparatları, maşaları oldular. Hem küresel hem bölgesel güçlerin bu aparattan kolay kolay vazgeçebileceğini beklemek fazla iyimserlik olur.

DAİŞ terör örgütünün Ortadoğu’da nasıl herkes tarafından kullanılan ve nasıl her kapıyı açan maymuncuk haline getirildiğini hep birlikte gördük…

Eli kanlı Esed rejimi bugün Suriye’nin önemli bir kısmında kontrolü tekrardan ele almış gibi gözüküyorsa bundaki en önemli etken evet Rusya ve İran faktörüdür. Özellikle Rusya faktörü çok önemli, ancak ondan önce terör örgütü DAİŞ’in sergilediği vahşet en çok İslam dinini terör dini olarak göstermeye çalışanlara ve Esed rejimin işine yaradı.

Suriye’de Esed’e karşı savaşan tüm muhalif gruplara yönelik algının değişmesinde, DAİŞ, rejime inanılmaz bir propaganda yapma şansı tanıdı. Taa başından beri reform taleplerini “dinci teröristlerin kışkırtmaları” diye sunan Esed rejimi, dünyadaki DAİŞ algısını daha kullanışlı hale getirmek için terör örgütünün önünü açtı, sahada işlerini kolaylaştırdı. Bu sayede kadın, çocuk demeden tüm muhalifleri katlederken, aslında dünyanın başına bela olan DAİŞ terör örgütü ile savaştığı yalanını ileri sürdü. Süreç içerisinde de kendisine karşı savaşan tüm muhalif grupları, DAİŞ ile özdeşleştirmeye önemli ölçüde muvafık oldu.

Dolayısıyla Esed rejimi Suriye’de gelinen nokta itibariyle üç aktöre sonsuz minnettardır; Rusya, İran ve ürettiği algıdan dolayı terör örgütü DAİŞ.

-Sadece Esed rejimi değil, küresel güçler de bölgesel çıkarlarını tahkim etmek için “DAİŞ’le savaşma”, “terörle mücadele” gerekçesini alabildiğine suiistimal ettiler. Onlar da, Esed rejimi gibi bölgesel hedefleri için DAİŞ’in bölgede alan kazanmasına göz yumdular, hatta katkı sağladılar. Sonra da sözüm ona DAİŞ ile mücadele ve terör tehdidi algısı üzerinden tabir caizse bölgeye çöreklendiler. Niyetleri ve öncelikleri DAİŞ ile mücadele değil bölgesel çıkarlarını tahkim etmekti. Dertleri gerçekten terörle mücadele olsaydı ABD’nin yaptığı gibi bir terör örgütü, müttefikinin olanca itirazlarına rağmen diğer bir terör örgütü ile bertaraf edilmeye kalkışılmazdı…

 

Emperyalizmin “Terörle Mücadele” Gerekçesi

Aslında uluslararası ilişkilerde “terörle mücadele” gerekçesinin nasıl suiistimal edildiği daha önceki yıllarda da defaatle müşahede edildi. Bu oldukça kullanışlı ve meşru görülen gerekçe emperyalist güçlerin siyasi, jeopolitik, stratejik hedeflerine ulaşmada kullandıkları bir taktik olageldi.

-Mesela, Sovyetler Birliği döneminde Rusya, Afganistan’ı jeopolitik çıkarları doğrultusunda işgal ederken kullandığı kamuflajlardan biri “terörle mücadele” gerekçesi olmuştur. Yine Rusya, 300 bin Çeçeni katlettiği Çeçenistan’ın başkenti Grozni’yi yerle bir ederken de gerekçesi aynıydı...

-Sovyetlerin “terörist” dediklerine o dönem yardım eden Amerika ise Sovyet işgali bittikten sonra bu kez kendisi Afganistan’ı işgal ederken onun da kamuflajı aynıydı; “terörle mücadele.”

-11 Eylül hadisesinin ardından, 1 milyon insanın ölümüne sebep olacak Irak işgalini başlatmadan önce ABD lideri W. Bush, dünyaya seslenirken; “Ya bizimlesiniz, ya teröristlerle birliktesiniz.” demişti. Yani “terörle mücadele” kimyasal silah yalanının yanı sıra Irak işgalinin de en önemli gerekçelerinden biri idi.

Bush “Ya bizimlesiniz ya teröristlerle” diyerek de bu işgale karşı çıkanların ABD’nin gözünde “terörist” ilan edileceğini açık açık deklare etmişti.

 

Despotlukları Meşrulaştırma Aracı Olarak “Terörle Mücadele”

Teröristle, terörle mücadele gerekçesi sadece emperyalist ülkelerin özellikle İslam coğrafyasındaki işgallerinin gerekçesi olmadı. Her kapıyı açan, her müdahaleyi meşrulaştırdığı düşünülen bu gerekçe, despot rejimlerin de en önemli silahı, kamuflajı oldu aynı zamanda. Ortadoğu’nun otoriter ve totaliter rejimleri, koltuklarını korumak için, siyasi rakip olarak gördükleri yapıları, hareketleri tasfiye ederken, ötekileştirirken, şeytanlaştırırken arkasına sığındıkları, despotluklarını meşrulaştırırken öne sürdükleri en önemli gerekçeleri de “terörle mücadele” idi.

-Mısır’da darbe lideri Abdülfettah Sisi, seçimle iktidara gelmiş ilk cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’yi devirirken ve bu süreçte bir günde üç binden fazla kişiyi katlederken “teröristleri” katlettiğini ileri sürmüştü. 

-Suudi Arabistan, Arap Baharı sonrası koltukları sallanmaya başlayan Ortadoğu’nun totaliter rejimlerini kurtarmak için yönetime talip tüm “İslamcıları” şeytanlaştırırken, en ılımlılarını dahi “terörist örgütler” çuvalının içine atıverdi.

Öyle ki sırf “terörist” dediği “İslamcılar” iktidara gelmesin diye Yemen’in ihvanı, Islah Hareketi’nin önünü kesmek için en büyük düşmanı İran’ın desteklediği Husilerin önünü açan bir takım siyasi ayak oyunlarına girdi Riyad yönetimi. O ayak oyunları çok daha büyük işler açtı Suudi yönetiminin başına… Daha öncesinde ise yine “terörist” dediği “Müslüman Kardeşler”in, Mısır’daki iktidarına son veren darbenin mimarları arasında yer aldı.  Sonrasında da terörist yaftası ile binlerce Müslümanı zindanlara tıkayan, onlarcasını idama mahkûm eden, hayatı onlara dar eden Sisi’yi ayakta tutabilmek için milyar dolarlar akıttı ve hâlâ daha akıtıyor. 

-Son yüzyılın en büyük insanlık dramına sahne olan Suriye’de Esed rejimi sadece biraz daha siyasi özgürlük için yollara dökülen vatandaşlarına “terörist” dedi ve şimdiye kadar hiçbir terör örgütünün katletmediği kadar insanı, “terörle mücadele ediyorum” söylemine sığınarak hunharca katletti.

-İran, işgal devleti İsrail’e karşı sözüm ona “direniş hattını” tahkim etmek için, dünyanın yarısının terör örgütü dediği Hizbullah ve Haşdi Şabi milisleriyle birlikte Suriye’de eli kanlı Esed rejiminin yardımına koşarken onun da gerekçesi “terörle mücadele” idi.

-İsrail’e karşı Müslümanların “demir yumruğu” olacağı iddiasındaki İran, Suriye’de son birkaç yıl içinde, İsrail’in 50 yılda katlettiği Filistinli Müslümandan çok daha fazla Müslümanı Suriye’de “terörist” diye katletti.   

 

Siyasi Meşruiyetiniz Varsa Katliam Yapabilirsiniz

Velhasıl, terör, halledilmesi gereken, küresel çapta mücadele edilmesi gereken dünyanın başındaki belalardan biri. Ama o belayı ortadan kaldırmaya niyetli uluslararası bir toplam şimdilik yok ne yazık ki. Aksine o belayı çıkarları için kullanmaya çalışan çevreler, yönetimler, devletler var. Onun da ötesinde terörün ortaya çıkmasına zemin hazırlayan, bizatihi terörün neşet etmesine kaynaklık eden politik yaklaşımlar ve örgütsel terörü azdıran “devlet terörleri” var.

Amerikalı Yahudi Profesör Norman Finkelstein diyor ki; “Uluslararası hukuka göre terörün tanımı, belirli bir politik hedefe ulaşmak için sivilleri ve muharip olmayan unsurları hedef almaktır. Bu tanıma göre İsrail, kendi politik hedeflerine ulaşmak için sivilleri hedef alıyor ve bu da uluslararası hukuk çerçevesinde İsrail’i bir terör devleti yapar.”

Yine ABD’li düşünür Noam Chomsky, Amerika’nın 2003 yılında Irak’taki savaşın bir sonucu olarak DAİŞ gibi terörist grupların “ana mucitlerinden” biri olduğunu söyler.

Dünyaya karşı demokrasi hâmiliği yapan, yayınladığı insan hakları ve terör raporlarıyla ülkeleri siğaya çeken Amerika’nın, 11 Eylül sonrası terörle mücadele gerekçesiyle Afganistan, Pakistan, Irak ve Suriye’de ölümüne neden olduğu insan sayısının 2 milyonu geçtiği belirtiliyor.

Toparlarsak şiddeti bir hak arayışı metodu olarak gören, bu yolda sivilleri, masum insanları katletmeyi dahi meşru gören terörle, terörizmle devletler kendi imkanlarıyla bir şeklide mücadele ediyor. Terörün önüne geçebilmek için bir takım tedbirleri alıp hayata geçiriyorlar.  Ama, siyasi meşruiyetim ve gücüm var diyerek düzenli ordularıyla terör estiren “terörist devletlere” karşı nasıl tedbir alınacağı sorusu, problemin büyüğü olarak dünyanın önünde duruyor.   

 

Terör Devleti Olarak ABD

Amerika’nın 1991 yılından bu yana devam eden Irak işgalinde ise bugüne kadar 1 milyon insan hayatını kaybetti. Irak devleti adeta paramparça oldu. Binlerce insan evsiz ve yurtsuz kaldı. Yüzbinlerce insan mülteci konumuna düştü. Irak’ın yer altı zenginlikleri yağmalandı, bölge halkına fakirlik, kan ve gözyaşı kaldı. Üstelik 36. Paralel ve Çekiç Güç ile Türkiye’yi terörize eden Kandil de bu dönemde yaratıldı.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle