HuzurYaratılış Ayarlarına Dönüşledir

0
Sayı: Haziran 2020
HuzurYaratılış Ayarlarına Dönüşledir

Ali Rıza Bayzan Kimdir?
Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde, yüksek lisansını Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Din Psikolojisi Ana Bilim Dalı’nda yapan Ali Rıza Bayzan 1993’ten beri “Tasavvuf ve Psikoterapiler” üzerine araştırmalar yapıyor. Bu alanda çıkan kitapları şunlardır:
• Sûfî ile Terapist, 2015, 8. Baskı, Etkileşim Yayınları
• Terapistin Sûfî Olursa, 3. Baskı, 2018, Tuti Kitap
• Aklı Karışık: Bil Kendi Kadrini, 2018, Tuti Kitap


• Psikolojik açıdan fıtrat kavramını nasıl anlamalıyız?
ALİ RIZA BAYZAN: İslam Geleneği’nde fıtrat, insanın yaradılış ayarlarını ifade eder. Fıtrat kavramı başka bir açıdan insan nedir, insanın doğası nedir sorusuna karşılık gelmektedir. İnsan nedir sorusuna verilen cevaplar bin bir türlüdür. Hümanist psikolojinin önemli isimlerinden Ercih Fromm şöyle yazar: “…çağdaş insan kendini, yine de tedirgin ve gitgide daha şaşkın hissetmektedir. Tabiatın efendisi oldukça, kendi elleriyle yapmış olduğu makinenin kölesi haline gelmiştir. Madde konusundaki tüm bilgisine rağmen, insan varlığının en önemli ve temel soruları konusunda bilgisizdir: İnsan nedir?”
Prof. Dr. Doğan Cüceleoğlu’nun belirttiği gibi Psikolojik terapi yöntemlerinin temeli, “İnsan nedir, nasıl ve niçin düşünür, hisseder ve davranır?” türünden sorulara verdikleri cevaplarda yatar. Ancak psikoterapi yaklaşımlarının insan nedir sorusuna verdikleri cevaplar birbirinden çok farklıdır. 
Örneğin Klasik Psikanalizin öncüsü Freud’a göre, insan aslında bencil ve anti-sosyal bir yaratıktır. Öğrencisi Jung’a göre, Freud’un sözünü ettiği insan “Bir asi, bir kriminal ya da bir deliden başka bir şey olamazdı.” 
Freud, ahlâk konusunda insan tabiatının kötü olduğunu öne süren anlayışa bağlı kalmıştır. Bunun içindir ki, insan tabiatının değiştirilemeyeceğini ve kötülüğün yeryüzünden silinemeyeceğini, olsa olsa denetlenebileceğini kabul eden karamsar bir görüşün temsilcisidir. Başka bir deyişle Hıristiyanlıktaki ‘asli günah’ kavramını benimsemiş olan -insan tabiatının ta başından lanetlenmiş olduğunu, kötü olduğunu, kendi başına kurtuluşa ulaşmasının mümkün olmayacağını öne süren- kötümser bir dinsel görüşün din-dışı alandaki temsilcisidir.
İnsanın doğası hakkında klasik psikanaliz ve klasik davranışçılık arasındaki kimi farklılıklar olmakla birlikte; her ikisi de davranışı aynen hayvanlarda olduğu gibi açıklar. Her ikisi de “İnsanın biyolojik yanına daha çok önem vermekte, davranışların esas amacının fizyolojik ihtiyaçların meydana getirdiği gerilimi giderme olarak kabul etmektedir.”  Bu bakımdan her iki yaklaşım için insan gelişmiş bir hayvandan, çıplak bir maymundan başka bir şey değildir.
Varoluşçu-İnsancı yaklaşım ise insanın hayvandan öte bir canlı olduğunu vurgular. Örneğin Danışan Merkezli Psikoterapinin öncüsü Carl Rogers, insanın aslında uyumlu, akılcı ve iyiye yönelik olduğunu vurgular. Düşmanlık, kıskançlık gibi eğilimler, insan cinsine özgü asli tepkiler değildir. Bunların sevgi ve güvenlik gibi daha temel isteklerin engellenmesi sonucunda ortaya çıkan tepkiler olduğunu ileri sürmektedirler. İnsanın temel amacının doğuştan getirdiği potansiyelleri aktif hale getirmek yani kendini gerçekleştirmek olduğu vurgular.
Rogers örneğinde olduğu varoluşçu-insancı yaklaşım insanın doğası konusunda iyimserdir. Ancak insanın metafizik boyutunu kabul etmez varoluşçu-insancı yaklaşım; bu konuda psikanaliz ve davranışçı yaklaşımdan bir farkı yoktur.
Psikolojide en yeni akımlardan olan Transpersonal yaklaşım ise kendini gerçekleştirme güdüsünün de ötesine geçer ve “aşkınlığı” vurgular. Örneğin Maslow, klasik psikanaliz ve davranışçılığa tepki olarak “İnsan bilinenden çok daha yüksek ve aşkın bir doğaya sahiptir” der. Maslow aşkınlığı vurgulasa da ondaki bu vurgu metafizik boyuta varmaz. 
Transpersonal yaklaşımın önemli isimlerinden Stanislav Grof ise insan doğasının en temelde ilahi bir öz olduğunu vurgular.  Grof bu tezini temellendirirken İslam Geleneği’nden de yararlanır. Şöyle yazar Grof Kozmik Oyun kitabında: “Kişinin ilahîlikle özdeş oluşuna dair bu içgörü her ne kadar farklı şekillerde anlatılsa da tüm büyük manevî geleneklerin temelinde yer alan nihai gerçektir.” Grof, bu bağlamda Hz. Muhammed’in (a.s.m.) “Kendini bilen Rabbini bilir” hadisini de referans gösterir. Bu çerçevede Grof şunları da vurgular: “Gerçek varlığımız kozmik yaratıcı ilkeyle bir olduğu için açlığımızı maddî dünyada peşinden koştuğumuz hiçbir şey gideremez. Tanrısal kaynakla mistik birlik dışındaki hiçbir deneyim en derin arzumuzu tatmin etmez.”
Çağımızın önemli İslam düşünürlerinden birisi olan Prof. Dr. Seyyid Hüseyin Nasr, fıtrat kavramını antropolojinin kavramlarına benzeterek “homo İslamicus” olarak ifade eder.  Modern Dünyada Geleneksel İslam adlı kitabında Nasr bu kavramı şöyle açıklıyor: “Homo İslamicus, öncelikle Allah’ın kulu ve O’nun yeryüzündeki halifesidir. O, tesadüfen konuşabilen ve düşünebilen bir hayvan değil, Allah tarafından yaratılmış bir ruh ve nefse sahip olan bir yaratıktır. İnsanın yeryüzünde hükmetmesi, kendisi için değil, bütün yaratıklardan üstün olduğu ve Allah’ın halifesi olduğu içindir. Bu yüzden, yaratılmış düzenin Allah’a karşı sorumlusu odur ve Allah’ın yaratıkları içinde bir de rahmet vesilesidir.”

...

 

Yazının Devamını Altınoluk Dergisinden Okuyabilirsiniz.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook