Salgına Karşı Şifa

Dünyaya kuyruklu yıldız yerine korona virüsü çarptı. Çin’den çıktı ve ABD’ye ulaştı. Toplumlar durdu, ekonomi durdu, gündelik hayat durdu. Ölüm, bütün dehşetiyle kendisini yeniden insana hatırlattı. Eşitlikçi yönüyle insanı selamladı. Fakir-zengin, Doğu-Batı, işçi- patron, muktedir-muktedir olmayan ayırımını tanımadı.

Dünyaya kuyruklu yıldız yerine korona virüsü çarptı. Çin’den çıktı ve ABD’ye ulaştı. Toplumlar durdu, ekonomi durdu, gündelik hayat durdu. Ölüm, bütün dehşetiyle kendisini yeniden insana hatırlattı. Eşitlikçi yönüyle insanı selamladı. Fakir-zengin, Doğu-Batı, işçi- patron, muktedir-muktedir olmayan ayırımını tanımadı. Dünyayı kendilerine göre güçle ve sınıfla tanımlayanlar, ölümün bu eşitlikçi kudreti karşısında dehşete düşüyorlar. Dünyalarını eşitsizlik temelinde inşa edenler, bunu dümdüz eden ölüm gerçekliği karşında şaşırıp kaldılar.

Dünyanın çağdaş muktedirleri, bilimle ilerleyerek salgın hastalıkları bitirdiklerini söylüyorlardı. “Bize bol gıda, ilaç, enerji ve hammadde sağlayan olağanüstü ekonomik büyümemiz sayesinde kıtlık, salgın ve savaşları dize getirmeyi bildik” (Homodeus, Harari). Artık bu ilerleme menkıbesi ile refah garantilenmişti: “Eşi benzeri görülmemiş refah ve sağlık seviyeleriyle uyum içinde yaşamayı garantilediğimize göre…” (Homodeus, Harari). Çağdaş bilim ve çağdaş refah insan mutluluğunu hastalık ve salgınları aşarak garantiliyor. Maddenin ve materyalizmin zirvesidir bu. Bilimperestliğin, bilim tapıcılığının yüceltilmesidir bu.

Bu materyalist anlayışta ölüm ise bir teknik aksaklık meselesine dönüyormuş: “Ölüm hep teknik aksaklıklar yüzünden oluyor.” Ölüm,  sadece bir teknik aksaklıksa bilim bunu da çözecek (!). İşte o zaman insan artık Tanrıdır! Hristiyanlığın Tanrı İnsanından, İnsan Tanrı dönemine geçilecek. Deizm en başta olmak üzere bütün yeniyetme ideolojiler çılgınlık ve coşku içinde Tanrı’yı terk ederek insanın narsizmiyle birleşen nefsin ilahlığını ilan ediyorlar.

Modern bilim her zaman kendi zaferini dini ret ederek ikame etmeye çalıştı. Pozitivizm ve materyalizm ideolojileriyle birleşen bilimin tutkusu dinin yerine geçmek oldu. Bu bilim anlayışının müritleri de sürekli dinin bittiğini ve bilimin yüceldiğini haber verdiler. Pozitivist Renan, 1850’lerde Bilimin Geleceği eseriyle bunu anlatıyordu. Bilim gelecek ve artık hastalıklar başta olmak üzere bütün sorunlar çözülecekti. Bilim insan hayatını kurtaracaktı. Bugün de çömezi Harari, bu bayrağı taşıyor. Daha bir iki yıl önce yazdığı Homodeus adlı eserinde bilimin bütün salgınları yendiğini iddia ediyor.  İlerleme düşüncesine dayalı bilim anlayışı, onları bu yalanlara götürüyor. Bilimin ilerlemesiyle her şeyin çözüleceği yalanı… Dini bile bilimle tanımlama küstahlığı. Dünyanın kaderini salt bilimle açıklama ve maddeyle görme zihniyeti.

Korona virüs, bilimin ilerleyerek bütün hastalıkları yeneceği iddiasını yerle bir ediyor. En beklenmedik zamanda ve en beklenmedik biçimde ortaya çıkan bir salgın, bütün gelişmiş bilim düzeylerini aşarak insanları yok ediyor.  Yepyeni bir salgın, yepyeni belirsizlikler, yepyeni azaplar.

Bilim salgın hastalıkları kıyamete kadar ön görecek ne yeterli bilgiye ne de yeterli öngörüye sahip. Her çıkan salgın ile ilgili araştırmalar yapar, bilgiler toplar ve onunla başa çıkmak için mücadele eder. Yine bunu yapıyor. Korona virüsü anlamaya ve onunla insan bedeninin maddi, veçhesini yok etmemesi için çareler arıyor. Fakat mesele sadece insanın maddi veçhesi mi? İnsan sadece et, kan ve kemikten mi oluşuyor? Elbette hayır. Salgın ve hastalığın ürettiği tahribat bedenin de ötesindedir. İnsanların ve toplumların anlam dünyalarını alt üst ediyor. Onları kaosa sürüklüyor. Bilinçlerini, ruhlarını ve tutumlarını dağıtıyor. İnsan ruhu, hastalığa çarpılarak kendinden geçiyor. Allak bullak oluyor. Stres ve kaygı, endişe ve korku kuşatıyor onu. İnsanı insan yapan ruhsal veçheler deprem yaşıyor. En büyük yıkılma ve en büyük tahribat burada karşımıza çıkar. Kaygının ve korkunun kucağında salınan insan, hayat dengesini kaybeder. Bundan dolayı korona virüsle savaşmak yetmez, aynı zaman da şifa da gerekir.

Toplumlar, büyük salgın hastalıklarla beraber büyü bozumuna uğrarlar. Sosyolog Peter Berger böyle diyor. Ona göre savaş da, kıtlık da afet de, salgın da toplumun anlam düzenini yok etmeye yönelen şer güçlerdir. Salgın, sosyolojik anlamımızı tehdit eden en önemli şer güçlerinden biri. Toplumu korkuya, kaygıya ve kaosa sürükler. Kozmozdaki şeytan ve melek arasındaki savaş, bu defa sosyolojik planda tezahür eder. Teodisi yani şer sorunu burada sosyolojik biçime bürünür. Koronovirüs şerdir, toplumun anlam dünyasını yıkmaya yönelmektedir. Toplumun gündelik akışını, gelecek güvenini, sosyal münasebetlerini, geçim ve rızık arayışlarını vb. sarsmaktadır. Sarsmaktan da öte ona saldırmakta ve yok etmeye çalışmaktadır. Berger’e göre bu şerre karşı, toplumun anlam dünyasının bozulmasına karşı yegâne kudret kutsallıktır. Kutsal, şer olana karşıttır. Kutsal, toplumun bozulan anlam dünyasını yeniden onarandır. Kutsallık aracılığıyla toplum dağılan, yıkılan, bozulan ve derbeder olan sosyal ruhunu yeniden inşa eder. Sosyal ruh, ihya olur. Toplum, din aracılığıyla kendi ruhsallığını/anlamını yeniden kurar.

Bilim, insan bedenini saran salgınlarla mücadelesinde sınırlarını bilirse mütevazidir, değerlidir, kullanışlıdır. Korona virüse karşı mücadele ederken onun maddi veçhesiyle başarılı olabilir. Oysa bu salgın sadece bir fiziki gazaba yol açmıyor. Aynı zamanda ruhsal ve sosyolojik gazaplara, ekonomik ve kültürel gazaplara da neden oluyor. İşte burada “şifa”ya başvurmalıyız. Şifa, hastalığın fiziki boyutlarının ötesine metafiziğine de uzanır. Şifa, insanların ve toplumların hem bedenleriyle hem de maneviyatlarıyla iyileşmesi demektir. Şifa, Berger’in bakışıyla konuşursak topluma ve insana yönelen şer kuvvetlerin bıraktığı tahribatı gidermek üzere “anlamlandırma” vazifesinin yerine gelmesidir.

Salgın, salt maddi bir hasar değil. Bundan dolayı da bilimin ötesine uzanan bir boyuta sahip. Nitekim insanların ruhi varlığında tahribatlar, sarsıntılar ve yıkıntılar bırakır. Bunlardan kurtulmak için kutsalın şifasına yönelmemiz gerekir. Kutsalın sabrına, kutsalın imtihan bilincine, kutsalın bizi yeniden anlamlandıran değerlerine…

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle