Kelâmî Dergâhı’ndan Şahsiyetler Karamanlı Müderris Osman Güleryüz Efendi (1879-1966)

Osman Efendi, aslen Konya’nın, 135 kilometre güneyinde Hâdim ilçesinin Kongul kasabasındandır.1

Osman Efendi, aslen Konya’nın, 135 kilometre güneyinde Hâdim ilçesinin Kongul kasabasındandır.1

Osman Efendi nüfusta 1884 senesinde doğmuş gözükmesine rağmen, devrin adetleri gereği nüfusa beş-altı yaşlarında kaydedildiği için gerçek doğum tarihi 1879’dur.2 Küçük yaşta hastalık vs. den ölüm oranı yüksek olduğu için kırsal kesimde bu uygulama yaygındı.

İlk ve ortaokulu yani İbtidaiye ve Rüştiye’yi memleketinde okuyan Osman Efendi on altı yaşında (1895) mezun olur.3

Babası Ahmet Efendi çiftçiydi, annesi Fatma Hanımefendiydi. Osman Efendi beş kardeşti: Osman Efendi, Hüseyin, Mustafa, İzzet ve kız kardeşi Elmas.4

Gençliğinin ilk yıllarında 1898’de on dokuz yaşındayken Konya’da İhsâniye Medresesi’ne (Topraklık Medresesi) kaydolur. Bu medrese Selimiye Camii yakınında faaliyet icrâ ederken, sonradan yıkılmıştır. Bugünkü yerinde bir pastane vardır.5 O dönemde Medrese’nin müderrisi Ziyâeddin Efendi’dir.6

Bu medresede matematik, felsefe, yabancı dil, astronomi, fizik ve kimya gibi ilimlerin yanı sıra üst seviyede kuvvetli dini ilimler de okutulmaktaydı. Osman Efendi bu medresede okurken Konya’da tanınmış çeşitli kişilerle arkadaşlık kurar. Bunlardan biri de müderris İsa Ruhî Bolay Efendidir.7 İsa Ruhî Efendi, Tahir Büyükkörükçü Hocaefendinin de hocasıdır.8

O dönemde medreselerde tasavvuf da okunmaktaydı. Osman Efendi o sırada fıtri bir kabiliyet ile tasavvufa meyleder. Devrin Reîüsü’l-Meşâyıhı Şeyh Muhammed Es’ ad-ı Erbîlî Hazretleri (1843-1931) ilgi odağında önemli bir zâttır.9 Osman Efendi İstanbul’a gider. Kelâmî Dergâhında görev yapan bu muhterem Zât’a intisab eder. O sıralar (1915) Es’âd-ı Erbilî Hazretleri (ks), Babânzâde Ahmed Naim Efendi (1872-1934) gibi kalburüstü zevâtın da devam ettiği Nuruosmaniye Camiinde Mesnevi okutuyordu.10Osman Efendi de muhtemelen bu Mesnevi dersi halkasına katılıp Es’âd Efendi’den (ks) feyz alıyordu.

O, medresedeki tahsil yıllarında sık sık İstanbul’a gider, şeyhini ziyaret eder. Şeyhi de kendisi gibi medrese kökenlidir.11 Sultan Abdülhamid’in (1842-1918) bu mübârek zâta itibarı büyüktür. Bu sebeple O’nu sık sık saraya davet etmektedir.12 Genç iken Es’ âd Efendi’den ders alan Osman Efendi, 1908’den sonra otuz yaşlarında İhsâniye  (Topraklık) Medresesi’nde müderris olur.13

O’nun sonradan icâzet aldığı hocalarından birisi de ilk dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekillerinden Hulâsatü’l-beyân fî tefsîri’l-Kur’ân müellifi14 Konyalı Mehmed Vehbi’dir (1862-1949). Ancak Mehmed Vehbi Hoca, tasavvuf karşıtı olduğu için sık sık talebesi Osman Efendi ile münakaşa etmiştir. Meselâ bir gün Osman Efendi sohbet esnasında büyük Hanefî âlimi Şürünbilâlî’nin (ö.1069/ 1658) Merâkı’l-Felâh’dan (Nûrû’l-Îzâh şerhi) tasavvufî hayatın gereğine işaret eden bir ibareyi Mehmed Vehbi Hoca’ya uzatır. Hoca kitabı alır, gösterilen yeri okur. Okuması bitince de bir süre tefekkür eder. Sonra “Hele şu kitabı bir koyun” diyerek konuyu başka vâdilere çevirerek, münakaşaya girme cesaretini kendinde bulamaz.

Tasavvuf karşıtı bu âlimin bir başka önemli bir özelliği de şuydu: Sultan Vahidüdin (1861-1926) İstanbul’dan ayrıldıktan sonra, onu padişâhlıktan ve halifelikten azleden meşhur fetvâyı Mehmed Vehbi Efendi vermiştir.15

Osman Güleryüz Efendi tarafından tasavvuf savunmasına ait ilmî 45 cilt defterin yazılış gâyesi, Mehmed Vehbi Efendi gibi zâhir ulemaya cevap sadedindedir.

Müderris Osman Efendi 1913’de otuz dört yaşındayken evlenir. Bu evlilikten dört evladı olur: Sabit, Sâlih, Sare ve Sâadet…16

İki sene sonra (1915) Çanakkale Savaşı başlar.17 Savaşmak için medreseyi terk edip cepheye gider. Çok arzulamasına rağmen şehitlik mertebesine maalesef ulaşamaz. Ona göre şehitler tepesi boş kalmamalıydı ve bu yüzden Çanakkale’ye koşarak gitmişti.

Kendisi harp hâtıralarını anlatırken sık sık hayıflanarak şöyle diyordu:

“Sağımdan solumdan kurşunlar vızır vızır geçerken, arkadaşlarım şehâdet şerbetini içiyorlardı. Onlara çok imreniyordum. Bana bir kurşun isâbet etse de şehid olsam diye büyük bir arzu duyuyordum. Ancak nasib olmadı!...”18

Osman Efendi Çanakkale’de İngilizlere esir düşer. Tam iki yıl İngilizlerin tahakkümü altında esir kalır. Çok eziyet ve zorluklarla karşılaşır. Hayatını anlatırken yaşadığı bu ağır şartları dile getirerek şöyle derdi:

“İngilizlerden daha kötü bir millet tanımadım. Ellerinde esir olan bizlere yapmadıkları muâmele kalmadı. Siz hiç hayatınızda atın eşeğin yediği samandan yapılmış ekmek yediniz mi? Biz yedik. O ekmeği dayanamayıp yiyen diğer esir arkadaşlarımın hepsi amele esir oldu. Başka yiyecek yok. Ne yapacaksın? Yemeye mecbursun. Açlık, susuzluk, sıcak, soğuk, yokluk, rezillik, ağır muâmele… Çekmediğimiz çile, çekmediğimiz işkence kalmadı. Bu kadar şerefsiz ve insanlık yoksulu bir millet İngilizler!”19

1918’de otuz dokuz yaşında esaretten kurtulan Osman Efendi, tekrar İhsâniye Medresesi’ne geri döner, göreve başlar. Bu görevi medreselerin ilgâ edildiği 1924 senesine kadar sürdürür.

Medreseler kapatıldıktan sonra Ereğli, Karaman ve Konya’da vaizlik, müftülük gibi görevlerde bulunur. Eskiden medreselerde ders verip talebe yetiştirirken artık halka hitab etmeye başlar. Yaptığı konuşmalarla halkı İslâm’ın ruhuna ısındırmaya, onlara ilim ve irfanı aşılamaya çalışır.

1924’te başladığı bu görevi 1932’ye kadar sürdürür. Elli dört yaşındayken emekliye ayrılır. Ancak her ne kadar emekli olsa da O, talebeden, halktan asla kopmaz, yanına gelen talebelere ders vermeye ve camilerde fahri olarak halka va’zetmeye devam eder.20

Müntesibi olduğu Nakşîliği zühdü takvasıyla örnek bir şekilde temsil eder. Fakirlere, yetim-öksüzlere, dullara, gariplere, talebelere yardım yapmayı hayat boyu sürdürür. Onlara kol kanat gerer.21

Halk Partisinin 1938-1950 yılları arasındaki baskıcı ve zorlu yönetim döneminde yaşlı olmasına rağmen evinde, gelen talebelere ders vermeyi asla bırakmaz.

1940’lı yıllarda 65 yaşlarında inandığı tasavvuf ahlâkı uğrunda, yanlış anlaşılma üzerine altı ay kadar hapiste kalmıştır.22

O, emekli olduğu 1932’den itibaren ilmî seviyesi kaliteli olmak kaydıyla kırk beş defterde ilmî, fikri tecrübelerini yazıya döker. Kur’ân, hadis, fıkıh ve kelâm temelinde tasavvufî terbiyenin gerekli olduğunu ateşli bir şekilde savunur. Osman Efendi defterleri yazıp yazıp bir kenara kor, “okuyan yok, belki de kaybolacak bu yazdıkların” diyenlere; “biz yazıp görevimizi yapalım. Zamanı gelince biri çıkar bunları kitap olarak neşreder.” derdi.

1966’da vefat edene kadar otuz üç senede yazdığı bu defterleri, muhterem torunu Muhammed Güleryüz (Eskişehir) Efendi, fakire iletti. Fakir bu defterleri Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde talebelerimize elli beş ayrı “Lisans Tezi” olarak latinize ettirdik. Her talebeye yaklaşık atmış sayfa civarında verdiğimiz Osmanlıca el yazması bu kıymetli defterler toplamda 3500 sayfa civarında bir yekûn tutmakta olup Fakültemiz Kütüphanesinde yerini alarak, hamdolsun tarihe mal olmuştur. Yani kaybolmamıştır, inşallah bir hamiyet sahibi gelir bu eseri bastırır.

Osman Efendi bu defterleri yazma sebebini kendisi şu şekilde açıklar:

“Biz fakir ve hakir kardeşiniz, çok az olan ilmimiz nisbetinde bir şeyler yazdık. Allah (cc) kusurlarımızı affetsin.

Allah (cc) dostlarına iftirâda bulunanların hatâda olduklarını, gerçekte tasavvufun İslâm’dan ayrı bir şey olmadığını açıklamak için, önce kendi (nefsi)me nasihat olsun diye acizâne şu kitabı (defterleri) yazdım.”

Sonra açıklamasını şu cümlelerle tamamlar:

“Sözün özü olarak murakabenin, kalpte her an Allah’la (cc) beraberliğin olmanın (ihsân’ın) devamlı olması dinimizde en büyük şarttır.”23 Yani o, tasavvufu Cibril Hadisindeki ideal kullukla açıklar.24

Yazdığı eserlerin ağırlıklı konusu, ahlak, hikmet, tasavvufi hakikatler, tarikat ve seyr u ve sulûk’un Kur’ân ve Sünnet ışığında yapılan tasavvuf savunması olup zaman zaman ayet, hadis şerhleri, imanla ilgili konuları ve fıkhî meselelerdir.

En sert ve çetin fikri mücadeleyi “Zamanımız tasavvuf zamanı değildir”  anlayışının yanlış olduğu konusunda vermiş ve bu husus, Marmara İlahiyatta Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç tarafından yüksek lisans tezi olarak çalıştırılmıştır. Yapılan bu çalışma mezkûr fakültenin kütüphanesinde yerini almıştır.

Osman Efendi seksen yedi yaşında  22 Eylül 1966’da vefat etmiştir. Makamı cennet olsun.

Dipnotlar: 1) İzzet Sak. (Hâdim), Konya Ansiklopedisi, Konya 2012, c. 4, ss. 117-8. 2) Kadir Özköse,  Konyalı Müderris Osman Efendi’nin Tasavvufa Dâir Bir Defterinin Sadeleştirilmesi ve Değerlendirilmesi (Lisans Tezi), Ankara 1991, s. 5. 3) Özköse, aynı yer. 4) Bu bilgileri Osman Efendi’nin torunu Eskişehir’de ikamet eden Muhammed Güleryüz Efendi’den aldık. 5) Mehmet Ali Uz “Topraklık/ Akçeşme/ Ziyâeddin Medresesi, Konya Ansiklopedisi, c.8, s. 334.” 6) Mehmet Ali Uz, aynı yer. 7) Mustafa Uzunpostalcı,  “ Bolay, Hacı İsa Ruhî” Konya Ansiklopedisi, c. 2, s. 152. 8) Uzunpostacı, aynı yer. 9) Ethem Cebecioğlu-Vahit Göktaş,  Muhammed Es’âd  Erbili (ra), Erkam yay., İst. 2018, ss. 38-40. 10) Ahmed Nedim Serinsu, Mustafa Zihni Paşa (Babanzâde), Master Tezi, Ank. Ünv. İlahiyat Fakültesi 1978, s. 19. 11) İsmail Kara, “Meclis-i Meşâyıh, Ulemâ-Tarikat Münasebetleri: İstanbul’da Şeyhlik Yapmış Beş Zâtın Kendi Kaleminden Terceme-i Hâli” Kutadgubilig, sayı:1 (2002 Ocak), s. 197. 12) Ethem Cebecioğlu-Vahit Göktaş, age, s. 5. 13) Kadir Özköse,  age, s. 5. 14) Remzi Ateşyürek, “Mehmed Vehbi (Çelik) Efendi” TDVİA, c.28, ss. 540-1. 15) Remzi Ateşyürek, aynı yer. 16) Bu bilgi, Eskişehir’de yaşayan torunu Muhammed Güleryüz’den alınmıştır. 17) Zekeriya Kurşun “Çanakkale Muhârebeleri”, TDVİA, c.8., s. 206. 18) Kadir Özköse, age, s. 5. 19) Aynı yer. 20) Aynı eser, s. 6. 21) Aynı yer, s. 6. 22) Özköse, aynı eser, s. 6. 23) Özköse, aynı eser, s. 6. 24) Buhari, İman, no:1; Müslim, İman, no:1.

PAYLAŞ:                

Ethem Cebecioğlu

1951 yılında Ankara’da doğdu. 1981’de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesini bitirdi. 1983 yılında Yüksek Lisansını tamamladı. Bir süre ihtisas için yurtdışında bulundu. 1990 yılında; «Hacı Bayram

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle