Hayatın Sigortası İnsanlar

Osmanlının 600 sene ayakta kalması, harpler, ganimetlerle değil yardım ve hizmet eksenli yönetimlerle sağlanmıştır. İnsana dokunmayan, yaşatmaya yönelik olmayan hiçbir hareket kalıcı değildir. Kalıcı olmak silahla değil salahla mümkündür.

“Halka hizmet, Hakk’a hizmettir” derler. Mevlâ, yarattığı bütün canlıları, özellikle de insanları çok sevdiği için mahlâkata yapılan hizmeti bir bakıma kendisine yapılmış sayıyor. Cenab-ı Hakk’ın, hizmete muhtaç olmadığı malumdur. Bu; sırf kulları hizmete teşvik etmek, onları iyiliğe özendirmek içindir.

Halka hizmeti ibadet aşkıyla yapan, kendisini hayır hizmetlerine vakfeden müstesna insanlar vardır. Bunlar Allah’ın has kullarıdır. Seçilmiş kimselerdir. Nitekim Hz. Peygamber (sav) bunlarla ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Allah’ın öyle kulları vardır ki, onları insanların ihtiyaçlarını gidermek için yaratmıştır. İhtiyaç anında insanlar onlara sığınırlar. Onlar, yarın Allah’ın azabından emin olacak kimselerdir.” (Münziri, İstinâu’l-Mâruf, H. No: 3) Mevlâ tarafından hizmet için özel olarak görevlendirilmek ne büyük saadettir. Başta peygamberler olmak üzere, insanlardan herhangi bir karşılık beklemeden, üstelik çeşitli hakaret ve eziyetlere katlanma pahasına bu görevi aşkla yapan müstesna insanlar, beşeriyetin yüz akıdırlar. Onlar daima rahmetle, dua ile yâd edilirler.

Toplumda insanlar genellikle efendiler (hizmet edilenler) ve hademeler (hizmet edenler) diye sınıflandırılırlar. Efendiler itibarlı, hizmetçiler alt tabaka olarak görülürler. Bu, fevkalade yanlış bir telakkidir. Aslında doğru olan tersidir. Zira efendiler kendi işlerini görmekten aciz oldukları için hizmetçilere muhtaç konumundadırlar. Onun için Hz. Peygamber (sav): “Toplumun efendisi, onlara hizmet edenlerdir” buyurarak gerçek efendinin kimler olduğunu veciz şekilde ifade etmiştir. “İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olanıdır” sözüyle de hayırlı ve değerli olanların kimler olduğunu belirtmiştir.

İnsanları adeta iyilik meleği haline getiren ruh; ebedi hayata, ölümsüzlüğe inanma, bıraktığı faydalı eserlerle, aldığı dualarla daima hayırla, rahmetle yâd edilme ruhudur. Bu ruh; sadaka-ı câriye ruhudur. Öldükten sonra da, bıraktığı hayırlı hizmet ve eserlerle hayatta imiş gibi amel defterinin kapanmaması, sevap hanesinin daima işliyor olmasıdır.

Başkasına karşılıksız hizmet eden aslında kendisine hizmet etmiş olmaktadır. İnsanlardan teşekkür beklemese de hiç bir şeyi karşılıksız bırakmayan Mevlâ onu elbette karşılıksız bırakmaz. “İman edip, salih amel işleyenlere gelince, biz (en) güzel işler yapanların ecrini zâyi etmeyiz.” (Kehf, 30)

Bizim medeniyetimiz vakıf medeniyetidir. Özellikle ecdadımız, fethettikleri ülkelerin kaynaklarını sömürmemiş, bilakis kurdukları vakıflarla, din, mezhep ve ırk ayrımı yapmaksızın bütün insanalar, hatta hayvanlara hizmet veren kurumlarla örnek olmuşlar, gerçek medeniyet ve insanlığı sergilemişlerdir. Hicazdan Afrikaya, Balkanlardan Avrupaya kadar pek çok ülkede bugün bile bu vakıf eserlerinin pek çoğu ayaktadır, ecdadımızın âli cenaplığına şahitlik etmektedir.

İslâm dünyasının her yanında bulunan mescid ve camiler, mektep ve medreseler, imarethaneler, tekke, hankah ve zaviyeler, kütüphaneler, misafirhaneler, hastahaneler, çeşmeler, sebiller, hamamlar, makbereler, yollar ve köprüler, kervansaraylar, dârü’l-acezeler, dâru’l-eytamlar, sadaka taşları vs. hayır ve iyilik ruhunun, hizmet aşkının en canlı tezahürleridir.

Ecdadın vakıf ruhunun canlılığına dair kısa bir örnek sunmak gerekirse 16. yüzyıla ait bir kaç eseri zikredebiliriz. O dönemde Mimar Sinan’ın inşa ettiği on dört imaret külliyesinde toplam 2529 kişinin çalıştığı bilinmektedir. Fatih imaretinin akarı olarak İstanbul ve Galata semtinde 4250 dükkan, üç iş hanı, dört hamam, yedi köşk, dokuz bahçe ve 1130 ev vakfedilmiştir.

Serapa merhametin, vicdanın, ikramın simgesi olan bu vakıfların çeşitlerine dair çok ilginç örnekler vardır. Kubbelerde, tarihi binaların çatılarındaki kuş barınakları, hayvan hastahaneleri, kanadı kırılmış leylekler için özel vakıflar, yetim kız çocuklarına çeyiz hazırlamak için kurulan vakıflar. Yazın soğuk su dağıtmak için kurulan teşkilatlar vs. Yılın en sıcak üç ayında İstanbul’dan geçenlere temiz kardan elde edilen su dağıtmak üzere Süleymaniye’de hayrât sitesi kurulmuş, kış günlerinde sıcak suyla abdest alınması için bile hizmet birimleri inşa edilmiştir.

Osmanlının 600 sene ayakta kalması, harpler, ganimetlerle değil yardım ve hizmet eksenli yönetimlerle sağlanmıştır. İnsana dokunmayan, yaşatmaya yönelik olmayan hiçbir hareket kalıcı değildir. Kalıcı olmak silahla değil salahla mümkündür.

Vakıf insanlar başkaları için yaşarlar. Yaşama zevkini değil yaşatma aşkına gönül verirler. Bu, onlar için en büyük zevk, en kudsi hedeftir. Vakıf ruhu; merhametin, fedakârlığın tecessüm etmiş şeklidir. Hayra ve hizmete yönelik her eser merhamet ve sevgi meydanına dikilmiş bir heykel mesabesindedir. Bu eserleri ortaya koyanların şahsi heykele ihtiyaçları yoktur. Onlar eserleriyle daima yaşarlar, sevgi, rahmet ve dua ile yâd edilirler.

Yarısını hatırladığım bir beytinde şair şöyle diyor: “Hâdim-i insan olan, insan gelir insan gider.” İnsanlara hizmet etmek, insan olmayı ifade eder. Buna göre hâdimler insan hainler insan değildir.

Zevkler sadece yeme-içme, gezme-tozma, evlenme ve eğlenmeden ibaret değildir. Bütün sermayeleri bedenden ibaret olanların bilmedikleri, tatmadıkları zevklerde vardır. Bedeni zevkler tadıldığı anda vardır. Devamlılığı söz konusu değildir. Ruhi, vicdani zevkler ise hatırlandıkça tazelenir, insanı diri tutar. Vicdansızlıklar ise hatırlandıkça azap verir. Yaptığı kötülükten rahatsızlık hissetmeyen zaten insan değildir.

Filozof ne güzel söylemiş: “Mutlu olmak istersen iyilik yap.”
Merhamet
; insanın kendini aşıp varlıklarla bütünleşme halidir. Kanadı kırılmış kuşun acısını, acıkanın, susayanın, ıstırabını duyabilmektir. Tolstoy’un sözünü hep hatırlarım: “İnsan acı duyarsa canlıdır. Başkasının acısını duyarsa insandır.”

Vakıf insanlar, insanlığın onurunu kurtarırlar. Bize insanlığı, merhameti, sevgiyi onlar hatırlatırlar. Onlar hayatın sigortasıdırlar. Onlar olmasa hayatında bir anlamı kalmaz.

Satırlarımızı gerçek insanın kim olduğunu model insan Hz. Peygamberden dinleyelim: “Denildi ki: Ey Allahın Rasûlü! Senin için insanların en sevimlisi kimdir? Buyurdular ki: İnsanlara en faydalı olandır. Peki hangi amel daha faziletlidir? Mü’mini sevindirmendir. Peki mü’mini sevindirmek nasıl olur? Açlığını gidermen, sıkıntısını kaldırman, borcunu ödemendir. Kim kardeşinin bir ihtiyacını gidermek için onunla yürürse bir ay oruç tutmuş, itikafa çekilmiş gibi olur. Allah, haksızlığa uğramış bir kimseye yardımcı olmak için onunla yürüyen kimsenin ayaklarını, bütün ayakların kayıp sürçtüğü günde kaydırmayacaktır. Kim öfkesini gizlerse Allah da onun ayıbını gizler, sirkenin balı bozduğu gibi kötü ahlâk da amelleri bozar.”

Not: Hadis-i şerifler İmam Münziri’nin “İnsanlara İyilik Hakkında 40 Hadis” kitabından alınmıştır. Tercüme ve şerh Ali Rıza Temel

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle