“Mecralar Değişse De Prensibimiz Hep 'Önce Sahih İçerik' Oldu"

Yirmi yılı aşkın süredir dijital alanda yapılan bütün bu çalışmaların ortak bir prensibi vardı: Her zaman önce içerik. Çünkü biliyorduk ki elinizdeki malzeme neyse, ulaştıracağınız etki de odur. Hamdolsun bizim elimizdeki içerik; dergilerimiz, sohbetlerimiz, sosyal medya mesajlarımız, büyüklerimizin irşadları… Her biri altın kıymetinde, son derece değerli ve sahih içeriklerdi.

Röportaj: Bilal Akyol

Altınoluk’tan Altın Ekran’a Osman Şentürk Bey ile Altınoluk’un dijital hizmet yolculuğunu konuştuk… 

 

Altınoluk’un internet dünyasına ilk adımını atmasını sağlayan ve ilk web sitesinin açılışını organize eden kişi olarak, bu adımın nasıl bir katkısı oldu, nasıl geri dönüşler aldınız?

Osman Şentürk: 1990’ların ortalarında sohbetlerle başlayan yolculuğum, üniversite yıllarında Musa Efendimiz ve Abdullah Sert Hocamızın sohbetlerine katılmamla derinleşti. Bu dönemde Altınoluk Dergisi ile hem okuyucu hem de bir nevi hizmet eden biri olarak sıkı bir bağ kurdum. 1996’da master için Amerika’ya gittim ve orada, internet henüz emekleme aşamasındayken, üniversitenin bilgisayar laboratuvarında gece nöbetlerinde web sayfaları üzerine deneyimler kazandım.

İnternette o zaman İslami kaynaklar yok denecek kadar azdı. Bu nedenle “altinoluk.com” alan adını dergi adına kaydettim. Kendi amatör çalışmalarımla bir site tasarladım, basılı dergiden yazı ve görseller ekledim. Taslağı Altınoluk ekibiyle paylaştım. Abdullah Sert Hocamız bu projeye büyük ilgi gösterdi. Mahmut Hakkı Ersan ve Lütfi Arslan, derginin yazılarını bana aylık olarak ilettiler, ben de siteye yükledim. Böylece Altınoluk, o dönem internet üzerinde İslami kaynaklar sunan öncülerden biri oldu.

İlk olarak yurtdışında yaşayan birçok Türk internet sitesinden erişerek Altınoluk okuyup mesajlar atmaya başladı Avustralya’dan yeni Zelanda’dan Amerika’dan Almanya’dan Kanada’dan hiç tanımadığımız insanlar bizlerle iletişim kurarak mesajlaşmaya ve etkileşim yapmaya başladı bu bizi çok heyecanlandırdı.

 

 Altınoluk 200 projesi kapsamında derginin dijitalleşme çalışmalarını ilk başlatan isim sizdiniz. O dönemde yayıncılık dünyası henüz dijitale bu kadar evrilmemişken, bu vizyon nasıl ortaya çıktı ve süreç nasıl başladı?

Osman Şentürk: 2000 yılında Amerika’dan Türkiye’ye döndüğümde, Altınoluk Dergisi’nin web sitesi artık kurumun kendi bünyesinde, düzenli ve sistematik bir şekilde yönetilir hale gelmişti. Aylık içeriklerin hazırlanması ve yayına alınması tamamen kurumsallaşmış, başlatılan dijital süreç kendi ayakları üzerinde duran sağlıklı bir yapıya kavuşmuştu.

Ancak ortada hâlâ çok önemli bir eksik vardı: geçmiş yıllara ait arşiv. Şunu çok net biliyorduk; internette bir kişi herhangi bir anahtar kelime aradığında, onu doğru ve nitelikli bilgiye ulaştırabilmenin tek yolu güçlü bir dijital veri tabanına sahip olmaktı. O dönem 20. yılını doldurmuş bir dergi olarak, elimizde çok kıymetli ama tamamen basılı halde duran 20 yıllık bir birikim vardı ve bunun dijital ortama taşınması artık kaçınılmazdı.

Bu noktada Âdem Ergül Hocamızın liderliğinde bir ekip kuruldu. Yaklaşık 10’a yakın arkadaşımız bu çalışmada aktif olarak görev aldı. O yıllarda internet bugünkü kadar yaygın değildi; dijital içeriklere daha çok CD ve multimedya ortamlar üzerinden, ulaşılıyordu. Bu nedenle yaptığımız işi, hem bu ortamlarda çalışabilecek hem de ileride internet üzerinden erişime uygun olacak teknik bir formatta kurguladık.

Bu süreçte Abdullah Ramazanoğlu, Sadi Evren, Sami Kaya, Gökhan Erton, Ökkeş Balçiçek, Uğur Tilikoğlu ve Veysel Özdemir başta olmak üzere birçok arkadaşımız çok ciddi emek verdi. Bu teknik ekip sayesinde geçmiş 20 yıla ait tüm basılı dergiler tek tek tarandı, dijital ortama aktarıldı, editlendi ve veri tabanı formatına dönüştürüldü.

Temel amacımız şuydu: internette herhangi bir kelime arandığında, Altınoluk arşivinin o kelimeyle ilgili güvenilir ve referans niteliğinde bilgiye kolayca ulaşılabilecek bir kaynak haline gelmesi. Bu vizyon doğrultusunda Abdullah Sert Hocamız da özellikle telif hakları konusunda hiçbir çekince göstermeden projeye tam destek verdi.

Yaklaşık iki yıla yakın süren yoğun bir çalışmanın sonunda, Altınoluk Dergisi’nin 20 yıllık ilmi ve fikrî birikimi dijitalleştirilmiş oldu. Böylece sadece bir web sitesi değil, aynı zamanda uzun yıllar insanlara hizmet edecek büyük bir dijital hafıza inşa edilmiş oldu.

 

Altınoluk İngilizce'nin ilk temsilcisi olarak görev yaptınız. Derginin mesajını evrensel bir dille dünyaya duyurma noktasında o dönemki tecrübeleriniz ve gözlemleriniz nelerdi?

 Osman Şentürk: Altınoluk’un dijital ortamda düzenli olarak yayınlanmaya başlamasından sonra, çok kısa sürede yeni ve kritik bir ihtiyaç ortaya çıktı: dil meselesi. Çünkü biliyorduk ki dünyanın milyarlarca insanına ulaşmak istiyorsak, onlara kendi dillerinde hitap etmemiz gerekiyordu. Bu noktada en yaygın ve doğal başlangıç dili olarak İngilizceyi seçtik.

Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşadığım yıllarda, Altınoluk’un ilk İngilizce sayısını da bu niyetle hayata geçirdik. Dergi İngilizce olarak Türkiye’de basılıyor, Amerika’ya getiriliyor ve ben de bizzat Amerika genelinde yaklaşık bin civarında camiye posta yoluyla dağıtımını yapıyordum. Oldukça zahmetli bir süreçti. O dönemde İngilizce çeviri yapmak bugünkü gibi kolay değildi; yapay zekâ yoktu, otomatik araçlar yoktu. Metinler tek tek tercümanlar aracılığıyla çevriliyor, baskıya giriyor ve fiziksel olarak dağıtılıyordu.

Sonraki yıllarda, özellikle Osman Nuri Topbaş Hocamızın, yurt dışındaki insanlara ulaşabilmek için çok dilli bir yapıya geçmemiz gerektiği yönündeki güçlü yönlendirmesiyle, bu süreci daha da ileri taşıdık. İngilizceyle başlayan bu yapı, internet sayfası üzerinden birçok yerel dile çevrilmeye başladı. Aynı makaleler, yazılar ve kitaplar dijital platformda çok dilli olarak yayınlanır hâle geldi.

Bu aşamadan sonra Pakistan’dan, Hindistan’dan, Afrika’nın farklı bölgelerinden geri dönüşler almaya başladık. Artık elimizde sadece dijital bir arşiv yoktu; aynı zamanda bu arşivin farklı dillerde yaşayan insanlara ulaşan canlı bir karşılığı oluşmuştu. Bu süreç bizler için son derece heyecan vericiydi. Burada da Osman Hocamızın çok ciddi bir desteği ve teşviki vardı. Ayrıca rahmetli Fahrettin Tivnikli ve Abdullah Tivnikli kardeşlerin bu çalışmalara verdikleri katkıyı özellikle anmak isterim.

Bir diğer önemli kırılma noktası ise video içerikler ve sosyal medya entegrasyonu oldu. İlk video çekimlerinin yapılması, sohbetlerin kayda alınıp yayınlanması ve bunların sosyal medya üzerinden kitlelere ulaştırılması konusunda Sami Kaya kardeşimiz çok büyük fedakârlıklar gösterdi. Tabiri caizse kendisini bu işe adadı. Osman Hocamızla sürekli istişare hâlinde olarak haftalık ve günlük mesajlar, video içerikler üretildi ve bu alanda çıta bir kademe daha yukarı taşındı.

O dönem ilk kez internette sponsorlu reklamlar kullanarak açtığımız sayfaların duyurulması için ciddi çaba sarf ettik. Önce binlere, sonra on binlere, ardından yüz binlere ulaşmaya başladık. Her yeni eşik aşıldığında, Osman Hocamızın yüzündeki tebessümü ve bu gelişmelere ne kadar büyük bir memnuniyetle takip ettiğini görmek, bizler için en büyük motivasyon kaynağıydı. Ve Sami kardeşimizin adanmışlığı ile ve Lütfi Arslan ağabeyimizin gayretleri ile sosyal medya hesapları ve islamveihsan.com gibi web siteleri bugün milyonlara ulaşan bir dijital arşive dönüşmüş oldu. Abdullah Sert hocamız bu ekiptekilere hep “Altınoluk’u biz kurduk ama sizler de Altın Ekran’a taşıdınız” diye tebessümle motive etti bizleri.

 

 Dijitalleşme ve yapay zekâ çağında İslami yayıncılık sizce nasıl bir dönüşüm gerçekleştirmeli, nereye evrilmeli?

Osman Şentürk: Yirmi yılı aşkın süredir dijital alanda yapılan bütün bu çalışmaların ortak bir prensibi vardı: Her zaman önce içerik. Çünkü biliyorduk ki elinizdeki malzeme neyse, ulaştıracağınız etki de odur. Hamdolsun bizim elimizdeki içerik; dergilerimiz, sohbetlerimiz, sosyal medya mesajlarımız, büyüklerimizin irşadları… Her biri altın kıymetinde, son derece değerli ve sahih içeriklerdi.

Bizim yaptığımız şey aslında bu içerikleri, bulunduğu çağa ve mecraya uygun bir yayın formatına dönüştürmekten ibaretti. Kimi zaman yazılı bir metin olarak, kimi zaman sesli bir yayın, kimi zaman bir video, kimi zaman da görsel bir paylaşım olarak… Son dönemde ise Sami Bey’in katkılarıyla animasyonlar devreye girdi, hatta yapay zekâ kullanılarak çizgi film formatında içerikler üretilmeye başlandı. Ancak kullanılan araçlar değişse de prensibimiz hiç değişmedi: Doğru içeriği, doğru şekilde ve doğru kitleyle buluşturmak.

Sahip olduğumuz ilmî, ahlâkî, İslâmî ve tasavvufî birikimi; hak dostlarının sohbetlerini, insanlara en doğru zamanda, en doğru mecra üzerinden ulaştırmaya gayret ettik. Aslında bu misyonun bugün de geçerliliğini aynen koruduğunu düşünüyorum. Ne zaman bu ekipteki arkadaşlarla bir araya gelsek, konuştuğumuz şey içerikten çok mecralar oluyor; yeni teknolojiler, yeni platformlar, değişen iletişim alışkanlıkları üzerine istişareler yapıyoruz.

Bizler bugün artık kendi işlerimizin yoğunluğu sebebiyle operasyonun içinde aktif olarak yer almıyor olabiliriz. Ancak süreci yürüten arkadaşlarımızın, mevcut iletişim teknolojilerini son derece etkin kullandığını; dijital alanda en üst seviyede bu kanalları değerlendirerek hak sözü ulaştırmak için büyük bir gayret gösterdiklerini memnuniyetle görüyorum.

Bundan sonra da yeni teknolojiler, yeni platformlar, yeni medya türleri ortaya çıkacaktır. Ama inanıyorum ki içerik bozulmadan, öz korunarak ve daha kullanıcı dostu yöntemlerle bu mesajlar insanlara ulaştırılmaya devam edilecektir. Bu uzun yolculukta emeği geçen bütün arkadaşlarımızın gayretlerine Rabbimden rıza niyaz ediyor, hepsine gönülden teşekkür ediyorum.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle