Ölümden En Mükemmel Hayata

Varlık âlemi Allah’ın yaratma iradesi ile vücut bulmuştur. Varlığı yaratan ilahi iradenin yöneldiği saik, onun var olma değeri ve mahiyetini tayin eden en mühim amildir. Allah (cc) her şeyi bir hikmete mebni olarak yaratır ve abes bir şey yaratmaz.

Varlık âlemi Allah’ın yaratma iradesi ile vücut bulmuştur. Varlığı yaratan ilahi iradenin yöneldiği saik, onun var olma değeri ve mahiyetini tayin eden en mühim amildir. Allah (cc) her şeyi bir hikmete mebni olarak yaratır ve abes bir şey yaratmaz.

Allah insanları ve cinleri kendisine kulluk etmeleri için yaratmış1, kâinatı da, kudret akışlarını tefekkür etsinler ve gaflete duçar olmasınlar diye insanların akıl ufkuna hitap eden bir rehber olarak sunmuştur. Kulluk kıvamı Allah nezdinde insanlardan sadır olacak amel-i salihler ile vücut bulur. İnsan, nazargâh-ı ilahi, ilahi esmanın kamilen tecelli mekanı olan kalbini tasfiye ederek, gerçek hayat olan ahiret hayatında kendisine yegane fayda sağlayacak2 kalbi selime vasıl olacak ve selim kalbi, bedeninde ahsen ameller suretinde tecelli ederek insanı kurtuluşa erdirecektir.3

Bu zihni silsile işaret eder ki; kâinat insan için, insan Allah’a kulluk etmek için, hayat ise kulluğun tecelli ettiği amel-i salihlerin işlenebileceği bir mecra olması için halk edilmiştir. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de: “Biz ölümü ve hayatı hanginizin daha güzel ameller işleyeceğini görmek için yarattık”4 ifadesi ile beyan buyrulur. Bir kavramı anlayabilmenin en tesirli yolu onu zıddı ile birlikte düşünmektir. Bu sebepledir ki muhalefetün lil havadis – yarattıklarına benzemeyen- olan Allah (cc)’ın zatı, eşi, benzeri, dengi ve zıddı olmadığı, tüm zıtları da Zatında barındırdığı için -Cami’ül Ezdad- anlaşılamaz, mütealdir. Hayatın mahiyeti, zıddı5 olan ölüm ile birlikte değerlendirildiği zaman anlaşılabilir.

Hayatın ve ölümün yaratılış gayesini beyan buyuran Mülk suresinin 2. Ayetinde ölüm ile hayat birlikte, ancak ölüm hayattan önce zikredilmektedir. Bu tertip zahiri yönüyle kozmik yaratılış kronolojisini ifade eder. Allah (cc) ezelde ruhları yaratmış, onları dünya hayatına belli bir sırada göndermiş, dünyaya gelmeden önce ruhların varlık durumunu ise ölüm hali olarak ifade buyurmuştur.6 Ölüm süreç olarak hayattan önce gelir zira mülk âlemindendir, hayat ise sonradan yaratılmış ve arızidir.7

Ölümün hayattan önce zikredilmesinin daha derin anlamlar içeren bir izahatı daha vardır. Bu ayette beyan buyrulan hayat, insanların kulluk imtihanı için gönderildiği arızi olan dünya hayatıdır. Dünya hayatı varlık mahiyeti itibarıyla hem zamanlı olmakla arızi -evveli ve ahiri olan- hem de içindeki nimet ve iptilalarının mahiyeti itibarıyla arızidir. Dünya hayatının nimetleri de iptilaları da geçicidir ve ontolojik mahiyetleri mutlak değildir. Nimetler mutlak nimet değil, birer imtihan vesilesi, iptilalar da mutlak bela değil, kulun iptilalar karşısındaki tavrı neticesinde derecesinin artmasının veya günahlarının affının vesilesidir. Dünya nimet ve sıkıntılarının bu niteliği Fecir Suresi’nde, bu gerçekten gafil insanın gafleti ile yaptığı değerlendirmenin üzerinden menfi bir anlatım ile ifade buyrulur; kendine nimet verilen kul nimet ile önemsendiği ve kendine ikramda bulunulduğunu, sıkıntılara duçar olan kul ise önemsenmediğini -haşa- ihmal edildiğini zanneder.8

Dünya hayatının nimet ve iptilalarının bu niteliği bir bakıma dünya hayatında tecelli eden mümin kâfir ayrımı yapmayan Rahman sıfatının tecellisi gibidir. Rahman sıfatı tecellisi ile Allah (cc), bu dünya hayatının maddi varlığının devam edebilmesi için nimetlerini ayırım yapmaksızın ikram buyurur. Lakin Rabbimiz gerçek hayat olan ahiret hayatında Rahim sıfatı tecelli edecek ve nimetler mutlak-gerçek nimet olarak sadece gerçek hayatı yaşamaya hak kazanan müminlere ikram olunacaktır. Varlığı devamlı olan ve içindeki nimetlerin de belaların, sıkıntıların da mutlak, devamlı, sadece nimet veya bela olduğu hayat ahiret hayatıdır. Dünya hayatının arıziliği ve esas hayat olan ahiret hayatına tabi olmasının bir diğer sebebi de, dünya hayatının var oluş hikmetinin bizatihi kendisinin yaşanması değil, kendinde yaşanacak hayatın kıvamına göre, esas hayat olan ahiret hayatının9 şekilleneceği bir hazırlık alanı olması sebebiyledir.

Ayetin lafzında ölümün böyle bir arızi dünya hayatından evvel beyan buyrulmasının hikmetlerinden biri de şu olsa gerek ki; ölüm arızi olan dünya hayatını mutlak ve esas hayat olan ahiret hayatına dönüştüren bir vasıtadır. Bu niteliği ile dünya hayatı ölüm referansı olmaksızın anlam kazanamaz. Arızi olan dünya hayatının gerçek hayata tahvil olabilmesi ancak ölüm geçidinden geçtikten sonra mümkündür.10 O sebeple dünya hayatı ölüm referansı üzerinden okunup anlamlandırılabilirse gerçek hayata uzanan bir perspektif ile anlaşılmış ve yaşanmış olur. Böyle bir yaşam, ahiretteki mükâfat veya mücazata müstahak olanı belirlemek için yaratılmış dünya hayatını, yaratılış anlamına uygun bir şekilde yaşamak demektir.

Hayatı ölüm ile anlamlandımak sadece onun geçici olduğunu ve ölüm ile nihayete ereceğini idrak etmekten ibaret değildir. Evet, bu idrak hayata gereğinden fazla beka addetmeye mani olması bakımından bir cihetiyle agahlığa sebep olabilir ancak esas olan hayatın ölüm ile başlayacak bir gerçek hayat nazara alınarak yaşanmasıdır. Zira ölüm de hayat da yapılan amellerin neticesinin görüleceği bir ahiret hayatı telakkisi ile anlam kazanır. Aksi takdirde ölümün keskin ve mutlak gerçekliği karşısında hayatın geçici olduğunu kabul eden fakat ahiret hayatını ıskalayan pek çok gafil “dünyaya bir daha mı geleceğiz keyfin nasıl istiyorsa öyle yaşa” savruluşunda helak olup gider.11 Böyle bir hayat hayat değil, dünya hayatıdır ve Kuran ifadesi ile bir oyun, eğlence, gösteriş ile övünme, yararlanıp aldanma vasıtasıdır.12

Büyük mutasavvıf İsmail Hakkı Bursevi hazretleri; insanın dünyadaki ömrü müddetinde gerçekte yaşadığı anların Allah (cc)’ın tecelli ederek verdiği hayat, ölümün ise; kendini gizleyerek verdiği ölüm olduğunu, ariflerin dünya hayatında perde kalktıkça müşahede halinde olup, ölümden sonra ise hiçbir perdeleme olmaksızın ebediyete kadar müşahede halinde olduklarını ifade eder.13 Asıl hayat olan ahiret hayatının en tekâmül etmiş hali müminin Allah (cc)’ın cemalini müşahade etmesidir. “Len terani”14 hükmü mucibince kulun bu dünyada Allah (cc)’ı görebilmesi mümkün değildir ancak, cennete girenlere cennet nimetleri ikram edildikçe biz bu nimetlerin benzerini dünyada tatmıştık diyecekleri ilahi beyanı15 mümin kulların bir kısmının bu dünyada iken Allah (cc)’ı müşahede nimetine -baş gözüyle değil ancak- kalp ile erebileceklerini müjdeler. Bu kullar, Rasulullah (s.a.v.) efendimizin beyanı ile ölmeden evvel ölebilenlerdir. Bir mümin, hayatını yaratılış gayesi olan kulluk muktezasında salih ameller işleyerek yaşarsa ahiret hayatında cennet ve cemalullah nimetine kavuşacaktır. Dünya hayatını yaşarken gayri iradi ölüm gelmeden kendi iradesi ile ölenler ise bu dünya hayatında kalp âlemlerinde Allah cc’ı müşahede nimetine kavuşacaklar, dahası dünyada iken gerçekleştirdikleri ihtiyari ölümleri neticesinde erdikleri marifetullah nisbetinde ahirette cemalullahı müşahade nimetine nail olacaklardır.16

Dipnotlar:

1. Zariyat 56.

2. Şuara 89.

3. Asr 3.

4. Mülk 2

5. Elmalılı Muhammed Hamdi YAZIR, “Hak Dini Kur’an Dili”, Fazilet Neşriyat, 1. Baskı, İstanbul – 2015, Cilt 7. S. 5155

6. Bakara 28

7. İsmail Hakkı BURSEVİ ks., “Ruhu’l Beyan” Cilt 22. S.14. Erkam Yayınları.

8. Fecir 15

9. Hadis-i Şerif. Buhari, Megazi 29, 33, 34, 110, Müslim, Cihad 127, Tirmizi, Menakıb 3857

10. “Hak Dini Kur’an Dili”, Cilt 7. S. 5157 - 5158

11. “Hak Dini Kur’an Dili”, Cilt 7. S. 5158

12. Hadid 20

13. “Ruhu’l Beyan”, Cilt 22, s.15-16

14. Araf 143.

15. Bakara 25.

16. “Mükerrem İnsan” Mahmud Sami Ramazanoğlu. Erkam Yayınları, İstanbul-2001. S. 81

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle