Fıtrat Ayarını Bozma!

0
Sayı: Haziran 2020
Fıtrat Ayarını Bozma!

Allah Teâlâ insanoğlunu özel olarak yaratmış, onu yarattığı tüm canlılara üstün kılmış, bu âlemdeki varlıkları hizmetine vermiştir. Bu üstünlük insana Allah’tan nefh olan ruhu sebebi ile ihsan edilmiştir. Eğer insan topraktan gelen bedenini aklı ve ruhu ile yönetmez ise Ahsen-i takvim makamından bel hüm adal çukuruna yuvarlanır. Zira ruhumuz bizi ulvi âlemlere çekerken, topraktan yaratılan bedenimiz ayağımıza bağ olur, bizi hayvani isteklerimizi tatmine çağırır durur. Ne var ki bedenimizin de bizim üzerimizde bazı hakları vardır, onları ödemek gerekir. Burada problem olan, nefsin ölçüsüz istekleri ile fıtri ihtiyaçlarının ölçüsünü kimin koyacağıdır. Müslümanlara göre bu çizgiyi Kuran ve Sünnet belirlerken, dinlerin zaafa uğradığı başka coğrafyalarda, bu ihtiyaçları nefs-i emmare sahibi gruplar tespit etmeye kalkışmışlardır.
Son birkaç asırda ilmin ve bilimin ilerlemesi, maddi sahalardaki başarılar insanlığın dengesini iyice bozmuştur. Teknoloji sahasında önemli atılımlar yapan insanoğlu; aya ayak basmış, akıllı makineler yapmış, pek çok hastalıklara tedavi bulmuş, insan bedeninin sırları belli oranda çözülmüştür. Bu gelişmelerle başı dönen bazı okumuş kesimler, artık insanların dine ihtiyacı kalmadığını, ruhi/ahlaki meseleleri de insanın kendi aklına göre çözebileceğini iddia etmişlerdir. Geçenlerde insanımızın hak ve hukuklarını savunacağını düşündüğümüz bazılarının, Diyanet İşleri Başkan’ımızın lûtîlik ile ilgili uyarılarına “çağlar öncesinden gelen ses” şeklinde hakaret etmeye çalışması bu aldanmışlığın bir göstergesidir. Tıbben, ahlaken ve aklen çok çirkin bir sefihliğin, hukuk nosyonuna sahip(!) bu kişilerce sanki bir fazilet gibi gösterilmesi, saf aklın yetersizliğini - insanlığın vahye olan ihtiyacını- göstermesi açısından çok önemlidir. Zira sadece aklı otorite gören ve vahye inanmayan kesimler, insanın biyolojisinin gerekleri adı altında içki, zina, lûtîlik gibi en kötü ahlaksızlıkları süsleyip püsleyerek bizlere güzel gösterebilmektedir. Sufilere göre haramları normalleştirme gayretlerinin ardında onları gölge varlık dediği nefs-i emmare yatar, nefs-i emmare sahipleri bu gölgeyi asıl benlikleri zannederler, de onun peşinden helake doğru dörtnala koşarlar.
Sahte Benlik Nefis
Sufilere göre esas benliğimiz ruhumuzdur, Koca Yunus bu hakikati “Bir ben vardır bende benden içerü” şeklinde ifade eder. Ne var ki ruh öte âlemlerden bu bedene misafir olarak geldiğinden sesi az çıkmaktadır. Onun sesinin güçlenmesi ancak Peygamberin (sav) ve onun varisi olan âlim ve ariflerin terbiyesi ile mümkün olur. Ruhtan haberi olmayan gafil güruhlar, haram işleme duygularının insanın doğasında/biyolojik yapısında bulunmasına bakarak bu arzuların fıtri olduğu vehmine kapılmışlardır. Aslında haram edilen zararlı şeylere karşı her insanda belli bir istek vardır, zira nefisin hamuru haramlar ile mayalanmıştır. Bu bizim kolayca anlayamayacağımız bir imtihan sırrıdır.  Zira insan nefsin aşırı isteklerine dur diyerek imtihanı kazanacak ve Cennete gidecektir. 
Nefislerinin peşinden giderek bazı haramları normal ve doğal göstermeye çalışanlara o zaman biz de şunu soralım: Bugün pek çok insan az bir kızgınlık ile adam öldürebilmekte, aile içi şiddete başvurabilmekte, ihtiyacım var bahanesi ile başkalarının malını çalabilmektedir. Tüm bu yasak işleri yapma duygusu hemen herkesin içinde olduğuna göre o zaman bu suçları fıtratımızın gereği sayarak hoş mu görelim? Katilleri, hırsızları, ırz düşmanlarını cezalandırmayalım mı? Hele masum kadın ve çocukları öldürenlere “ne yapalım erkek doğasının gereği” mi diyelim? Hâlbuki nice fazilet erbabı insanlar çok daha zor şartlarda nefislerini dizginlemekte, biyolojik doğalarını kontrol altına alabilmektedirler.

...

 

Yazının Devamını Altınoluk Dergisinden Okuyabilirsiniz.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook