Verdikçe Var Oluruz

Birisinden emanet aldığımız eşyayı, sahibi isteyince nasıl veriyorsak Allah’ın (cc) verdiği canı da vakti saati geldiğinde vermeliyiz. Yemeğe başlarken besmele çeker, sonunda da elhamdülillah deriz. Hayat sofrasından kalkarken de elhamdülillah demeliyiz.

Hakk’a niyazkâr olalım, Gül’e hizmetkâr olalım. Kurulsun söz meclisi, açılsın öz meclisi; muhabbete yâr olalım.

- Varlık nedir, var olduğumuzu nasıl anlarız akıl kardeş?

- Bunun cevabı çok basit benim için. “Düşünüyorum, öyleyse varım.” der çıkarım işin içinden. Söylemesi kolay da düşünmeye başlayınca bir türlü çıkamıyorum fasit daireden. Güzel bir fikir buluyor, tamam en doğrusu bu diyorum. Daha sonra ya ben ya başkası onun eksiğini buluyor. Yeni doğrular peşinde koştururken beynim kan ter içinde kalıyor.

- Hâlini çok güzel anlattın akıl kardeş. Aklın yolunu açmak için Allah (cc) kitaplarını göndermiştir. Hayatın şifrelerini en iyi bilen, elbette hayatı yaratandır. Yine de gayretinizi takdirle izliyor, başarılar diliyorum. Bu konuda nefis arkadaşımızın görüşlerini de merak ediyorum doğrusu.

- Aklın çözemediği problemi ben nasıl çözeyim arkadaş? Yine de var olmaktan çok mutluyum. Bunu nasıl anlıyorsun derseniz hep bir şeyler istiyorum. Ne bir şeyi, her şeyi istiyorum. “Rabbena, hep bana!” diyorum. Böylece var olduğumu anlıyorum. Biliyor musunuz? Yok olmaktan çok ama çok korkuyorum. Bütün nimetlerden mahrum kalmak ne acı! Gönül konuşsa da biraz rahatlasam…

- Var oluşumuzu kendinizce anlatmaya çalıştınız. Âcizane akıl dostuma nazire yapıp, “Seviyorum, öyleyse varım.” diyebiliriz ama bu kâfi gelmez. Asıl, verdiğimiz kadar var oluruz. Nefis kardeş, canı yüz akıyla verirsen cennette ebedi olarak kalırsın. Bu dünyadaki nimetlerin kat kat fazlasına sahip olursun. Yine de tercih senin.

- Bir dakika ey gönül! Verdikçe eksiliriz. En sevmediğim şey, bana ait olanı başkalarına vermektir.

- İyi de nefis kardeş, sen başkalarının verdikleriyle hayatını devam ettirmiyor musun? Yediğin, içtiğin nimetlerin tamamını sen mi yetiştiriyorsun?

- Şey… Öyle ama ben vermeyi sevmiyorum. Benden başka kimse yok mu bu dünyada? Onlar versin, onlar versin…

- Neyse seni, seninle baş başa bırakalım. Biz muhabbete devam edelim. Akıl kardeş, bu dünyada karnı açlardan çok, gözü ve gönlü açlardan korkacaksın.

- Bu sözlerle bana laf atıyorsun ama!

- Peki, dinle o zaman. Hükümdarın biri göl kenarında torunları için balık tutan dedeyi görmüş. Bu durum hoşuna gittiği için, “Dede, akşama doğru buraya uğrayacağım. Tuttuğun balığın ağırlığınca sana altın vereceğim.” demiş. Gezintiden dönen hükümdar adamın yanına gelmiş. Adamcağız balık tutamadığını, oltaya yuvarlak bir kemiğin takıldığını söylemiş. Terazinin bir kefesine koymuşlar, diğer kefesine de bir kese altın. İbre kıpırdamamış. Bir kese altın daha, terazide değişiklik olmamış. Bunun üzerine bilge bir kişi altınları alıp onların yerine bir avuç toprak koymuş ve demiş ki: “Hükümdarım, bu, gözün olduğu kemik bölümü. İnsanın gözünü ancak bir avuç toprak doyurur.”

- Dur, aman… Ben buralardan gidiyorum. Toprak olmak istemiyorum. Ölümden çok korktuğumu bilmiyor musun?

- Korkma be nefis kardeş! Korkunun ecele faydası olmaz. Şu çok sevdiğin sebze ve meyvelerin tohumlarını bir düşünsene. Tohum toprağa düşer ve onunla dost olur. Onda yok olur ama tohumun özünden bir filiz çıkar. İnsan da aynı böyledir. Toprağa düşünce maddi varlığı yok olurken manevi varlığı filizlenir. Yunus Emre ne demişti? “Mal sahibi, mülk sahibi,/Hani bunun ilk sahibi?/Mal da yalan mülk de yalan,/Var biraz da sen oyalan.”

- Boşuna beni teselli etmeye çalışma. Ben yok olmak istemiyorum.

- Tamam o zaman. Yunus’un bu şiirine seni rahatlatacak bir yorum yapayım. Evet, üstadımız doğru söylüyor ama Allah (cc) rızası için harcanan mal ve zaman yalan olmaz. Onlar bizimle mezara bile girerler. Buna ne dersin?

- Yok dostum, ne ölürüm ne veririm ne de mezara girerim…

- Ey nefis! Aklıma ne geldi? Nasrettin Hoca’nın oğlunun tuttuğu hırsıza benziyorsun. Oğlu bir hırsız yakaladığını söyleyince Hoca getirmesini istemiş. Çocuk, “Gelmiyor baba!” demiş. Hoca da bırakmasını istemiş. Çocuk, “Gitmiyor baba!” demiş.

- Aziz dostlar, birisinden emanet aldığımız eşyayı, sahibi isteyince nasıl veriyorsak Allah’ın (cc) verdiği canı da vakti saati geldiğinde vermeliyiz. Yemeğe başlarken besmele çeker, sonunda da elhamdülillah deriz. Hayat sofrasından kalkarken de elhamdülillah demeliyiz. Bir şair, şiiri Yunus Emre’nin diye paylaşıldığında şöyle söylemişti: “Benlikten soydular bizi,/Ateşe koydular bizi./Şükür sevgi meclisinde/Yunus’tan saydılar bizi. Allah’ın (cc) emirlerine ve Peygamberimizin (sav) sünnetine uyarsak belki bizi de güzel kullardan sayarlar. Başka kurtuluş yolu var mı azizim?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle