Geldi Geçti Ömrüm Benim

Muhterem Okuyucularımız;

Geçen sayımızda Ramazan’ın bir ayna olduğunu söylemiştik; bu aynada ne seyrettik bir ay boyunca bilinmez ama işte şimdi son günlerine denk geldik! Artık elimizdeki fırsat kaçtı, kaçıyor! Bir dahaki Ramazan’a kavuşur muyuz, önümüzde daha kaç Ramazan var, belli değil!

Nice kimseler vardır ki hasta döşeğinde ha öldü, ha ölecek diye beklenir; bir türlü vadesi dolmaz! Nice insanlar da vardır ki hastalık, dert, tasa görmemiştir neredeyse… Tabiri câizse turp gibidir, bir anda eceli gelir, “melekü’l-mevt: ölüm meleği” karşısına çıkıverir.

Eğer nefes alıp veriyorsak, hâlâ çok geç değil demektir. İşte önümüzde Ramazan’ın son on günü… İçinde “bin aydan daha hayırlı” Kadir Gecesi’nin bulunduğunu ümit ettiğimiz kıymetli günler… Peygamber Efendimiz’in îtikâfa çekildiği, dünya ile bağını asgarîye indirdiği, Cenâb-ı Hakk’a bir kul olarak müracaat ve münâcâtta bulunduğu demler…

Gelin, bu yıl, akıp giden hayatımızda bir değişiklik yapalım, daha önce yapmadığımız bir şey deneyelim. Gücümüz, neye, ne kadarına yetiyorsa; bir saat, bir gün, on gün… Elimizi, eteğimizi çekelim dünyadan… Kendimizle, yaptıklarımızla baş başa kalalım; hayatımızın derin bir muhasebesini yapalım.

Emin olun ki bu zamanlar, oruçla rakikleşen gönlümüz, fakirlerin/gariplerin hâlleriyle aynîleşen rûhumuz için en müsait zamanlar… Oruç, namaz, zekât-sadaka ve infak ile Rabbimize bu kadar yaklaşmışken, Kur’ân ile bu kadar içli dışlı olmuşken, insanlarla meşguliyetimizi bu kadar asgarîye indirmişken bir adım daha atalım, bir eşik daha geçelim.

Müsait olanlar mescitlerde, hanımlar kendi evlerinde “muvakkat” olarak îtikâf neşesine bürünsün. Bir gün muhakkak karşımıza çıkacak ölümü en yakınımızda hissedelim; bir tefekkür-i mevt ânı olsun, bizim için… Ya da kaçınılmaz son olan kıyamet sabahını düşünelim. Amellerimizi kendimiz tartalım, gönül ve vicdan terazimizde… Ömrümüzü neler ile geçirdik; şu anki hâlimizle Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda hesap vermeye hazır mıyız? Dünyevî/uhrevî borçlarımız neler? Hangi amelimize güveniyoruz? Hangi amelimizle Rabbimizin rahmetini ümid ediyoruz? Güvendiğimiz/bel bağladığımız o sâlih amellerin hangi kusurları var? Hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekmek için en güzel fırsat…

Böyle bir hesabı, iç dünyamızda gönül huzuruyla tamamlayabiliyorsak o zaman bayram, bizim için gerçek saadet zamanı… Gözümüzün içi dola dola sevinme, gönülden mutlu olma ânı… Aksi hâlde bayramımız buruk geçecek demektir. Ama hâlâ her şey için çok geç değil!.. Çünkü dünyada geçireceğimiz bir saat bile Cennet’te geçireceğimiz binlerce saatten kıymetli. Bu dünya, ekip biçme tarlası, zira… Cennet ise, hâsılat yeri… Burada ekilmeyen bir şey orada karşımıza çıkmayacak… O yüzden her an tarlamızı tekrar tekrar ekip biçmeye, ayrık otlarından temizlemeye muktedirken bunu değerlendirmek lâzım…

Cenâb-ı Hak, ümmet-i Muhammed olarak mahzun, mazlum ve mükedder olduğumuz şu çileli günleri, yüzlerimizin güleceği hakikî bayramlara çevirsin. Bizi lûtuf ve ihsânıyla tekrar izzet sahibi kılsın. Yeryüzünün hilâfetini vaad ettiği müttakî ve mü’min kulları arasına bizleri de dâhil eylesin. Zilletten, meskenetten, tembellikten, atâletten, zâlim olmaktan ve zulme mâruz kalmaktan muhafaza buyursun. Bize katından hayırlı sahipler çıkarsın. Rızâsına kavuşturacak amelleri kolaylaştırsın, sevdirsin ve bu amellerde bizleri muvaffak eylesin. Bizi Ramazan’dan, Ramazan’ı da bizden memnun ve râzı eylesin. Kur’ân-ı Kerîm’in feyz, rûhâniyet ve bereketini üzerimizde, hayatımızda, yüreklerimizde dâim eylesin. Âmîn.

 

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle