Dini Satmanın Çeşitleri

Rabbimizin buyurduğu üzere dileyen iman eder dileyen de etmez, ama etmeyenlerin keyfi için dinin ahkâmı değiştirilemez. Abd, kul, Efendisinin iradesine uyan kimse demektir. Allah’a kul olan kendi nefsanî iradesini bırakır da Rabbinin iradesine uyar.

Allah Teâlâ bizleri bu dünyaya imtihan için göndermiş, bizlerin iman ve salih amellerle tekrar cennete layık hale gelmemizi irade etmiştir. Peygamber Efendimiz bir hadisinde “dünya ahretin tarlasıdır” buyurmuşlardır. Dünya ancak ahiret hayatına yükselebileceğimiz bir merdiven yapıldığında kıymetlenir. Salih bir Müslüman tüm imkânlarını dini için seferber eder, canından ve malında harcayarak cennete ve cemalullaha kavuşur. Ne var ki imtihan için geldiğimiz şu dünyada bazen bunun tersi de olmakta, bazı gafil hatta hain kimseler dinlerini satarak karşılığında dünyalarını imar etmeye çalışmaktadırlar. Peygamber Efendimiz bu tür kimselerin dine vereceği zararı şu veciz hadis ile beyan etmiştir: “Koyun sürüsüne dalmış iki aç kurdun, sürüye vereceği zarar; kişinin mal ve mevki (servet ve şöhret) kazanma hırsının, dinine vereceği zarardan kesinlikle daha ağır değildir.” (Tirmizi, Zühd, 43)

Bu aç kurtlar özellikle ilim ve devlet ricali olursa onların dine olan zararı kat kat artar. Zira bu iki kesim ilahi ahkâmı değiştirmeye, unutturmaya, önemsizleştirmeye çalışmada daha çok imkâna sahiptir. Bu melun işi bilerek ve isteyerek yapanlar Allah muhafaza dinden çıkmış olurlar, bununla beraber menfaatleri uğruna ilâhî ahkâmı gizleyen din adamları da büyük bir cezadan kurtulamazlar. İmam Rabbani hayatında bu her iki kesim ile de amansız bir mücadeleye girişmiş, dini değiştirmek gayesi ile yola çıkan Ekber Şah ve onun “saray uleması” ile mücadele etmiş bu hususta hapislerde yatmıştır. O ilminin gereğini yapıp İslam’ı savunurken, bir kısım ilim adamı kılığındaki aç kurtlar ise verdikleri yalan yanlış fetvalar ile “Din-i ilahi” denilen uyduruk dine payanda olmuşlardır. Bugün de bazı çevreler kendilerince başka bir “din-i ilahi” uyduramaya çalışmaktadırlar. Şeriatı olmayan, haram helal sınırları son derece geniş, her şeyin mübah olduğu bu uyduruk dinin mensubu sapkın güruha göre İslam’ın çoğu hükmü tarihseldir, yani faiz, tesettür, evlenme, boşanma, miras gibi konularda İslam’ın ahkâmı o zaman için geçerlidir, bugün bu konularda biz kendi keyfimize göre uygulamalar yapabiliriz!

Vazifesi İslam’ın daha iyi yaşanmasına hizmet etmek olan ilim erbabını –yani günümüz ilahiyatçı ve akademisyenleriniİmam Rabbani şöyle uyarır: “Ders ve fetva vermek, sadece Allah için yapılır makam-mevki, mal ve üstünlük şaibesinden uzak olursa fayda sağlar. Bunun alameti ise dünyaya rağbet göstermeyip zühd sahibi olmaktır. Dünya sevgisinin eline esir düşen âlimler “dünyalık âlimler”dir. Bunlar aynı zamanda kötü âlimler olup insanların en şerlileri ve din hırsızlarıdır. Oysa onlar kendilerini dinin önderi ve halkın en üstünü kabul ederler…” (c.I, 33. M)

İmam Rabbani güzel dinimizi makam, mevki, şöhret sevdası ile satan ilim erbabını din hırsızı olarak kabul eder. Hırsızların en kötüsü dinlerinden çalarak gelecek kuşakları yanlış yönlendiren, dinimizi tahrip etmeye çalışan kimselerdir. İmam’a göre bu tür din tüccarlarının şeytanın ortakları olduğunu şu ayet beyan eder: “Şeytan onları etkisi altına almış ve onlara Allah’ı hatırlamayı unutturmuştur. İşte onlar şeytanın taraftarlarıdır. Bilin ki, şeytanın taraftarları ziyana uğrayanların ta kendileridir.” (Mücadele, 19)

İmam Rabbani bu tür sapkın tiplerin İslam’ı tahrip etme hususunda şeytan ile olan ortaklıklarını şöyle açıklar: “Büyüklerden biri şeytanı insanları saptırma tasasından uzak, bir kenarda otururken görür. Onun böyle ilgisiz biçimde oturmasının nedenini sorar. Lanetli şeytan cevaben şöyle der: Zamanın kötü âlimleri işimde bana çok büyük destek sağladılar. Ve benim, yerime insanları saptırma işini kendileri üstlendiler. Böylece ben de işime karşı kayıtsız vaziyette oturuyorum!” Hakikaten şeriat işlerinde baş gösteren her zaaf ve İslam milletini üstün kılma konusunda gösterilen her kusur; daima kötü âlimlerin bereketsizliği ve niyetlerinin bozukluğu sebebiyle olmaktadır.

Rabbimizin buyurduğu üzere dileyen iman eder dileyen de etmez ama etmeyenlerin keyfi için dinin ahkâmı değiştirilemez. Abd, kul, Efendisinin iradesine uyan kimse demektir. Allah’a kul olan kendi nefsanî iradesini bırakır da Rabbinin iradesine uyar. Mevlana bu tür samimi kulları padişahın mülkünün en uzak noktasında askerlik yapan kahraman bir kale komutanına benzetir. Bu kahraman komutan düşmandan her tür rüşvet teklifini elinin tersiyle iter. Kaleyi satıp zengin olmak ve canını kurtarmak varken davasına sadık komutan bunun aksini yapar, canını verir de kalesini düşmana teslim etmez.

Dini satmanın başka bir çeşidi de menfaatimize uymadığında dinin ahkâmını görmezden gelmektir. İmam Rabbani bu hastalığı “yağlı lokma hastalığı olarak görür ve gerçek sûfîleri şöyle vasfeder: “(Gerçek sûfîler) değerli bir şey dururken küçük şeylerle yetinmezler. Razı olunan değerli bir şeyi terk edip de gazaba uğramış bir dünyalığa iltifat etmezler. Yağlı ve lezzetli lokmacıklar karşısında kendilerini satmazlar. Kulluktan aldıkları hazzı ince ve süslü elbiselere değişmezler. Bu saltanat tahtını mâsivâ ilgilerinin kir ve pislikleriyle kirletmeyi ar kabul ederler. Lât ve Uzzâ’yı, Hak Sübhânehû’nun mülküne ortak etmekten sakınırlar ve bunu bir alçaklık addederler.” (Mektubat, c.I, 174. M)

Son zamanlarda dindar görünen nice insanlar İslam’ın miras, evlilik, boşanma, alış veriş gibi pek çok husustaki açık hükümlerini şahsi menfaatlerine uymadığı için göz ardı edebilmekte, Allah’ın değil de zamanın Lât ve Uzzâ’sı sayılabilecek olan dünyevi menfaatlerin peşinden gidebilmektedir. Hâlbuki samimi bir Müslüman Allah’ın hak olarak vermediği bir şeyi –velev ki kanunlar izin verse bile- başkasından hak olarak alamaz, Allah’ın haram kıldığı bir şeyi toplum hoş görse bile alıp yiyemez. Eğer böyle yaparsa aldığı menfaat kadar dini para ile satmış olur.

Son olarak, kötü niyetli âlimlere ilaveten, tarikat adına öne çıkıp da insanları kandıranlar da dini satarak geçinenler cümlesine girer. Gerçek Allah dostları kendilerinin ve ailelerinin masraflarından kısarak müritlerine, fakirlere harcarken, bunun aksine bu tür sufi geçinenler, insanların manevi duygularını istismar ederek dünyalık toplayabilmektedirler. Maalesef bu tür şahıslar İslam’a ve samimi sufilere en büyük zararı vermekte, maneviyat büyüklerine olan güveni sarsmaktadırlar.

Rabbim içinden geçtiğimiz şu zor zamanlarda, bize güzel dinimizi yaşamaya nasip etsin, nefsin ve şeytanın iğvası ile onu satmaktan hepimizi korusun. Âmin.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

1