Mücahitler ve Dua Ordusu

Yüce Rabbimiz kitabında korku, açlık, mallardan ve canlardan azaltma ile imtihan edileceğimizi ve ancak sabredenlerin kurtuluşa ereceğini haber vermiştir.

Yüce Rabbimiz kitabında korku, açlık, mallardan ve canlardan azaltma ile imtihan edileceğimizi ve ancak sabredenlerin kurtuluşa ereceğini haber vermiştir. Gerçekten de son zamanlarda imtihanlar fazlalaşmış, İslam ülkelerinde korku, açlık, mal ve can kaybı neredeyse olağan hale gelmiştir. Suriye, Filistin, yemen, Afganistan vb. gibi pek çok İslam beldesinde Müslüman kanı oluk oluk akmaktadır. Bu durumda gücümüz yettiğince mazlumları korumak, Müslümanların izzetini sağlamak hepimizin görevidir. Unutmayalım ki bu yolda canını feda eden kardeşlerimiz peygamberlikten sonra en yüksek mertebe olan şehadet mertebesine ulaşmış olurlar.

Sufiler cihat meydanına çıkmadan önce nefisle mücahedeyi öne almışlardır, zira Hak yolunda malı ve canı feda edebilmenin önündeki en büyük engel kendi nefsimiz, onun bencilliğidir. Nefis alt edilince Hak yolunda her tür fedakarlık bir zevk haline gelir. Nitekim Ashab-ı Kiram manevi terbiyelerini Peygamber Efendimizin (sav)  elinden aracısız aldıkları için mallarını ve canlarını İslam yolunda feda etmek konusunda yarışmışlardır. Sayısız örnekler arasında aşağıdaki can verme yarışı ne kadar ibretliktir:

Şartların gereği Bedir savaşına ya Sa‘d b. Hayseme (r.a) veya babası katılmak durumundaydı. Fakat ikisi de cihaddan geri kalmak istemiyordu, çözüm olarak kura çektiler, Kurâ Sa‘d’e çıktı. Babası Hayseme oğlun Sa‘d’e:

“–Yavrucuğum, bugün beni kendine tercih et de senin yerine gazveye ben gideyim!” dedi. Sa‘d(r.a):

“–Babacığım! Bunun sonunda Cennet değil de başka bir mükafat olsaydı, dediğini yapardım!” dedi. Sa‘d Bedir’e katıldı ve  orada şehit oldu. Babası Hayseme(r.a) de Uhud savaşında şehit oldu.” (İbn-i Hacer, el-İsâbe)

Hamdolsun ki aziz milletimizin askerleri isimlerini Peygamberlerinden, cihat aşklarını da onun ashabından almış, dinleri ve mukaddesatları uğrunda can fedayı ganimet bilmişlerdir. Zira Rabbimiz Yüce Kitab’ında “Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır.” (Tevbe, 111) buyurmuş, cennete gitmenin yolunun mal ce can fedasından geçtiğini bizlere bildirmiştir.  Peygamber Efendimiz İslam’ın tüm şartlarını kabul etmesine rağmen cihat ve zekata güç yetiremeyeceğini bu ikisinden muaf tutulmasın isteyen Beşir b. Hasasiyye’ye (r.a):“Cihat yok, sadaka yok, peki o hâlde nasıl cennete gireceksin?!” buyurarak, candan ve maldan geçilmeden cennete girilemeyeceğini bildirmiştir.

Sufiler Allah yolunda canlarını severek feda ederler, zaten onlar bir ömür boyu nefislerine muhalefet ederek her an onu hak yolunda kurban etmişlerdir. Nitekim İslam ülkeleri düşman saldırılarına uğradığında sufiler silah kuşanıp düşmana karşı savaşmışlardır. Akşemseddin, Aziz Mahmud Hüdayi, Osman b. Fudi, Şeyh Ömer Muhtar, Şeyh Şamil gibi sufilerin bir kısmı bizzat silah kuşanıp savaşmış bir kısmı da sefere katılıp orduya moral vermiştir.

Askere dualar ile destek verme meselesi hafife alınmamalıdır. Sufilere göre harp meydanında savaşan ordu kadar önemli olan başka bir ordu da onların arkasındaki dua ordusudur. Zira Allah Teâlâ dua ordusunun duaları hürmetine mücahitlere zafer verir. İmam Rabbani bu durumu şöyle açıklar:

Mücahit askerlere düşen vazife, “şeriat kılıçların altındadır” sözüne uygun olarak, otoritesi ile dinin yaşanmasını sağ­layan devleti ayakta tutan temelleri güçlendirmektir. Onların zaferi kendi gayretleri kadar, bela ehli zayıflar ve dervişlerden oluşan dua ordusuna da bağlı­dır. Çünkü fetih ve zafer iki kısımdır: Birincisi sebeplere bağlı olan kısımdır ki bu, fethin ve zaferin savaşan orduyla ilgili olan sureti­dir. İkincisi, sebepleri yaratan Allah Teâlâ’nın katından ge­len, fethin ve zaferin hakikatidir. Nitekim Allah Teâlâ’nın “Zafer, yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah katındandır” şeklindeki buyruğu bu manaya işaret etmektedir ki bu da dua ordusuyla ilgilidir. Dua ordusu boyun büküklüğü ile savaşan orduyu geçerek sebepten müsebbibe (Allah Teâlâ’ya) yükselmiştir. (c. III, 47. Mektup)

Gerçekten de halkımızın son zamanlarda ülkelerindeki içsavaşlardan kaçan çaresiz Müslümanlara kucak açması, onların dualarını alması pek çok sahada milletimizin muzaffer  olmasına  sebep olmuştur. Duaların orduların kaderine olan etkisini Kudüs’ün haçlılardan kurtarılması için ömrünü harcayan meşhur mücahit Nureddin Zengî şöyle açıklar: Savaş için ayrılan bütçenin azlığından şikâyet eden bir komutanı Nureddin Zengî’ye, “Fakihlere, fakirlere, Sufilere, kurrâlara ve diğer insanlara çokça sadaka veriyor, onlara maaşlar tahsis ediyorsun. Böyle sıkıntılı zamanlarda, bu paraları onlara vermeyip de orduya harcasan çok daha iyi olur” der.

Nureddin bu sözlere öfkelenerek şöyle cevap verir: “Elde edeceğim zaferlerin ancak âlimler, sufiler ve fakirler sayesinde bana ulaşacağına inanıyorum. Ben yatağımda uyurken hiç şaşmayan (dua) oklarıyla benim uğrumda savaşan insanların maaşlarını kesip de, ancak beni görünce savaşan, attığı oklar bazen tutan bazen de şaşan adamlara nasıl veririm?”

Allah Teâlâ dua ordusuna verdiği manevi gücü silahlı orduya vermemiştir. Öyleki onlar duaları ile kaza ve kaderin sahibi ile direkt bir iletişime geçer, mukadder belayı geri çevirirler. İmam-ı Rabbânî bu sırrı şöyle söyler:

Üstelik dua, kazayı bile geri çevirebilir. Nitekim doğru haberci Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Kazayı duadan başka hiçbir şey geri çeviremez.” (Tirmizi) buyurmuş­tur. Kılıç ve cihadda ise kazayı geri çevirme gücü yoktur. Dolayı­sıyla zafiyet ve inkisar hallerine rağmen duacılar ordusu, savaşan or­dudan daha güçlüdür. Ayrıca dua ordusu savaşan ordunun ruhu gibidir... Savaşan ordu onun bedeni mesabesindedir. O halde savaşan ordunun ardında mutlaka bir dua ordusunun da bulunması gere­kir. Zira ruhsuz bir beden ilahi teyide ve zafere ulaşmaya ehil değildir.

Bu sebeple düşmana karşı en etkin silahları, uçakları, tankları, sihaları yaparken bir yandan da dünya mazlumlarına kol kanat germekten geri durmamalı, onlarla ekmeğimizi paylaşmalıyız. Hamdolsun ki halkımız pek çok vakfımız, devlet kurumlarımız malumların yardımına koşmaktadır. Ümit ederiz ki onların dua okları, bizim toplarımızdan, uçaklarımızdan daha etkili vazife görecektir. Yine bu dualar son zamanlarda ki salgın hastalıkların halkımıza zarar vermesine engel olacaktır. yazımızı şu hadis-i şerif ile bitirelim: ““Allah bu ümmete, aralarındaki zayıfların duası, ibadeti ve ihlâsı sebebiyle yardım etmektedir.” (Nesâî, Cihâd 43)”

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle