33 Yıl Önce 1987 Haziran Sayı: 16

1987 Haziran Sayı: 16 Altınoluk bu sayısında, müslümanı çevre üzerinde düşünmeye çağırıyor. Kapağımıza “İslâmca Yaşamak için İslâmî Bir Çevre” ifadesini koyduk. Buradan da anlaşılacağı gibi, İslâm’ı yaşamakla, İslâmî bir çevrede bulunmayı birbirinden ayrılmaz vakıalar olarak görüyoruz.

Altınoluk bu sayısında, müslümanı çevre üzerinde düşünmeye çağırıyor. Kapağımıza “İslâmca Yaşamak için İslâmî Bir Çevre” ifadesini koyduk. Buradan da anlaşılacağı gibi, İslâm’ı yaşamakla, İslâmî bir çevrede bulunmayı birbirinden ayrılmaz vakıalar olarak görüyoruz. Çevre, bizi kuşatan her şeydir. Yani hayatımızdır. İslâm da bizi kuşatmaya taliptir. Bu sebeple bu iki vakıayı birbirinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Peki, şimdi bizi kuşatan dünya ile İslâm ne kadar birbirine benzemektedir? Diğer bir ifadeyle İslâm’la hayatımız ne kadar mutabakat arz etmektedir

Sayfa: 1

 

Çevrenin İslâmileştirilmesi

Abdullah İbn Mes’ud (r.a.) şöyle demiştir:

Nebî sallellahu aleyhi ve sellem’e, “Allah katında hangi amel daha sevimlidir?” diye sordum; “ Vaktinde kılınan namazdır.” buyurdu.

Çevrenin İslâmileştirilmesi ile namaz arasındaki irtibat ilk bakışta farkedilemeyebilir. Oysa en kısa ifadesiyle “İslâmî çevre, namaz çevresidir. Zira mü’minlerin gönül yurdunu aydınlatan İslâm imanı, ifadesini söz olarak kelime-i şehadet’te, fiil olarak namaz’da bulur. Bir başka deyişle İslâm aksiyonu namazla günlük hayata intikal eder. Namaz kendine has özellikleriyle camiyi, cami çevresinde temizlik mahallerini, eğitim-öğretim müesseselerini ve diğer sosyal kurumları gerektirir. Böylece namaz, İslâmî çevrenin merkezini oluşturuverir. Gecesiyle gündüzüyle yirmi dört saatlik bir gün bu merkezde değerlendirilir. Açıkçası namaz, mahiyeti itibariyle olduğu gibi maddî tezahür açısından da “dinin direği”dir. İslâmî yapılanmaya, yerleşime ve şehirleşmeye yön veren temel düşüncedir.

Prof. Dr. İsmail L. Çakan

 

13 YIL ÖNCE

2007 Haziran

Sayı: 256

Bu sayımızda Altınçocuk’un kapağında “Kur’an Çocuklar İçin Ne Diyor?” sorusuna cevap aradık?..

Altınoluk’ta ise, “Evlerimiz”e yoğunlaşalım istedik. Eve yoğunlaşmanın pek çok şekli olabilir muhakkak. Aile saadeti, çocukların eğitimi bunlar arasında. Ama ailenin Müslümanlık kıvamı da çok büyük önem taşıyor. Bu sayımızda “Evlerimizde Kur’an İklimi” konusuna yoğunlaştık. “Kur’an iklimi” demek, “Müslümanlık kıvamı” demekti. Evlerin bu meselede önemi, bir tür sığınak olması yönüyledir. Müslümanlığımızı koruyacağımız, nesilden nesile intikal ettireceğimiz, sevgi ile mayalayacağımız zeminlere ihtiylaç var ve evler bu noktada ilk akla gelen mekanlar...

Sayfa: 1

 

Tecessüs

Tecessüs, bir mümin kardeşinin ayıbını aramak ve onu el­de edince ferâhlamakdır. Şübhesiz kötü niyetli, kıskanç huylu olanlarda olan bir nifak alâmetidir.

Tecessüs, gıybet edicilerin elde etdikleri, bir lâf edebilme mahzenidir. Bu yaratıklar kendi ayıblarını görmezler, başkaları­nın, din kardeşlerinin ayıblarıyla meşgul olurlar! Daimi Cenâb-ı Hakk’m murakabesinde olduklarını idrak edebilseler, kendi ayıb­larıyla meşgul olurlar da bu kötü huylarını terk etmeye gayret gösterirler.

Maalesef zamanımızdaki zâhid ve âbidlerin çoğunda dahi bu kötü huy görülmektedir. Bu kötü ahlâka mübtelâ olanlar, hal­lerini düzeltmedikleri takdirde, manen terakki edemezler, Allah Teâlâ’nın nazarından düşerler, tedenni ederler. Yani manen te­rakki edemezler. Ruhen hasta oldukları için yapdıkları ibâdet ve kulluk vazifelerinin tadını alamazlar.

Sâdık Dânâ

 

23 YIL ÖNCE

1997 Haziran

Sayı: 136

 

Bu sayımızda, “İslâm Bizden Ne Bekliyor?” sorusunu koyduk önümüze? “Allah’ın razı olacağı Müslümanlık nedir?”i koyduk. Kendi kendimizi sorguladık, okuyucumuza içini doldurması gerekli bir kaneviçe sunduk...

Altınoluk, hiç kimseyi yargılama niyetinde değil. Kimsenin Müslümanlığını sorgulamak gibi bir çabamız yok. Ama bizler yol arkadaşıyız. Ekmeğimizi, aşımızı olduğu gibi, duyarlıklarımızı da paylaşmak durumundayız. Yolda yaralı arkadaş bırakmamak, bu yolculukta bir erdem olarak kabul ediliyor. İnanç yaralarını, düşünce yaralarını, hayat yaralarını sarmakta birbirimize katkımız neden olmasın? Bu yolculuk mahşere kadar uzanıyor ve orada herkes kendi başının derdine düşüyor. Yardımlaşma burada... Onun için Altınoluk’un “Hadi gelin, İslâm’ımızı Allah’ın razı olacağı ölçüler içinde sınayalım” demesi bir kardeşlik vecibesi... Sayfa: 1

 

Din, İnananların Her Şeyine Karışır mı?

İslâm “yalnız felsefi ve hayali bir ideal, yahut insanı sadece ölümden sonrası ile meşgul eden bir dua ve ibadet sistemi değil; aynı zamanda insanın bütün tabii ihtiyaçlarını göz önünde tutan bir fikir, hareket ve hayat kaynağıdır.” (A.H.Akseki İslâm, s. 23). İşte bu din size herşey kendisine ait yeni bir dünya kurar. O dünyada, ibadetle ahlak, ahlakla iman birbirinden ayrı şeyler değildir. Dolayısıyla o dünyanın mümini camide namaz kılarken kendisini ne kadar Allah’ın huzurunda hissediyorsa, ticaret hanesinde alış-veriş yaparken, borçlanırken ve borcunu öderken de aynı şekilde dininin koyduğu hükümleri ve sınırları hisseder, hissetmekle kalmaz onlara göre davranır.

Prof. Dr. Lütfullah Cebeci

 

3 YIL ÖNCE

2017 Haziran

Sayı: 376

 

İslam’la ilişkimiz, ancak hakkı verilebildiği takdirde gerçek değerini bulur.

İslam’la ilişkimizin ise, inanç boyutu var, ibadet boyutu var, muamelat, ukubat, ahlâk boyutu var.

Her birinin hakkını vermek.

İnanç çerçevesine ne giriyorsa onların hakkını vermek. Allah’a iman nasıl olması gerekiyorsa, ahirete iman nasıl olması gerekiyorsa, Kur’an’ın hukuku neyse, Rasulullah’ın hukuku neyse vb... onları görmek ve içini hem kalbi manada hem fiili manada doldurmak.

İbadet çerçevesine ne giriyorsa hâkeza onların hakkını vermek... Namaz nasıl olması gerekiyorsa, oruç, hac, zekat nasıl olması gerekiyorsa onları bilmek ve yaşamak...  Sayfa: 1

 

Hak Dostlarından Hikmetler…

… Cenâb-ı Hakk’ın sâlih kullarının asıl arzusu, bedenlerinin değil, ruhlarının ferahlığı ve selâmete ermesidir. Zira ebediyet yolculuğunda kişiye fayda sağlayacak olan, bedeninin ne kadar güçlü, sıhhatli ve güzel olduğu değil; rûhunun ne kadar Hakk’a yakın olduğudur.

Kulu Rabbine yaklaştıransa günahlardan arınmış selîm bir kalbe sahip olması ve rızâ-yı ilâhîyi celbeden sâlih ameller işlemesidir. Nitekim hadîs-i şerîfte buyrulur:

“Allah, sizin sûretlerinize (dış görüntünüze) ve mallarınıza bakmaz! Fakat sizin (ihlâs ve takvâ bakımından) kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 34)

Cenâb-ı Hak bizleri dünyaya nasıl tertemiz göndermişse, huzûruna dönerken de günahların kir ve pasından arınmış, tertemiz bir gönül götürmemizi istiyor. Unutmayalım ki Cenâb-ı Hakk’ın huzûruna götürebileceğimiz en kıymetli hediye, O’nun cemâlî esmâsının akisleriyle müzeyyen, saf, duru ve berrak bir gönül aynasıdır.

Osman Nûri Topbaş

PAYLAŞ:                

Halil İbrahim Kurucan

1967 yılında Erdemli'de doğdu.İlkokulu Yeşildere mahallesinde, ortaokul ve liseyi Erdemli İmam Hatip Lisesinde bitirdi.İstanbul üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi mezunu.Aziz Mahmud

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle