Hasetçi Allah’ın Nimetine Düşmandır

Übey bin Kâ’b, radıyallahu anh’ın rivâyetine göre Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: ‘‘Kölelerinize Yûsuf Sûresi’ni öğretiniz. Zira herhangi bir Müslüman onu yazıp ehline ve kendi kölesine öğretirse, Allah Teâlâ onun sekerât-ı mevt’ini kolaylaştırır. Hiç bir Müslüman’a hased etmemeye de kuvvet verir.’’

Başka bir hadîs-işerîflerinde: ‘‘Hasedden kaçınınız. Ateş odunu yakıp mahvettiği gibi hased de hasenâtın mahvına sebep olur.’’ (Camiu’s-sağîr.) buyuruyorlar:

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den: ‘‘Birbirinize buğz etmeyiniz, hased etmeyiniz, birbirinizi kıskanmayınız, alışverişte ara kızıştırmacılık yapmayınız, kardeşler olarak Allah’ın kulları olunuz.’’

İbni Vefâ kuddise sirruh buyurur: ‘‘Sakın Allah Teâlâ’nın lûtfuna mazhar olmuş ve senden üstün kılınmış bir kimseye hased etme. Çünkü hasedin sebebiyle Allah Teâlâ’nın gazâbına uğrayabilirsin. Çehren değişip, kötü âkıbetlere düşebilirsin. Nitekim Âdem Aleyhisselâm’a hased edip böbürlenerek secde etmeyen İblis, mel’un oldu.’’

Ey Âdemoğlu! Sen iyisıfatlara sahip olduğun müddetçe, aslından ayrılmamış olursun. İyi sıfatların yerini kötü sıfatlara terk edersen, sendeki insânî vasıf, şeytânîsûrete döner.

Bir Hakîm şöyle der: Hasedkâr insan beş cihetle Rabbi ile çekişmiş olur:

  1. Başkalarında gördüğü bu nimetten ötürü öfkelenir.
  2. Allah’ın rızık taksimine öfkelenir. Allah’ın başkalarına vermiş olduğu nimetleri kıskanan kimse, sanki Rabbine şöyle demektedir: Bu nimetleri niçin bu şekilde taksim ettin?
  3. Allah Teâlâ dilediğine lûtfundan verdiği halde, O Allah’ın nimetleriyle cimrilik yapmak istemektedir.
  4. Allah Teâlâ’nın nimetler verdiği sevgili kullarını, o rezil-rüsvâ etmek istemektedir.
  5. Hased etmekle, hem Allah Teâlâ’nın, hem de kendisinin düşmanı olan şeytana yardım etmektedir. Rasûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve selem buyurmuşlardır: ‘‘Allah Teâlâ’nın verdiği nimetlerin de düşmanı vardır. Bunlar da Allah Teâlâ’nın kendi fazlından verdiği kimselere hased eden, onları çekemeyenlerdir. (Taberâni, İbni Abbas’tan)

Rivayete göre Mûsa Aleyhisselâm arşın gölgesinde, bir adamın oturduğunu gördü. Adama heves etti. “Bu adam Allah katında iyi bir insandır.” dedi. Ve sonra “Ya Rab! Bu adam kimdir? Adı nedir?” diye sordu. Allah Teâlâ adını vermedi yalnız; “Üç amel ile bu mertebeye ulaştığını sana bildireyim.” buyurdu ve bu üç amelişöyle bildirdi.

* Kimseye hased etmedi.
* Baba ve annesine âsî olmadı.
* Bir de söz gezdirmedi, (nemmamlık etmedi) buyurdu.

Şibli kuddise sirruh, daima: “Yâ Rabbi beni hased edici eyleme, hased edilen eyle” diye duâ etmiştir. Çünkü hased edici, hased edilende, kendinde bulunmayan bir kemâl görmektedir. Ve ona hased etmektedir. Hased edenin hasedine sabır eyle. Senin sabrın onu öldürür.

Rasûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurmuşlardır ki: ‘‘Üç şey var ki, bütün günahların kaynağıdırlar. Bunlardan muhakkak sakınınız: Birincisi: Kibir. İblis’i Âdem’e secde etmemeye sevk eden şey kibirdir. İkincisi: Hırs, Âdemi memnû şecereden yemeye sevk eden hırstır. Üçüncüsü: Hased’dir. Âdemin iki oğlunun birbirleriyle kıtal edip kardeşini öldürmeye sebep olan hasedtir.’’

Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri-4, s.233

PAYLAŞ:                

Sâdık Dânâ

Konya Kadınhanı’nda doğdu. Babası hayır sever bir tüccar olan Ahmed Hamdi Bey, annesi Âdile Hanım’dır. Dedesinin babası Topbaşzâde Ahmed Kudsi Efendi (ö. 1889), Hâlid el-Bağdâdî’nin halifelerinden Boz

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle