Yolun Sonu

Her yolun ve yolculuğun bir başı bir de sonu vardır. Dünya hayatı doğumla başlıyor, ölümle bitiyor. Hayat; “şu tarihte doğdu, şu tarihte öldü” cümlesiyle özetleniyor. Marifet; doğumla ölüm arasını en verimli şekilde değerlendirmek, hem fâni hem de bâki alem için yol azığı tedarik etmektir.

Her yolun ve yolculuğun bir başı bir de sonu vardır. Dünya hayatı doğumla başlıyor, ölümle bitiyor. Hayat; “şu tarihte doğdu, şu tarihte öldü” cümlesiyle özetleniyor. Marifet; doğumla ölüm arasını en verimli şekilde değerlendirmek, hem fâni hem de bâki alem için yol azığı tedarik etmektir.

Yolculuktan maksat; arzu edilen yere ve hedefe sâlimen varmaktır: Dünyada yolculuklar çeşit çeşittir. Kazanç için, ilim tahsili için, sırf gezip görmek için yolculuklar yapılır. Genellikle bu türlü yolculukların sonunda başa yani sabit mekâna dönülür. Bütün bu gidiş ve dönüşler dünya hayatı için söz konusudur.

Gidişi ve dönüşü olan bu yolculuklar yanında bir de dönüşü olmayan yolculuk vardır. Asıl yolculuk da bu olsa gerek. Dönüşü olmayan yol, yolların ve yolcuların sahibi olan Yüce Mevlânın huzuruna çıkan yoldur.

Roma İmparatorluğu’nun zirvede olduğu dönemde “Bütün yollar Roma’ya çıkar” denirmiş. Bu söz geçici yolcu ve yolculuklar için geçerli olabilir. Fakat ebediyete giden yol sadece Allah’a çıkar. Bu yolculukta başka bir adres yoktur: “Her şeyin hükümranlığı elinde olan Allah’ın şanı yücedir. Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz” (Yâsin, 83) “Sadece O’na yani Allah’a döndürüleceksiniz” ifadesi Kur’ân-ı Kerîm’de on sekiz defa zikredilmektedir. Demek oluyor ki O’ndan başka çıkılacak huzur, varılacak kapı yoktur. Ölüm haberi duyulunca söylenen şu Kur’ân ifadesi de bu gerçeği ifade ediyor: “Onlar, başlarına bir musibet gelince şöyle derler: ‘Biz şüphesiz Allah’a aitiz ve sadece O’na döneceğiz.’” (Bakara, 156)

Şuurlu bir mü’min yola çıkarken sonunda O’nun huzuruna çıkacağını hesap ederek yola çıkmalıdır. Onun için vasıtaya binince şu âyeti okumak yolculuk âdâbındandır. “Sizin için bineceğiniz gemiler ve hayvanlar var etmiştir. Siz onların sırtına binip üzerlerine yerleştiğiniz zaman Rabbinizin nimetini anarak “Bunları bizim hizmetimize veren Allah’ı tenzih ve tesbih ediniz. Yoksa bizim buna gücümüz yetmezdi. Gerçekten biz sadece Rabbimize döneceğiz” (Zuhruf, 14)

Dünya hayatı Rabbimize giden yolda sadece bir merhale, geçici bir konaklamadan ibarettir. Yolun sonunu düşünüp ona göre hazırlık ve tedbir almayanlar oyuna dalan çocuklar gibi vakti boşa harcarlar, akşam olunca dönmek zorunda oldukları eve eli boş dönerler. Mevlânâ’nın dediği gibi: “Bu âlem oyun yeridir, ölüm de gele. Geri döner gidersin, fakat kese bomboş, sen de yorgun argın.”

İbn Mes’ud (r.a.) naklediyor: Ben Rasûlullah’ın huzuruna vardım. Onu bir hasır örgünün üzerinde uyuyor buldum. Hasır, vücudunun yan taraflarında iz bırakmıştı.

– Yâ Rasûlallah! Sana bir yaygı temin etsek de, hasırın üzerine sersek, onun sertliğine karşı sizi korusa! dedim. Buyurdular ki:

– Dünya ile benim ne alakam olur? Dünya ile benim misalim, bir ağacın altında gölgelenip sonra kalkıp giden bir yolcunun misali gibidir.” (Tirmizi, Zühd, 44)

Hz. Ömer’in oğlu Abdullah naklediyor: Rasûlullah omzumu tutarak şöyle buyurdu: “Dünyada bir garip ve yolcu gibi yaşa.” İbn Ömer şöyle derdi:

“Akşama ulaştığında sabahı gözetleme, sabaha çıktığında da akşamı bekleme, sağlıklı anlarında hastalık için, hayatın boyunca da ölümün için tedbir al.” (Buhari, Rikak, 3)

Bu tavsiyeden maksat, dünyayı ebedi bir mekân gibi görmemek, daimi olan mekânın ebedi âlem olduğunu düşünmek ve ona göre hazırlık yapmaktır. Hz. İsa havarilerine: “Hanginiz deniz dalgaları üzerine ev yapabilir” diye sorar. Onlar da: Bu mümkün mü derler. Bunun üzerine Hz. İsa: Dünyaya aldanmaktan sakının, orayı ebedi mekân tutmayın” der.

İmam Gazali merhum, hayat yolculuğunu gemiyle çıkılan bir seyahate benzetir. Yolcular okyanusta giderken bir adaya rastlarlar. Kaptan biraz mola verir ve tembihte bulunur: “şu saatte mutlaka gemiye dönün, aksi halde sıkıntı çekersiniz.” Yolculardan bir kısmı bu ikaza uyar ve vaktinde gemiye döner, bir kısmı adanın câzibesine kapılarak gecikir ve son anda yetişir. Bir kısmı da adanın güzelliklerine dalarak gemiyi unutur. Yolcu olduğunu hatırlayınca da iş işten geçmiş olur. Bütün mesele gemiyi kaçırmamak, yolculukta işe yaramayacak lüzumsuz yükler altına girmemek, yolda değil, asıl varacağımız ve daimi kalacağımız yerde işimize yarayacak değerli ve kalıcı şeyler götürmektir. Yapılan ibadetler, ebedi hayat için hazırlanan azıklar mesabesindedir.

“Ey iman edenler! Allah’a karşı saygılı olun ve herkes yarın kıyamet günü için ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkun. Çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Allah’ı unutup da, Allah’ın da kendilerine, kendi nefislerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar yoldan çıkmış kimselerdir.” (Haşr, 18-19)

Genellikle insana kendini unutturan, dünyanın fâni ve aldatıcı güzellikleridir. Pek çok insan, oyuncaklara dalıp her şeyi, her ciddi meseleyi unutan çocuklar gibidir. Çocukluk çağı hayatın sadece bir dönemidir. Ömür boyu çocuklar gibi yaşamak, oyun ve eğlenceden başka bir şey düşünmemek ebedi hüsrandır. Teknolojinin sağladığı imkânlarla daha cazip ve pahalı hale gelen oyuncaklar günümüz insanını daha fazla oyuna yöneltti. Modern insan, süslü ve pahalı oyuncaklar arasında büsbütün çocuklaştı, nefs ve hayat muhasebesini unuttu, çocukça hayaller peşinde gâyesiz ve anlamsız bir dünya oluşturdu.

“Bilin ki, düya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aramızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlad sahibi olma yarışından ibarettir.” (Hadid, 20)

Akıllı insan, dünyanın bu gerçek yüzünü görür, burada misafir olduğunu unutmaz, ölüm meleği emaneti almağa geldiğinde emaneti teslimde zorlanmaz, öte âleme gidişi hapisten kurtulmak, kafesten uçmak şeklinde görür.

Dünyada misafir olduğunu unutan, ölümü hiç aklına getirmeyenlerin akıbetleri ise korkunç olur. Son demlerinde dünya adeta başlarına yıkılır. Taparcasına bağlandıkları dünyadan ayrılmanın acısıyla sarsılırlar. Kaçarken yakalanan bir mahkûm psikolojisi içinde bulunurlar.

Mutlaka gidilecek yere gönüllü gitmekle, zorla, sürüklenerek götürülmek arasında elbette çok fark vardır. Gönüllü gidenin, vardığı yerde yüzü olur. Zorla götürülenin, götürüldüğü yerde de itibarı olmaz. Varacağı yer her halde hapishane olur.

Mü’min kendini dünyada gurbette görür. Buna “Dünya sürgünü” derler. Neyin inlemesi; kesip koparıldığı kamışlığa dönmenin hasretini terennümdür. Asıl vatan hasreti, ebedi âleme karşı duyulan hasrettir. Bu, hasret, ahirete “yakîn” derecede iman nisbetindedir. “Onlar ahirete kesin olarak inanırlar” (Bakara, 4)

Ölümden kaçmak mümkün değildir. Zaten kaçacak yerde yoktur. “De ki; sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra, gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah’a döndürüleceksiniz. O size yapmakta olduklarınızı bildirecektir.”

Ölümden kaçmak bir bakıma Allah’tan kaçmaktır. Seven, sevgilisinden kaçar mı, yoksa kavuşmak için can mı atar. Gerçek kurtuluş, Allah’tan kaçmak değil, Allah’a doğru koşmaktır. “O halde Allah’a koşunuz.” (Zâriyât, 50)

Hayat yol, insan yolcu, Kur’ân yol haritası, Hz. Peygamber (s.a.v.) de yolun kılavuzudur. “Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya.” Bütün mesele bu yolu keşfedip, orada düzgün yürümektir. “Yüz üstü kapanarak düşe kalka yürüyen mi daha doğru gider, yoksa dosdoğru bir yolda dimdik yürüyen mi?” (Mülk, 22)

Doğru yol, Allah’a giden yoldur. “Benim doğru yolum işte budur. Ona uygun, başka yollara uymayın ki, sizi Allah’ın yolundan ayırmasın.” (Enam, 153).

Satırlarımızı üstad Necip Fazıl’ın beyitleriyle noktalayalım:

Yollar nereye gider/Ve ne düşünür gökler/Göklerin bir sırrı var/Onu arıyor yollar

Bu yollarda izimiz/Bu göklerde gizlimiz/Yollar beni vardırın/Gökler tutup kaldırın.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle