Sykes-Picot Düzeni Yıkılırken Ortadoğu ve Türkiye…

Hem iç hem dış gündemiyle yoğun bir Mayıs ayı yaşadık. Ak Parti’deki olağanüstü kongre kararı ile Başkan Ahmet Davutoğlu’nun hem Ak Parti Genel Başkanlığını hem Başbakanlık görevini Binali Yıldırım’a teslimi edişi ile Türkiye, Başbakan Binali Yıldırım yönetiminde yeni bir döneme girmiş oldu. MHP’deki iç çekişmenin derinleşmesi, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması meselesi ve terör iç gündemin öne çıkan gelişmeleriydi.

Dışarıda ise Ortadoğu eksenindeki gelişmeler dış gündemin ana eksenini oluşturdu.

Osmanlıyı küçültme projesi olarak da bilinen Sykes Picot anlaşmasının 100. yılında yeni Ortadoğu’nun nasıl şekilleneceği tartışması uluslararası siyasi analizlerin en önemli gündem maddesi idi…

Irak’ta Şii lider Muktedar es-Sadr’ın, İran’ın Bağdat yönetimi üzerindeki nüfuzundan duyduğu rahatsızlık Sadr yanlıları tarafından sokaklara taşınması ile ete kemiğe büründü. Kuzey Irak’ta Kürt siyasi oluşumları içinde yaşanan hareketlilik, IŞİD ile Şii Haşdi Şaabi terörü arasında sıkışan Iraklı Sünnilerin her geçen artan endişeleri, Irak’ı neler bekliyor sorusunu gündeme taşıdı.

ABD’nin terör örgütü PYD’ye ile Kuzey Suriye’de neler pişirdiği sorusu güncelliğini korudu... Mısır’da artan insan hakları ihlalleri Mısır halkını canından bezdirirken, Sisi yönetiminin İsrail ile Gazze şeridine yönelik hazırladığı iddia edilen bir takım senaryolar hem Mısır hem de Gazze Şeridi için endişeli bir bekleyişi beraberinde getirdi...

ABD’nin Libya’yı işgale yönelik hazırlığı, Bangladeş’deki laik Hasina yönetiminin İslami liderleri idam etmede ısrarı ve Batı’nın bu cinayetler karşısındaki sessizliğinin nedeni sorgulanmaya devam edildi…

Tunus'taki Nahda Hareketi'nin lideri Raşid Gannuşi'nin Arap Baharı sonrası siyasal İslam'a yer kalmadığını açıklaması dikkatlerin yeniden Tunus’a çevrilmesine neden oldu. Hemen peşi sıra Mısır merkezli Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslim) örgütünün din ve siyasi ilişkilerini ayırabileceklerini duyurması bölgede yeni bir dönemin başlayacağı yorumlarını beraberinde getirdi.

Geçen ayın gündeminde öne çıkan gelişmeleri bu başlıklar altında özetlemek mümkün. Son dönemde bölgede yaşananlardan hareketle yakın coğrafyamız başta olmak üzere dikkatlerin çevrildiği Ortadoğu’yu neler beklediğini analiz etmeye çalışalım.

 

"Sykes Picot'nun Yüzüncü Yılında Türkiye ve Ortadoğu

Fransa ve İngiltere’nin 100 yıl önce Ortadoğu'nun sınırlarını cetvelle çizerek paylaştığı Sykes-Picot anlaşmasının üzerinden geçen ay itibariyle tam yüz yıl geçti.

1. Dünya Savaşı sırasında 16 Mayıs 1916'da Osmanlı Devleti'nin Ortadoğu'daki topraklarının paylaşılmasını öngören Sykes-Picot anlaşması Ortadoğu’nun bugün yaşadığı sorunlarının en önemli müsebbiplerinden biri olarak görüldü hep. 

Osmanlıyı küçültme projesi ve Arap coğrafyasının parçalanması diye de anılan Sykes-Picot bugün gerek Irak ve gerekse Suriye’de ortaya çıkan bölünmüşlüğün ardından artık her yönüyle çatırdıyor. Bu durum Batılı devletlerce de kabul ediliyor. Batılı çevrelerde Ortadoğu’nun yeni bir anlaşmaya ihtiyacı duyduğu söylemlerimle birlikte Sykes Picot’a alternatif paylaşım haritaları da yeniden emperyalist ülkelerin masasında görülmeye başlandı.

İşte Yahudi finanslı Amerikan New York Times gazetesinin Sykes Picot’ın 100. yılında yayınladığı harita bunlardan biriydi.

O haritada İzmir'in "Türkiye sınırları içinde yarı-özerk", Trakya bölgesinin ise "Uluslararası Bizans Devleti" olarak tasarlanıyor. Türkiye'nin bir kısmını Suriye'ye, Doğu Anadolu ve Karadeniz'in bir bölümünü de Ermenistan'a bağlayan harita, bağımsız bir "Kürdistan" devleti kurulmasını ya da bu bölgenin "Mezopotamya"ya katılmasını öngörüyordu.

Evet, şurası su götürmez bir gerçek ki bölgede son yıllarda yaşananlara, siyasi, etnik ve mezhebi bölünmüşlüğün ortaya çıkardığı tabloya bakarak Ortadoğu’nun mevcut sınırlarının korunması bundan sonra bir hayli zor gözüküyor.

Özellikle Arap Baharı ile başlayan gelişmeler, diktatör yönetimlere karşı başlatılan devrimlerin darbeler ve karşıt devrimlerle bastırılması, Irak ve Suriye’deki iç savaşların ortaya çıkardığı yeni konjonktürün ardından Ortadoğu’nun sınırlarının değişeceği yönünde çok ciddi bir beklenti oluşmuş durumda. 

İşte Irak’ın, Suriye’nin, Yemen’in, Libya’nın, Mısır’ın hali pürmelali ortada. Kuzey Irak’ta Kürtlerin Bağdat’tan kopmasına ramak kaldı. Güney Yemen bağımsızlık hazırlığı yapıyor. Iraklı Sünnilerle, Şiileri bundan sonra nasıl bir arada tutabileceğine ilişkin bir formül bulunabilmiş değil… Bırakın Sünnilerle Şiileri bir arada tutacak formülü şimdilerde Iraklı Şiilerin kendi aralarında bölünmüşlüğü her geçen gün biraz daha derinleşiyor. “DAİŞ Devleti”nin yanında şimdilerde Suriye’de “el Kaide Devleti”nin de kapıda olduğu haberleri gelmeye başladı bile… Suriye’de akan kanın duracağı yok.  Dolayısıyla Ortadoğu’da tablo gerçekten çok vahim.

Şimdi bu vahim tablonun baş mimarı Batı emperyalizmi çözüm olarak Sykes Picot’un güncellenmesi gerektiğini öneriyor. Kurtuluş için etnik ve dini temeller ekseninde yeniden daha küçük parçalara bölünmesi gerektiğini telkin ediyor ama direk ama dolaylı olarak…

Bir taraftan da alttan alta etnik-mezhebi temelli bölünmenin zeminini oluşturan politikalar izliyorlar. ABD ve Rusya’nın yüz yıl önceki Sykes -Picot'u aratmayan gizli bir planın düğmesine bastı yönünde kanaatler dillendiriliyor. ABD’nin Suriye’de PKK/PYD terör örgütü üzerinden yürüttüğü ikircikli politika ortada. Sözüm ona müttefikimiz Amerika bölgede bir PKK/PYD devletçiğinin taşlarını örmekle meşgul...

 

Daha Küçük Parçalara Bölünmüş Ortadoğu

Peki daha küçük devletçiklere bölünme, 100 yıldır gün yüzü görmemiş Ortadoğu’da neyi değiştirecek? Akan kanı durdurmayacağı, bölgeyi güllük gülistanlık yapmayacağı çok açık. Batı emperyalizminin çözümden kastı da bu zaten… Aman İslam dünyası güllük gülistanlık olmasın. Başını dertten, fitneden kurtarmasın ki kalkınması, kendi ayakları üzerinde durmasın, zenginliğini yönetemesin. Dışarıdan kolaylıkla kontrol edilebilir, yönlendirilebilir devletçiklerden müteşekkil bir İslam dünyası ve Ortadoğu olsun…

Sykes Picot’un güncellenmesi operasyonunun önündeki en büyük engel olarak da Türkiye’yi görüyorlar. Dolayısıyla son dönemde içeride PKK’sından DAİŞ’ine, bilumum terör örgütlerinin harekete geçirilmesi Sykes Picot’un güncellenmesi operasyonu ile direk bağlantılı bir durum. Bu güncellemeye Türkiye’yi de dâhil etme gayretindeler. Ama başaramayacaklar inşallah. Çünkü geçmişin hasta adamı değil ayakları yere çok daha sağlam basan bir Türkiye var.   

 

Foto Alt: Sykes-Picot'un bölgedeki dengeleri bozmaktan başka bir işe yaramadı. Yapay sınırlar ortaya çıkardı ve bugün bile kalıcı çözüm bulunamayan sorunlara neden oldu. Arap dünyasında artık bittiği gözüyle bakılan Sykes Picot’ın güncellemiş yeni hali işte böyle görülüyor.

 

Irak’ı Neler Bekliyor?

Irak, ABD işgalinden beri gün yüzü görmüyor. Doğan her yeni gün bir önceki günü aratıyor Iraklılar için. Ekonomik ve siyasi çöküntüyle birlikte yolsuzluk ve güvenlik problemi hat safhada...

Irak geçen ay da Ortadoğu’da dikkatleri üzerine çeken ülkelerden biriydi, uzun zamandır olduğu gibi. Yalnız bu sefer ki durum biraz farklı.  Şii-Sünni ayrışmasının tavan yaptığı ülkede bu kez Şiiler arası rekabet, çatışmaya ve kan dökmeye kadar uzandı. Aylardan bu yana, şii lider Mukteda el Sadr öncülüğünde süren hükümet karşıtı protesto gösterilerinde kan dökülmesi Irak’ta Şiiler arasındaki gerginliği daha da derinleştirecek gibi gözüküyor.

Iraklı Şii lider Mukteda es-Sadr’ın ve onun taraftarlarının isyanın en önemli nedenlerinin başında yolsuzluk, ekonomik çöküntü ve güvenliğin sağlanamaması geliyor. Ama isyanın bir diğer önemli sebebi İran'ın Irak'ta artan nüfuzu, Sadr ve yanlılarını bir hayli rahatsız ediyor. Bağdat sokaklarında Şiilerin attığı "İran dışarı" sloganları bu rahatsızlığı en net bir biçimde ortaya koyuyor.

Sadr yanlılarının İran’dan duyduğu rahatsızlığı çok net bir biçimde ortaya koymaları İran güdümlü Şii Haşdi Şaabi bileşenleri karşı karşıya getirmiş durumda. İran’ın dini lideri Ali Hamaney tarafından İran’ın bazı ülkelerdeki dış siyaset sorumlusu olarak atanan Kasım Süleymani'nin Sadr'ı "Köpeklerini topla, aksi takdirde köpeklerimi senin üzerine salarım” şeklinde tehditleri Irak’ta Şii milis güçleri arasındaki gerilimin boyutlarını ortaya koyuyor.

 

Gazze’ye Yönelik Kumpasın Ardından Kim Var?

Suriye ve Irak’ın ardından terör örgütü DAİŞ üzerinden Gazze Şeridi için de bir takım projeler ısıtılıyor. DAİŞ’in Gazze’de alan kazanmaya başladığı algısı oluşturmak için uluslararası bir gayret gözlerden kaçmıyor. Arap basınına çıkan yorum ve analizlere göre Gazze’de Hamas’ın başına çorap örmek için Mısır güçlerinin, tıpkı Irak ordusunun Musul’u, hiç direnmeden DAİŞ’e teslim ettiği gibi son dönemde Mısır emniyet güçlerine yönelik eylemlere sahne olan Ariş bölgesini DAİŞ ile bağlantılı Sina Vilayeti Örgütü’ne teslim edileceği yönünde iddialar dillendiriliyor.  Bu yolla örgütün Sina çölünde bir Filistin devleti kurma zemininin önü açılmaya çalışıldığı ileri sürülüyor. Mısır medyasına göre ABD-İsrail projesi diye tanımlanan bu senaryo uygulamaya sokulursa Gazze Şeridi çok ciddi bir kaos ile karşı karşıya kalacak. Bu, hem radikal selefi grup olan Sina Vilayeti Örgütü ile ılımlı çizgideki Hamas arasında çatışma zeminin ortaya çıkması demek hem de kaosa teslim olacak Gazze’ye uluslararası müdahalenin kapısının aralanması demek.

 

Nahda ve İhvan’dan Söylem ve Siyaset Değişimi mi?

30 yıldır ‘ılımlı İslamcı’ olarak adlandırılan Tunus Nahda Hareketi’nin lideri Raşid Gannuşi, partisinin 2012’den beri yapılan ilk kongresinin açılışında "Arap Baharı sonrasında siyasal İslam'a yer kalmadı, biz artık demokratız, İslam'ı temsil etme noktasında değiliz"  diyerek verdiği mesajlar bir hayli tartışıldı.  Raşid Gannuşi’nin bu çıkışının ardından Mısır İhvan'ından benzer açıklamalar geldi. Müslüman Kardeşler Şura Konseyi üyesi Cemal Haşmet İhvan olarak siyasi faaliyetler ile İslami hizmetleri ayırma niyetinde olduklarını duyurdu.

Nahda lideri Raşid Gannuşi’nin oldukça dikkat çeken bu çıkışının nedenini Tunus’u ve Nahda hareketini yakından takip eden gazetecilerden olan Nevzat Çiçek şöyle açıklıyor. “Gannuşi ve Nahda’nın lider kadrosu bir tehlikenin farkına vardı. Devrim sürecinden sonra özellikle Selefi damarın partide öne çıkma isteği, diğer taraftan bazı dindarların Ensar El Şeriyya'ya katılıp şiddeti teşvik etmeleri ve bunun neticesinde IŞİD'in güçlenmesi, ciddi bir arayışı beraberinde getirdi. Öteden beri Müslümanların haklarını şiddetsiz demokrasi içinde alması gerektiğini ifade eden Gannuşi, Tunus siyasetinde kalıcı olmak adına davet ve siyasetin ayrışması gerektiğini ifade ediyordu. Ona göre, siyasal alanda verilecek mücadele temel hak ve özgürlüklerin önündeki engellerin kaldırılmasını sağlayacak, davet ve başka çalışmalar için kurulan sivil toplum kurumları da bu alandan yürürken herhangi bir engelle karşılaşmayacak.”

Gerek Nahda lideri Gannuşi’nin gerekse Mısır merkezli Müslüman Kardeşler örgütün din ve siyasi ilişkilerini ayırabileceklerini duyurması bölgede yeni bir dönemin başlayacağı yorumlarını beraberinde getirmiş durumda. Bakalım bu yeni durum here iki hareketin tabanında nasıl karşılanacak?

 

“Türkiye 3000 senesinde AB'ye girer”

İngiltere'de yaklaşan AB referandumunda Türkiye'nin AB üyelik süreci önemli bir kampanya malzemesine dönüşürken, Başbakan David Cameron Türkiye'nin AB'ye girmesine ilişkin hayli ilginç tahminde bulundu. İngiliz Başbakanına göre bugünkü ilerleme hızıyla Türkiye’nin AB'ye girmesi, muhtemelen 3000 yılı civarında olacakmış!

Cameron aklınca dalga geçiyor olsa gerek. Ama bırakın 3000’lı yılları AB’nin çöküşünün önünde çok az bir süre kaldığını bizzat Avrupalılar söylüyor. Fransa'da aşırı sağcı siyasetçilerden Marine Le Pen, Avrupa Birliği'nin ayakta durmak için milyarlarca euro harcadığını ancak örgütün çökmekte olduğunu söyleyenlerden biri mesela.

 

Dürümlü Vahşeti ve Batı

PKK’nın, Sarıkamış köyünün Dürümlü mezrasında gerçekleştirdiği katliam Türkiye’de büyük infiale nede oldu. PKK terör örgütünün saldırılarını görmemeyi adet haline getiren uluslararası özellikle Batı medyası 13 insanı adeta eriten patlama haberini yine görmedi. Doğrusu bizde şaşırtmadık. Acaba bu saldırı Dürümlü değil de bir başka örgüt tarafından Avrupa’nın herhangi yerinde ya da geçtik Avrupa’yı mesela Kobani’de olsaydı ne olurdu acaba!

 

Kudüs'teki Filistinlilerin sayısı

İsrail işgali altında bulunan Kudüs şehrinde Filistinlilerin nüfusu 419 bin 108 kişi olarak kayda geçti. Buna göre Kudüs'teki Filistinli nüfusu, bütün Filistin’in yüzde 9'unu, Batı Şeria'nın ise yüzde 14.6’sını teşkil ediyor.

Filistin İstatistik İdaresi'nin yayınladığı raporda erkeklerin kadınlardan oran olarak daha fazla olduğu görüldü. Rapordaki diğer veriler Kudüs toplumunun genç olduğunu gösterdi. Rapora göre yaşları 15’in altında olan çocukların oranı yüzde 35.2 iken, yaşları 60'ın üzerinde olan yaşlıların oranı ise yüzde 6.7. Filistinli mültecilerin oranı ise 2013 yılına göre toplam nüfusun yüzde 25.1’ini tekabül ediyor. İşgal rejiminin Kudüs’te inşa ettiği yerleşke sayısı 2013 itibariyle 26’yı bulurken, Kudüs ve Batı Şeria’da ise bu sayı 148'e ulaşmış durumda.

PAYLAŞ:                

Beytullah Demircioğlu

1967 İstanbul’da doğdu. Ortaöğretimini Üsküdar İ.H. Lisesi’nde tamamladı. Mısır El-Ezher Üniversitesi / Usul-ud Din Fakültesi’nden 1991 yılında mezun oldu. 1991 yılında Altınoluk Dergisi’nin yazı iş

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle