Gelişen Teknolojinin Yaşamımıza Yansımaları

2000’li yılların başları enformasyon çağının oldukça üst noktalara vardığı devre tekabül etti. İnsanlar günlük hayatta hızlı bir şekilde bilgiye erişebilir oldular. Kütüphaneler cebe girdi; asırlık veya anlık bilgiye erişim imkânı birçok sektörün anahtar rolünü üstlenir olmaya başladı.

2000’li yılların başları enformasyon çağının oldukça üst noktalara vardığı devre tekabül etti. İnsanlar günlük hayatta hızlı bir şekilde bilgiye erişebilir oldular. Kütüphaneler cebe girdi; asırlık veya anlık bilgiye erişim imkânı birçok sektörün anahtar rolünü üstlenir olmaya başladı. Bu durum bilhassa ezbere dayalı olan eğitim anlayışının sorgulanmasını doğal olarak başlattı. Zaten saniyeler içinde erişilebilir durumda olan, nerede ve nasıl kullanılacağı bilinmeyen bir bilgiyi ezberlemenin ne faydası vardı?

Farklı ülkeler, şirketler veya gruplar bu enformasyon çağının imkânlarından yararlanırken, bunu suiistimal etme fırsatını da kaçırmak istemediler. Bilhassa 2010’lu yıllarla birlikte, doğru bilginin yanına ve hatta mümkünse yerine yanlış yahut taraflı bilgileri enjekte ederek insanları istedikleri gibi manipüle etmeye çalıştılar; bunda önemli ölçüde de başarılı oldular. Bu ciddi bir güçtü ve bu güce sahip olmak, interneti ve medyayı ele geçirmekten geçiyordu. Böylece birkaç bin kişinin evirip çevirdiği enformasyon ağı milyarların düşüncelerini etkiler oldu. Bu tam bir dezenformasyon (bilgi çarpıtma) çağıydı. Asırlık gerçekler veya saatlik haberler çarpıtılarak insanların önüne sunulur oldu. Artık bilinçli insanların neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamaları için bazı süzgeçleri kullanmaları ve eriştikleri enformasyonu filtre ederek doğruya erişmeleri gerekmekteydi.

Bu durum hala sürmektedir. Nasıl ki vücuda faydalı olmayan, hücrelerin doğru bir şekilde faydalandıramadığı bir şey girerse bunun zehirlenmeye yol açması tehlikesi varsa, bu çeşit çarpıtılmış bilgilerin süzülmeden doğruymuş gibi algılanması da beyinlerde, algılarda zehirlenmeye yol açabilir. Zaten bu dezenformasyon çabasının da amacı budur. Bu durumda bu çarpıtılmış bilgileri servis eden medya veya internet kaynakları da tıpkı virüs görevi görmektedirler. Peki bu süzme işlemini nasıl yapmalıyız? İşte akil insanların üzerinde çalışmaları gereken oldukça önemli bir konu da budur.

Dezenformasyondan korunmanın en güçlü yolu bilgiye güvenilir kaynaklardan erişmektir.1 Güvenilir kaynakları ortaya çıkarmak da öyle çok kolay bir iş değildir. Daha zoru ise bu kaynakları insanlara ulaştırma noktasındadır. Gerçeği duymak ve yaymak için çaba göstermemek, hakikat için kafa yormamak, ölümcül bir hata olur.2 Zaman zaman ülkeler, bilgiyi çarpıtan kaynaklara erişimi kısıtlama, milli menfaatler doğrultusundaki doğru kaynakları öne çıkarma gibi yöntemlerle bunu sağlamaya çalışmakta iseler de bu oldukça meşakkatli bir süreçtir. Belki de en doğrusu insanları, doğru bilgiye erişme, kendisine sunulan çarpıtılmış bilgiyi ayırt edip süzebilme ve onlardan korunma noktalarında eğitmektir. Ayrıca bu süzme mekanizması, tıpkı bilgisayarlardaki antivirüs yazılımları gibi sürekli aktif olmalıdır. Mesela Truva atı virüsleri, tarihteki Truva atı benzeri bir yöntemle bir kez olsun içeri sızarlarsa, sonrası felaket olan sonuçlara yol açabilir. Bu bilincin kazandırılması da eğitim sisteminin, çağın gereklilikleri doğrultusunda revize edilmesi ile mümkün olabilir.

Artık matbu bilgiye saniyeler içinde cebimiz mesafesinden erişebildiğimize göre, çocuklarımıza düşünmeden ezberleme yoluyla eğitim vermek giderek anlamsızlaşmaktadır. Bununla birlikte, onların hızlı bir şekilde düşünme ve doğru bilgiyi ayırt edip süzme, doğru kaynağa erişme yeteneklerini artıracak melekeleri de onlara kazandırmak gerekmektedir. Nasıl alfabe, çarpım tablosu gibi öyle ya da böyle muhakkak ezberlenen ve hazmedilen temel bilgiler varsa, bu yetenekler de böylece kazandırılmalı ve hazmettirilmelidir. Akletmesini bilen bir nesil oluşturmak eğitim sisteminin temelini oluşturmalıdır. Ayrıca unutulmamalıdır ki eğitim ailede başlar. Artık bu zararlı kaynaklar, eğitim sürecine de nüfuz etmeye başladılar; evdeki ve okuldaki eğitimin yerini alarak emellerini gerçekleştirmeye çalışmaktalar. Bu çağda, bu hususta da uyanık olmak gerektiği açıktır.

Peki bu iş nerelere kadar gider? Bu noktada tarihsel gelişime bir göz atmakta fayda var. Televizyon icat edildiği zaman “iyi, güzel de ne işe yarayacak?” diye bakılan bir cihazdı. Ancak ilerleyen yıllarda toplumun algısını şekillendirmede ciddi bir araç olduğu görüldü. Şimdi bunun yanında, internet ve sosyal medya da saf tuttu. Yani açıkçası yolu bilgiden, enformasyondan geçen her teknoloji günlük hayatımıza girerken manipülasyona alet edilmektedir. Bu nedenle, bu doğrultuda gelişmekte olan teknolojileri de yakından takip etmek, tedbiri almak oldukça önemlidir.

Bilgisayarlar, sensörler ve internet, giyilebilir teknolojilere hızla girdiler. Kolumuzdaki akıllı saatler attığımız adımı bile takip ve rapor ediyor. Bunlar elbette ki daha fonksiyonel olarak artacaktır. Buna ilaveten doğrudan vücudun içinde olan cihazlar, implantlar da geliştirilmektedir. Önceleri işitme cihazı ve kalp pili gibi sınırlı uygulamalarla karşımıza çıkan bu teknolojiler şimdi sanal gerçeklik ve bulut gibi yeniliklerle birleştirilmektedir. Bugün artık, biraz da fütürist bir yaklaşımla, hem görme ve işitme kusurlarını yok edecek hem de sanal gerçeklikle yaşamı kolaylaştıracak implant teknolojilerinin hayata geçmesi tartışılmaktadır. Böyle bir durumda, bu gibi bir donanıma sahip öğrenciye sınavda sadece bilgi sormak anlamsız olur. İnternet zaten istediği anda öğrencinin gözünün önündedir. Hatta gördüğü matematiksel problemi çözen uygulamalar dahi bulunmaktadır. Bu teknolojiler zamanı verimli kullanmak ve etkinliği artırmak için oldukça faydalı olsalar da eğitimin asıl gayesinin doğru bilgiye erişme, onu doğru kullanma ve sonuçları doğru sunma yönünde evirilmesi gerektiği de kaçınılmaz olmaktadır.

Akleden insanlar olarak, tarihi bilerek ibret alabilir ve gelecek için projeksiyonlarda bulunabiliriz. Teknolojinin gelişmesindeki tarihsel süreçleri incelemek de bize gelecek hakkında birtakım tahminlerde bulunma hususunda kolaylık sağlamaktadır.3 Örneğin birim ağırlık başına batarya kapasitesi ve veri aktarım hızı arttıkça internetin etkinliği giderek artmıştır. Üretilen cihazlar bir şekilde aynı hızlı iletişim dilini (wifi, bluetooth, usb, …), iletişim protokollerini kullanabilir hale gelmektedir. Buradan yola çıkarak bir basamak sonrasını düşünelim: İnsanoğlunun da verimliliğini artırması için hızlı iletişim mekanizmasına ihtiyacı vardır. Bu doğrultuda insanlar farklı dilleri öğrenmekteler ancak günümüzde bu dahi oldukça yetersiz kalmaktadır. Acaba yakın veya uzak mesafelerdeki insanlar arasında çok daha hızlı ve anlaşılır bir iletişim mekanizması ortaya çıksa insanlık nasıl bir noktaya gelirdi? Hatta fiziksel olarak işitme ve konuşma organlarımızı dahi kullanmaya gerek duymadan, beyin implantı teknolojileri ile iletişim sağlansa hayat nasıl olurdu? İnsanlık, zamanını çok daha verimli kullanmak için bu teknolojiden nasıl istifade edebilecek? Bunu başarırsa bilimsel anlamda ciddi bir sıçrama çağı yaşar mıyız? Yoksa, yukarıda ifade edilen tehlike, daha çok yayılabilecek ortam bulur ve dezenformasyona teslim olarak helak mı oluruz? Her halükarda böyle bir muhtemel oluşuma karşı hazırlığımız ne ölçüde? Belki de herkesin birbirine kolayca erişebilmesi, insanların empati yeteneğini artıracak ve savaşlar bitecektir.

Bütün insanlık bu hızlı değişim devrine en uygun şekilde hazırlığını yapmış olarak giremese de bu hususlarda kafa yoran ve tedbir almak gerektiğine inanan bilinçli insanlar hazırlıklarını yapmalılar. İnanç-bilinç-eylem-sonuç odaklı eğitimin, uygulanabilirlik ve sürdürülebilirlik ihtimali düşük olan bilgi odaklı eğitime nazaran, yükselen trend olması gerektiği daha yüksek sesle tartışılmalıdır. Böylece, kamil insan olmak adına, yeryüzündeki düzeltilmesi gereken kusurlarımız giderek azalacak, istikrarlı bir şekilde sebat edilerek yürütülen hayra ve barışa yönelik faaliyetler artacak ve dünya çok daha yaşanılası bir ortama dönüşecektir.4 İşte bu, helak olmaktan uzak kalmak ve gerçek anlamda zamanın verimli kullanılması anlamına gelir.

Dipnotlar: 1) Ey iman edenler! Ağyarınızdan (ağyar: el, düşman) yar tutmayın, sizi şaşırtmakta kusur etmezler, sarpa sarmanızı arzu ederler, görmüyor musunuz buğzları ağızlarından taşmakta, sinelerinin gizlediği ise daha büyüktür, işte size âyetleri sarih bildirdik, aklederseniz. Al-i İmran 3 2) Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir. Enfal 22 3)  And olsun ki, size apaçık ayetler, sizden önce geçenlerden misal ve sakınanlara öğüt indirdik. Nur 34 4) Asr (Zaman, Çağ) Suresi: Asra yemin olsun ki, insan mutlaka ziyandadır. Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

1