Ebu Eyyûb el-Ensari -radıyallahu anh-

Hazreti Halid İbn-i Zeyd Ebu Eyyüb el-Ensarî radıyallahu anh'ın silsilesi babası tarafından onuncu dedesinde, ve amcası cihetiyle sekizinci dedesinde Resulü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri ile birleşmektedir.

Buharî ve Müslim rivayetlerine göre:

"Halid İbn-i Zeyd Neccar oğullarından "Ebu Eyyüb" künyesiyle maruf bir sahabi-i celildir. Akabe Bey'atında bulundu. Bedir, Uhud, Hendek harblerine katıldı. Bey'atü'r-Rıdvan ve bir çok mühim vak'alara iştirak etti. Kendisi gayet şeci' (cesur) sabırlı takva sahibi idi. Cihadı seven bir zat idi. Emevîler devrine kadar yaşadı. Medine'de sakin iken Şam'a nakl-i mekan etti. Muaviye'nin hilafeti zamanında oğlu Yezid'in "Konstantiniyye Seferi"ne mücahid olarak katıldı. Düşman ile karşılaşmaların bir çoğunda hazır bulundu. Nihayet hastalığının neticesinde vefat etdiğinde Konstantiniyye kal'asının dibine defnedildi.

MEDİNE-İ MÜNEVVERE'YE TEŞRİF-İ NEBEVİ

Resulü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Cum'a namazını kıldıktan sonra yine devesine bindi. Ve Medine-i Münevvere'ye doğru teveccüh eyledi. Lakin peygamber efendimiz, sallallahu aleyhi ve sellem'in Medine'de kimin evinde misafir olacağını kimse bilmiyordu.

Ensar-ı Kiram'ın evvelce bütün muhacirlere yaptıkları muavenet ve haklarında gösterdikleri hareket tarif edilemeyecek derecede iken bu defa da bizzat Resulü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem teşrif edince Medine yerinden oynadı. Medine'nin içi kaynadı. Halk adeta düğün-bayram edercesine şenlik eylediler. Çocuklar sokaklarda sevinçlerinden "Allahu Ekber, Muhammed Mustafa geldi. Allahu Ekber, Resûlullah geldi..." diyerek çağrışıyorlardı. Yolların iki tarafında insanlar sıralanmışlardı. Kabileler;

- Ya Rasûlallah! İşte evlerimiz, işte mallarımız, işte canlarımız, emrinize amadedir. Ya Rasûlallah bize buyurunuz! Size yabancı olmayan, saygı duyan, düşmanlarınızı tepelemeğe gücü yeten ailemizde misafir olunuz..." diyorlardı.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem de onlara taltif ve iltifatlarda bulunarak yoluna devam ediyordu. Tam şehre gireceği sırada hasretle bekleşen kalabalık o dereceyi bulmuştu ki, kadınlar evlerinin damlarından şu sözleri okuyorlardı:

Dolunay veda tepelerinin sırtlarından doğdu.

Allah'a yalvaran bulundukça,

Bize de şükretmek vacib oldu,

Ey Bize gönderilen aziz peygamber!

Sen bize itaat olunması vacib olan bir emirle geldin.

Rasulü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem "Kusva" namındaki devesiyle Medine'nin sokaklarından geçerken kimin evinin önünden geçse:

- Buyurunuz Ya Rasûlallah! diye herkes davet ediyor, devenin yularından tutup yolundan döndürmeğe çalışıyorlardı. Halk bu suretle deveye sarıldıkça, Resûl'i ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:

- Ona dokunmayınız. O memurdur. Allah tarafından memur olduğu yere gidiyor. Durunuz bakalım, nereye gidecek? buyuruyordu.

"Devenin yularını bırakınız" diye buyurmasında beliğ bir hikmet vardı. Çünkü herkes Resulü ekrem efendimizi misafir etmesi arzu, aşk ve heyecanında bulunduğundan hiç kimsenin hatırı kalmaması için bir mucize olmak üzere biiznillahi Teala tercih işi deveye havale buyurulmuşdu.

Deve evvela gitti, Malik bin Neccar'ın evinin önündeki halî bir arsaya çöktü ki Kabr-i Seadetin olduğu yerdir. Lakin orada dahi durmayıp kalktı. Ve tavus gibi süzülerek gitti. İbn-i Aziz bin Mansûr ve Cafer bin Muhammed Ali bin Hasen bin Zeyd'in evlerinin arasında bulunan ve beni Neccar'dan Halid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensarî radıyallahu anh'ın nurlu evinin kapusu önüne geldi. Ve Cenab-ı Allah'ın izni ile oraya çökdü. İşte bu şekilde konak yerini deve tayin edince kimsenin bir deyeceği kalmadı.

RESULÜ EKREM EFENDİMİZ'İN HALİD BİN ZEYD'E DUALARI:

Hayber Kal'ası Medine-i Münevvere'ye 200 mil mesafede bir yerdir. Burası gerek Medine'de gerekse civarında bulunan Yahudilerin merkezi idi. İslamîyete ve Resûli Zîşan efendimize bütün sû-i kasdlar hep buradan geliyordu. Artık bu fitne ve fesad yuvasını kaldırmak zamanı gelmişti. Peygamberimiz sallalahü aleyhi ve sellem 1600 kişilik bir ordu ile yahudilerin kuvvetli olan Hayber Kal'asını muhasara eyledi.

Hayber Fatihi unvanını alan Ali radıyallahu anh'ın bu muharebede pek büyük kahramanlığı görüldü. Kal'alar sukut etdi. Pek çok ganimet alındı. Ve bir çok eserler de alındı. Yine Yahudiler sû-i kasddan geri durmadılar.

Yahudiler bu Hayber muharebesinde Peygamber efendimizi zehirlediler. İrtihal-i Nevevî'de:

"Hayberde yediğini zehirli etin taht-ı tesirinde bulunuyorum. Çünkü bu sebeple mevlam şehadet mertebesi ihsan buyuracak. Uhud muharebesinde gazilik mertebesine atıfet buyurduğu gibi" buyurmuşlardır.

Bu muharebede peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme daha başka su-i kasdlar ve taarruzlar yapmaları pek muhtemel olduğundan, mücahid-i a'zam Ebu Eyyüb el-ensarî radıyalllahü anh, geceleri sabaha kadar Resulü ekremin çadırının etrafında silahlı olarak nöbet beklemiştir.

Bir sabah Fahr-ı alem sallalahü aleyhi ve sellem efendimiz çadırından çıktığı vakit Ebu Eyyüb'un nöbet beklediğini görünce:

- Allahım! Sabahlara kadar uykusuz kalıp nöbet beklemek suretiyle beni muhafaza etmeğe çalışan Ebû Eyyûb'u sen de dünyada ve ahirette muhafaza buyur" diye dua buyurmuştur. Bir rivayette:

- Allah Celle ve Ala sana rahmet etsin. Allah Celle ve Ala sana rahmet etsin" diye tekrar tekrar dua buyurmuşlardır. Bu rivayette de:

Ya Eba Eyyûb sana şimdiden sonra hiç bir kötülük isabet etmez, duay-ı habib-i kibriyasına mazhar olmuştur.

EBU EYYÛB el-ENSARİ'NİN İSTANBUL'A TEŞRİFLERİ

Hazreti Halid radıyallahu anh, zamanındaki hiç bir gazada bulunmağı fevt etmemiş hatta ahir ömürlerinde yetmiş seksen yaşlarında olmasına rağmen, sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin, aşağıdaki hadis-i şerifleri üzerine iki defa hicretin 43-48 ve 49-51 senelerinde Süfyan bin Avf kumandasında bulunan büyük bir ordu ile İstanbul'a hareket etmiş, muharebe denizden ve karadan şiddetle devam eylediği sırada gerek Süfyan bin Avf gerekse Ebû Eyyûb el-Ensarî radıyallahu anhüma ikisi de burada şehid olmuşlardır.

İstanbul'un fethinde Halid İbni Zeyd radıyallahü anh'ın bulunduğu kabr-i şeriflerin yeri Akşemseddin kuddise sirruh tarafından keşfedilmiş ve Fatih Sultan Mehmed Han tarafından da türbe inşa edilmişdir.

Ebu Eyyûb el-Ensarî gibi bir mücahidi azamın Türkiyemizde, İstanbul'da medfun olması, milletimiz için bir gurur kaynağıdır.

Allahü Teala ve Tekaddes hazretlerine dua eden bir çok kimseler, onun manevi huzurunda istekte bulunurlar. Bu mihmandar-ı Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem Cenab-ı Hakk'ın has kullarından olması dolayısıyla Onun yüzü suyu hürmetine ekseriyetle duaları kabul edilir.

Türkiye'deki medfun olan zat ne kadar derecesi yüksek olursa olsun, ondan doğrudan doğruya istekte bulunulmaz. Böyle bir hareket ve niyette bulunulursa şirk olur.

Ancak, o vesîle yani vasıta kılınır.

Resulü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin hadis-i şeriflerinden:

- Bir tarafı kara, diğer tarafı denize bakan bir memleket vardır, işittiniz mi? Buyurunca ashab-ı kiram:

- Evet orası Konstantinîyye, yani İstanbul'dur demişlerdir.

Resulü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz:

- Kıyamet kopmaz, taki Beni İshak'dan 70.000 asker tekbirlerle o şehre gaza edip fethetmedikçe.

- Konstantiniyye elbette feth olunacaktır. İmdi onun Emir'i ne güzel emirdir ve ordusu ne güzel ordudur.

Benim ümmetimden gaza için ilk denize binen asker öyle askerdir ki, o, amelleri sebebiyle onlara cennet vacib olmuşdur, yani şübhesiz cennet ve mağfiret kazandılar. Benim ümmetimden gaza için hazırlanıp kayser-i Rum'un memleketi olan Konstantıniyye'ye cihada giden askerde afv u mağfirete mazhar olmuşdur.

(Ashab-ı kiram, Mahmud Sami)

PAYLAŞ:                

Sâdık Dânâ

Konya Kadınhanı’nda doğdu. Babası hayır sever bir tüccar olan Ahmed Hamdi Bey, annesi Âdile Hanım’dır. Dedesinin babası Topbaşzâde Ahmed Kudsi Efendi (ö. 1889), Hâlid el-Bağdâdî’nin halifelerinden Boz

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle