Altınoluk Tarihinden

Tarih boyunca İslam’a ve İslam’ın temel kaynaklarına saldırılar olagelmiştir. Bunlar dışarıdan düşmanlık yanında, içeriden ilim kisvesi altında, mezhep, hadis ve Kur’an-ı Kerim’e yönelik farklı bakış açıları, yorumlar, eleştiriler hatta yok saymalar şeklinde olagelmiştir. Altınoluk dergisinde daha önce yayınlanmış iki yazıdan bazı bölümleri, hem bunların zihniyetini anlama hem de tuttukları yolun onları nasıl bir akıbete sürüklediğini göstermesi bakımından dikkatlerinize sunuyoruz.

“Kur’an Okusunlar Kur’an Onları Düzeltir”

  1. SAYI • 1998 Ağustos • Mahmut Toptaş

Nefsin en zehirli silahı da kendini beğenme ve kibirlenme silahıdır. Benlik, Firavunun önce ayaklarını yerden kesiyor sonra denizin derinliklerinde boğuyor.

Günümüzde “Bize Kur’an yeter” diyenler iki tarafı keskin bıçakla İslâm’a saldırıyorlar. Bu söz yeni değil. Hz. Ali’nin karşısına dikilen Hariciler de aynı sözü söylemişlerdi. Hz. Ali onlara; “Batıl kasdedilen hak sözü söylüyorsunuz” demişti. Hz. Ali’nin bu sözünün türkçeleşmiş şekli “içim hile dışım şer’i”dir. Kur’an İslâm’ından bahsedenlerin ifadesi böyledir…

***

…Geçmişteki Hristiyanların İncil’i tahrifi hususunda Kur’an’ı Kerim “Onlar kelimelerin yerini değiştirdiler” buyuruyor. Bu iki şekilde olur, ya kelimelerin yerleri bizzat değiştirilebilir veya; mana yönlendirilir. Kelimeler yerinde durur ama “Bundan kastedilen şudur” yaklaşımında bulunulur. Kur’an’ı Kerim’in kelimelerine dokunulamıyor. Fakat manası tahrif yoluna gidiliyor. Filan ayet; o Mekke’deki insanlar içindi, filan ayet; o Medine’deki cahil kadınlar içindi gibi. Yani günümüzün fettan kadınlarını ilgilendirmiyor o ayetler. Bu yaklaşım ile “Bin kadar ayet Yahudilerle, bin kadarı Hristiyanlarla ilgili geri kalanlar da Mekke ve Medine’dekiler içindi biz ikibinli yıllarda yaşıyoruz, Kuran’da bizi ilgilendiren ayet yok” da denebilir.

Rabbim birkaç yerde tekrarlar “Aldatan sizi Allah’la aldatmasın.” Batıl dinlerin hepsi art niyetlilerin çıkıp biz bu insanları sapıtalım diye kurdukları bir çalışma sonucunda olmamıştır.

Yine Rabbim ayeti kerimesinde “Şeytan onlara yaptıklarını süsleyiverir” diyor. Bir şey yapan insan yürekten inanmadan başaramaz. Mesela insanlar gök tanrısına, yer tanrısına inanırken şunu düşünmüşler; doğru olarak inandıkları gerçek Allah o kadar iyi ki ona kötülük yakışmaz, o zelzele yapmaz, insanlara hastalık vermez. Güya Allah’ı temize çıkarmak için şer ilahı icad etmişler.

Onlar onu yaptı da biz yapamaz mıyız, biz de insanız. Bizim de aklımız yaratılışta onun aklıyla aynı. Biz de günümüzde Allah’a aklımızla şekil vermeye çalışırsak sapıtırız. Sâlim olacağımız yol şu: “Ya Rab seni görmediğimize göre, seni anlayacak aklı bize vermediğine göre (Aklımız Allah’ı kuşatacak olsa zaten biz ilah oluruz, o küçük kalır) sen kendini nasıl tarif ediyorsan ben seni öyle anlarım.”

Bütün sorun Efendimizin insan olmasında. Müşriklerde tarih boyunca “Bizim gibi bir insana mı uyacağız?” diyerek peygamberleri reddetmişler. (Hud 27, İsra 94, Kamer 24, Mü’minun 47)

Bunlar “Peygamberin süslü koltuğu yoktu, midesi bizim işkembemiz gibi putperest artıklarıyla dolu değildi, bilgisayarı, interneti yoktu, biz ondan daha iyi anlarız. Aynı ayetlere sahibiz” diyorlar.

Mevlana bunlara cevap veriyor: “Ceylanla eşek aynı otu otluyor ama ceylanda misk oluyor, eşekte gübre oluyor” diyor. “İki kamışın ikisi de aynı sudan içiyor ama biri şeker kamışı oluyor, birinin içine hava doluyor” diyor.

Bu veba yüklü fırtına buradan da gidecek ama bir tek insanın imanına zarar verse dünya dolusu altınımızı kaybetmekten daha fazla üzüleceğimizi ifade etmek isteriz.

***

Kendi akıllarını en üstün görenler “İslâm veya Kuran’ı Kerim benim anladığımdan başkası değil” diyorlar. Sapma burada başlıyor. Ben Kur’an’ı Kerim’den kovam kadar alıyorum. Aklım, kültürüm, neyse ondan bir kova meydana getiriyorum ve o kadar alıyorum. Ama Kur’an’ı Kerim o kadar değil. Rabbim “yedi denizi mürekkep yapsanız dağların ağaçlarını kalem yapsanız bir o kadar daha getirseniz onu anlatamazsınız” diye anlatıyor Kur’an’ı Kerim’deki hikmetleri…

Bunlar kendi akıllarını geçmişten daha üstün kabul edip, gelecek insanlara da yol gösterici olarak görüyorlar… Bu insanlara tavsiyem, Kur’an’ı baştan sona manasını anlayarak okusunlar. Kur’an onları düzeltir.

***

..bu insanlara; “Sen kendi kabındaki kadarıyla 60 Milyon insana bundan içeceksiniz deme zalimliğini gösterme” demek gerekir.

Bizler Kur’an ayetlerinden kültürümüzün genişlettiği akıl kabımız kadar alırız. Aldıklarımız için “İşte Kur’an bu kadardır” demeyelim. Benim anladığım bu kadar diyelim.

 

Âlimler de Hesaba Çekilecek

  1. SAYI • 1998 Mart • M. Yaşar Kandemir

Dünyada herkes yapıp ettiğinden sorumludur. Cenâb-ı Mevlâ’nın, lütuf buyurup kendilerine ilim verdiği kimseler ise hem yapıp ettiklerinden hem konuşup söylediklerinden sorumludur. Hele hilâf-ı hakikat konuşmuşlar, halka tavsiye ettiklerinin aksini yapmışlarsa durumları daha kötüdür…

Her Gelecek Yakındır

Ey Allah’ın kendilerini ilim nimetiyle taltif ettiği âlim kardeşler! Dünyanın bir imtihan sahnesi olduğunu unutmayalım. Âhirette her âlimin “Sen ilminle ne yaptın?” sorusuna muhatap olacağını aklımızdan çıkarmayalım. Bizler, her şeyden önce birer kuluz. Herkes gibi biz de dinimizi daha iyi öğrenmeye ve yaşamaya muhtacız. En büyük sıkıntımız nefsimizi eğitmek. En büyük hedefimiz Allah’a ihsan mertebesinde, O’nu görüyormuş gibi ibadet edebilmektir. Allah’ın huzuruna ibadet etmek üzere çıkıyoruz; aklımız dağda, bayırda. Nefsimizin kulağından tutup seccâdenin üzerine getiremiyoruz. Allah’a karşı görevlerimizi hakkıyla yapamıyoruz. Öte yandan birbirimize sevgiyle, dostça, kardeşçe bakamıyoruz. Birbirimize gülümserken bile, ben bu adamdan nasıl faydalanırım, diye çıkar hesabı yapıyoruz. Halbuki Allah’ın lütfuyla okuyup yazanlarımızın en başta gelen görevi, din kardeşlerimize, Allah’a daha iyi kul olma çabasında yol göstermektir. Bu bir.

İkincisi de halkımıza karşı dürüst olmak, gerçekleri ilim adamına yakışır şekilde anlatmaktır. Yüzlerce yıl boyunca gelip geçen ve kendi çağlarında Allah’ın dinini Allah’ın kullarına en iyi ve en doğru şekilde öğretmeye çalışan büyüklerimize saygılı olmaktır. Altında kalıp ezilebileceğimizi düşünerek köşe taşlarını yerinden oynatmamaktır. “En iyi mal bizim dükkânda bulunur” der gibi “Gerçekleri sadece ben anlatıyorum” havalarına girmemek, iki günlük dünya menfaati ve şöhreti için bazı saf veya zayıf insanları aldatmamaktır.

Eğer Allah’a ve hesap gününe inanıyorsak dürüst olmalıyız. Balın ne olduğunu bilmeyenlere keçiboynuzunu bal diye yedirmemeliyiz. Bugün bizi alkışlayanların kıyamet gününde gerçekleri görünce “Neden bana dinimi yanlış öğrettin? Dinimi daha doğru şekilde yaşamama, Allah’ın rızâsını kazanmama neden engel oldun?” diye yakamıza yapışacaklarını, daha da önemlisi Cenâb-ı Hakk’ın “Kullarımı niçin kandırdın?” diye hesaba çekeceğini göz ardı etmeyelim. Şunu da unutmayalım ki, her gelecek yakındır.

PAYLAŞ:                

Halil İbrahim Kurucan

1967 yılında Erdemli'de doğdu.İlkokulu Yeşildere mahallesinde, ortaokul ve liseyi Erdemli İmam Hatip Lisesinde bitirdi.İstanbul üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi mezunu.Aziz Mahmud

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

1