Bir Nefes

Hz. Ömer Şam’a doğru yola çıkmıştı. Serg denilen yere varınca, kendisini orduların başkumandanı Ebû Ubeyde bin Cerrâh ile komuta kademesindeki arkadaşları karşıladı ve ona Şam’da vebâ başgösterdiğini haber verdiler.

Allah’ın Kaderinden Yine allah’ın Kaderine Kaçıyoruz

Hz. Ömer Şam’a doğru yola çıkmıştı. Serg denilen yere varınca, kendisini orduların başkumandanı Ebû Ubeyde bin Cerrâh ile komuta kademesindeki arkadaşları karşıladı ve ona Şam’da vebâ başgösterdiğini haber verdiler. Hz. Ömer önce ilk Muhâcirleri ve Ensar’ı çağırdı. Onlar, nasıl hareket edilmesi gerektiğinde farklı görüşler serdettiler. Kimi geri dönmeyi, kimi de hastalığın olduğu yere gidilmesini uygun bulmadı. Hz. Ömer sonra Mekke’nin fethinden önce Medine’ye hicret etmiş olan ve burada bulunan Kureyş Muhâcirlerinin yaşlılarını çağırdı. Onlardan iki kişi bile ihtilâf etmedi ve: “İnsanları geri döndürmeni ve onları bu vebânın üzerine götürmemeni uygun görüyoruz” dediler. Bunun üzerine Ömer radıyallâhu anh herkese seslenerek: “Ben sabahleyin hayvanın sırtındayım, siz de binin!” dedi. Ebû Ubeyde bin Cerrâh radıyallâhu anh: “Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun?” diye sordu. Hz. Ömer ona: “Evet, Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyoruz.” dedi.

 

Rabbimden Gelmiştir, Sakın Şüphe Etme

Muaz, Ebû Ubeyde, Şurahbil b. Hasene, Ebû Mâlik el-Eş’caî, hepsi bir günde vebâya yakalandılar. Muaz daha yakalanmadan “Bu, Rabbimizin rahmeti, Peygamberimizin duâsıdır. Sizden önceki salihler bundan gitmişlerdir. Yâ Rabb! Muaz’ın aile efradına bundan en bol nasibi ver!” diye duâ etti. Daha akşam olmadan en çok sevdiği oğlu Abdurrahman vebâya yakalandı. Muaz mescitten dönünce, oğlunun vebâya yakalandığını gördü. Oğlu “Ey babam! Hak Rabbimden gelmiştir. Sakın sen şüphe edenlerden olma!” dedi. Muaz da ona cevap olarak “Eğer Allah dilerse beni sabredenlerden bulacaksın” dedi. Definden sonra da Muaz aynı hastalığa tutuldu. Hastalık ağırlaştığında baygınlık geçirmeye başladı. Ayıldığı zaman: “Bu, ölüm baygınlığıdır. Allah’ım, beni katına al. Benim seni sevdiğimi bilirsin” diyordu. (Mehmet Köprülü, 365 Sahabe Ölçüsü, Erkam Yayınları)

 

Musibet Kefarettir

İmran b. Husayn bir hastalığa yakalanmış, vücudu yara bere içerisinde kalmıştı. Bir gün ziyaretine gelen arkadaşları ona “Senin için üzülüyor; vücudundaki yara ve bereler yüzünden biz de sıkıntı çekiyoruz” dediler. Bunun üzerine İmran “Sakın benim için üzülmeyiniz. Çünkü bu gördüğünüz, günahlarımdan bazılarının karşılığıdır. Allah’ın affettikleri ise şüphesiz daha da fazladır” dedi ve sonra da şu âyet-i kerimeyi okudu: “(Ey insanlar!) Size isabet eden bir musîbet mutlaka ellerinizin yaptıkları yüzündendir. (Bununla beraber) Allah (o günahlardan) birçoğunu da affeder. (Şûrâ, 30)” (Mehmet Köprülü, 365 Sahabe Ölçüsü, Erkam Yayınları)

 

Bana Bir Süpürge Getir

Rasûlullah (s.a.v) bir gün Ashâb-ı Suffe’nin kaldığı mekâna geldiğinde pek hoşlanmadığı bir manzara ile karşılaşmıştı. Çöpler yere bırakılmış, Suffe’nin kenarında bunlar birikmeye başlamıştı. Hemen Ebû Zer’e seslenerek:

“–Bana bir süpürge getir!” buyurdular.

Mübarek elleriyle çöpleri süpürmeye başladılar. Bunu gören Ebû Zer (r.a) ve arkadaşları hemen koştular, yerdeki bez ve odun parçalarını toplayarak Mescid’i temizlediler. (Abdülaziz el-Ka‘kî, Meâlimü’l-Medîneti’l-Münevvere beyne’l-imâreti ve’t-târîh, Beyrut: Müessesetü’t-Târîhi’l-Arabî, 1432, II, 88)

 

Kalbimde Kimseye Kötülük Yoktur

Peygamberimizin, hakkını vermek şartıyla kendisine teslim ettiği kılıçla savaş meydanlarında kahramanlıklar gösteren Ebû Dücâne Hazretleri boş şeylerle meşgul olmaz, hiç kimse hakkında kötü bir şey düşünmez­di. Birgün hastalandı. Ağır hasta olmasına rağmen, üstünde sanki hastalık eseri yoktu. Yüzü nurlu ve pırıl pırıldı. Ziyaretine gelenlerden birisi, “Yüzünün böyle olmasının sebebi nedir?” diye sordu. Hz. Ebû Dücâne şu cevabı verdi: “Güvenebileceğim ve beni kurtarabilecek iki amelim var: Birisi mâlâyâniyle meşgul olmayışım, diğeri de hiçbir Müslüman hakkında kalbimde en küçük bir kötülük bulundurmayışım ve düşünmeyişimdir.” (Mehmet Köprülü, 365 Sahabe Ölçüsü, Erkam Yayınları)

 

Buhari’nin Temizlik Hassasiyeti

Muhammed bin Mansûr anlatır: “Buhârî’nin meclisindeydik. Bu esnâda orada bulunanlardan biri sakalına yapışan bir çöpü alıp yere attı. Daha sonra Buhârî’ye nazar ettiğimde, bir çöpe bir de insanlara baktığını gördüm. İmâm Buhârî, insanların kendisine bakmadığı bir anda elini uzatıp çöpü yerden aldı ve elbisesinin yenine koydu. Mescitten çıkınca baktım, çöpü cebinden çıkarıp uygun bir yere bıraktı.” (İbn-i Hacer, Hedyü’s-Sârî, II, 196)

 

Ruhu Târumâr Eden Vİrüslere Ne Yapıyoruz?

Ne ibretlidir ki bize bulaşıp bulaşmayacağı meçhul olan bir hastalık için endişe edip günlük yaşantımızı değiştirirken, bir gün muhakkak bize ulaşacak olan ecelimiz için ne kadar endişe ediyoruz? Kabir hayatımız ve esas hayat olan âhiret, gündemimizi ne kadar meşgul ediyor? Orada müşkül duruma düşüp pişman olmamak için bugün hangi tedbirleri alıyoruz? Kendimizi, âilemizi ve neslimizi, zamanın şerlerinden, bâtıllardan, haramlardan korumak için ne kadar gayret gösteriyoruz? Unutmayalım ki maddî virüslerin zararı sadece bu dünyaya aittir. Fakat ruhları târumâr eden inançsızlık ve ahlâksızlık virüslerine karşı gerekli tedbirleri almamak, -Allah korusun- ebedî hayatı mahveder. (www.osmannuritopbas.com)

 

Sadaka Belayı Defeder

Şeyh Sâdî Hazretleri buyurur: “İyi günlerinde fakirlerin, gariplerin, muhtaçların gönlünü al. Onların gönlünü almak, başa gelecek belâları defeder. Muhtaç senden hâlini arz ederek bir şey isteyecek olursa, ver. Vermediğin takdirde, bir zâlim çıkar, senden zorla alır.”

Türkiyemiz, mahdut imkânlarına rağmen 2011 yılından bu yana ülkemize sığınan Suriyeli mültecilere kol-kanat gerdi, bugüne kadar onlara 40 milyar dolar yardım etti. Zengin Avrupa ise söz verdiği 6 milyar euro yardımı dahî göndermedi. Türkiyemiz, bugün bütün sıkıntılara rağmen yine de şükredilecek bir hâlde. Lâkin şimdi sadece İtalya, virüs salgınından korunmak için 25 milyar euroluk bütçe ayırıyor. IMF 1 trilyon dolar hazırladığını îlân ediyor. Bugün bütün dünya; vaktiyle sırt döndükleri mazlum, mağdur ve muhtaç insanlardan esirgediklerinin kat kat fazlasını, bir virüs salgınından kurtulmak için ödüyor. Hadîs-i şerîflerde buyrulur:“Sadaka belâyı defeder.” (Bkz. Tirmizî, Zekât, 28/664; Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, I, 108); “Merhamet edenlere, Cenâb-ı Hak merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki, gökyüzündekiler de size merhamet etsin…” (Tirmizî, Birr, 16; Ebû Dâvud, Edeb, 58) (www.osmannuritopbas.com)

 

Cuma Günü Yıkansanız

Ashâb-ı kirâm, kendi işini kendi gören kimselerdi. Onlar, cuma namazı vaktine kadar işlerinde çalışır, cuma vakti yaklaşınca işlerini bırakıp namaza gelirlerdi. Bu sebeple vücutları ağır kokardı. Peygamber Efendimiz bunun üzerine ashâbına:

“–Cuma günü yıkansanız!” buyurdu. (Buhârî, Cum‘a 16, Büyû‘ 15; Müslim, Cum‘a 6)

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle