33 Yıl Önce 1987 Nisan Sayı: 14

1987 Nisan Sayı: 14 Altınoluk’un bu sayısının gündemi: Kardeşlik. Kur’an’ın İlahî bir nimet olarak vasıflandırdığı, mü’minler arası bir rahmet ve merhamet ilişkisi -ruhamau beynehüm- olarak sunduğu ve bugün İslâm dünyası olarak hem ferdi planda, hem de toplum çapında ekmek kadar, su kadar, hava kadar ihtiyaç duyduğumuz kardeşlik...

Altınoluk’un bu sayısının gündemi: Kardeşlik. Kur’an’ın İlahî bir nimet olarak vasıflandırdığı, mü’minler arası bir rahmet ve merhamet ilişkisi -ruhamau beynehüm- olarak sunduğu ve bugün İslâm dünyası olarak hem ferdi planda, hem de toplum çapında ekmek kadar, su kadar, hava kadar ihtiyaç duyduğumuz kardeşlik...

Altınoluk, “Rahmet gibi bir kardeşliğe” çağırırken, kendi nefsinden başlamak üzere, Hz. Peygamber’in elinde şekillenmiş kutlu Medine toplumuna özenen kardeşleşmiş bir yapı oluşmasını dilemekte, bu yolda bir nefsi terbiye çığırı açılmasını temenni etmektedir. Birbirini yıkayıp arındıran iki el gibi... Sayfa: 1

 

Müslümanı Hor Görme Küçüklüğü

Ebû Hureyre radıyallahu anh, Nebî sallellahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu haber vermiştir: “Müslüman kardeşini hor görmesi kişiye kötülük olarak yeter”

Aynı imanı paylaşanlar arasında tabiî olarak varlığına ihtiyaç duyulan insanî ilişkilerin başlangıç noktası, hiç şüphesiz, kişinin kendisini öteki insanlardan farklı ve üstün; ötekileri de kendisinden aşağı ve önemsiz görmemesidir. Beşerî ilişkileri iman ile aynılaştıran, aynı imanı taşıyanları eşit haklara sahip kılan ve “mü’minler kardeştir” (Hucurat Suresi, ayet, 10) temel ilkesini ilan eden İslam, bu tespit ve ilanı ile inananları arasında tam bir ahlakî ve hukukî yaklaşım ve denklik sağlamıştır.

Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan

 

İnsanlık Değeri Tevâzû

Dört şey vardır ki Allah onları sevdiklerine verir:

1. Yersiz ve kötü söz konuşmamasını bilmek. 2. Allah’a tevekkül. 3. Tevazu. 4. Kötülüklerden el çekmek.

Sâdık Dânâ

 

 

23 YIL ÖNCE

1997 Nisan     Sayı: 134

Bir süredir ülkemizde ve dünyada, İslâm’ın sistem olarak alternatif değeri üzerine tartışmalar yapılıyor. Sorular şöyle:

Acaba İslâm kendi iç bütünlüğü ile bir sistem kurabilir mi? İslâm, bu çağın meselelerini kavrayacak bir sistem inşa edebilir mi? İslâm 14 asır evvelinde kalmış, en azından çağın başından itibaren misyonunu bitirmiş bir değerler bütünü müdür? İslâm bir din midir, ideoloji midir? Bu soruların cevapları da veriliyor. Elbette, her cevabın bir sözcüsü var ve o sözcünün durduğu bir yer var. Cevap da, o yerle bağlantılı olarak ortaya çıkıyor.  Sayfa: 1

 

“Hâkim Devlet” Değil “Hâdim Devlet”

Semâvi dinler insanın dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamak için gönderilmiştir. Son din İslam’ın da hedefi budur. Kur’an’da Asr Suresinde kurtuluş için dört maddeye dikkat çekilir: Asra yemin olsun ki insanoğlu gerçekten ziyandadır. Ancak iman edip iyi ameller isleyenler, birbirine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır”(Asr,103/1-3). Hak, batılın zıddı, doğru ve gerçeğin kendisi anlamındadır. Yüce Allah’ın da sıfatlarındandır. İnsan hakkı da böyle bir gerçekliği ifade etmelidir. Din özellikle insan hayati ile ilgili beş şeyi korumayı üstlenir ve bunun için gerekli tedbirleri alır. Bunlar can, mal, ırz, nesil ve akli koruma olarak ifade edilir. Bir İslam toplumunda her ferdin yaşama hakkı en basta gelen dokunulmaz bir haktir. Ona haksız olarak dokunmaya yönelen de mümin kardeşi affetmedikçe denk tepkiyi hak etmiş olur. Meşru yoldan kazanılmış servetler İslam nazarında dokunulmazdır. Nitekim Allah’ın Elçisi Veda hutbesinde Kanlarınız ve mallarınız Rabbinize kavuşacağınız güne kadar birbirinize haramdır” buyurmuştur. Bu hüküm, İslam toplumuyla birlikte yaşamayı kabul etmiş gayrimüslim zimmileri de kapsar.

Prof. Dr. Hamdi Döndüren

 

13  YIL ÖNCE

2007 Nisan     Sayı: 254

Can Ahmedim hoş geldin...

Veladet-i Nebi aleyhissalatü vesselamı bütün kalbimizle selamlıyoruz.

Kapağımız “Kim kurtaracak?” sorusu ile huzurlarınızda.... Hemen üstünde “Bunalımlar içinde kıvranan insanlığı...” ifadesi var.

Kim kurtaracak? Bunun cevabı “O”dur. Sallallahü aleyhi ve sellem.

İnsanlığa ilişkin, hayata, kainata ilişkin böyle pek çok soru sorulabilir... Hayatın her alanında bunalım var... Gök sancılı, yer sancılı... Hava sancılı, su sancılı. Her şeyden önce insan sancılı, çağ sancılı... Sayfa: 1

 

Efendimiz’in Hoşlanmadığı Davranışlar

Hz. Ömer, elinde bir kısım Tevrât parçaları ile Allah Rasûlü (s.a.v)’e gelip şöyle dedi: “–Ey Allah’ın Rasûlü! Zurayk oğullarından bir arkadaşımdan alıp getirdiğim bir kısım Tevrat.”

Hemen Allah Rasûlü (s.a.v)’in yüzünün rengi değişti. Bunun üzerine ezân rüyasında kendisine gösterilen Abdullah bin Zeyd, Hz. Ömer’e: “–Allah senin aklını başından mı aldı? Allah Rasûlü (s.a.v)’in rengine bak, nasıl kızardı?” dedi. Bunun üzerine Ömer kendini şöyle demekten alamadı:

“–Rab olarak Allah’ı, din olarak İslâm’ı, peygamber olarak Muhammed’i, önder olarak Kur’ân’ı kabul edip hoşnut olduk.”

Bunun üzerine Allah Rasûlü (s.a.v) çok memnun oldu ve üzüntüsü gitti ve şöyle buyurdu:

“–Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, eğer Mûsa aranızda olup da beni terk edip ona uysaydınız, apaçık bir sapıklığa düşerdiniz. Ümmetler içinde siz benim nasibimsiniz, peygamberler içinde ben de sizin nasibinizim.” (Heysemî, Mecma’, I, 174)

Dr. Murat Kaya

 

3 YIL ÖNCE

2017 Nisan     Sayı: 374

Rasulullah sallallahü aleyhi ve sellemin hukukunu anlamaya adanmış bir Altınoluk sunuyoruz bu ay sizlere.

Kafalar karışıyor, karıştırılıyor.

Rasulullah (s.a.v.) haber vermiş:

“....koltuğuna kurulan tok adamların “Sadece şu Kur’an lazımdır, onda bulduğunuz helali helal, haramı da haram kabul ediniz yeter” diyeceği günler gelmiş.” (Ebu Davud, Sünnet, 6, İmare 33; Tirmizi, İlim 10)

Bazı yerlerde “Bu hadis sahih mi?” diye soruluyor.

Burada bildirilen şey zaten yaşanıyor. Belki şaşıranlar, Rasulullah aleyhissalatü vesselamın “gelecek olan günler”i bu kadar net ortaya koymuş olmasına şaşırıyorlar. Oysa bir hadisi şerife bakıp bir de kendimize bakmalı ve “Acaba ben Rasulullah’ın işaret buyurduğu kimselerden miyim?” diye sormamız lâzım.

Sayfa: 1

 

Hak Dostlarından Hikmetler…

Mevlânâ Hazretleri buyurur: “Ramazan geldi, artık maddî yiyeceklerden elini çek ki, sana gökten mânevî rızıklar gelsin. Bu ay, gönül sofrasının kurulduğu aydır. Gönlün, bedenin hatalarından kurtulduğu aydır. Gönüllerin aşk ve îmân ile dolduğu aydır.”

[Cenâb-ı Hakk’a hamd ü senâlar olsun ki, bizleri yine Ramazân-ı Şerîf’in uhrevî iklîmine kavuşturdu. Ramazân-ı Şerîf, ömür takvimi içerisinde müs-tesnâ bir lûtuf ve rahmet ayı... Mânevî kazançların en kıymetli mevsimi… Cenâb-ı Hakk’ın ümmet-i Muhammed’e büyük bir ihsânı, muazzam bir ikrâmı… Mü’minler için mânevî kıymetlerle dolu, ilâhî bir hazine… Nitekim bir hadîs-i şerîfte: “Eğer kullar, Ramazan’ın fazîletlerini bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını temennî ederlerdi…” buyruluyor. Şüphesiz ki Cenâb-ı Hakk’a kulluk, belli zamanlara has bir merasim değil, ömürlük bir takvâ hayatıdır. Ömrün her ânı, rızâ-yı ilâhîyi tahsil fırsatıdır. Lâkin nasıl ki 24 saatlik bir gün içinde seher vaktinin, 7 günlük bir hafta içinde mübârek Cuma gününün apayrı bir mânevî husûsiyeti varsa, senenin ayları içinde de Ramazân-ı Şerîf’in öyle müstesnâ bir kıymeti bulunmaktadır.

Osman Nûri Topbaş

PAYLAŞ:                

Halil İbrahim Kurucan

1967 yılında Erdemli'de doğdu.İlkokulu Yeşildere mahallesinde, ortaokul ve liseyi Erdemli İmam Hatip Lisesinde bitirdi.İstanbul üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi mezunu.Aziz Mahmud

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle