Kelâmî Dergâhı’ndan Şahsiyetler Konyalı Dişçi Mehmed Efendi (1887-1981)

Dişçi Mehmed Efendi Konya Hadim ilçesinin Kongul kasabasındandır. 1887’de dünyaya gelmiştir. Babası Kongul’un Gödene Köyü’nde imamlık ve ayrıca müderrislik yapmış Musta-fa Hoca Efendi’dir (ö. 1919). Dedesi Mehmed Efendi’dir.

Dişçi Mehmed Efendi Konya Hadim ilçesinin Kongul kasabasındandır. 1887’de dünyaya gelmiştir. Babası Kongul’un Gödene Köyü’nde imamlık ve ayrıca müderrislik yapmış Mustafa Hoca Efendi’dir (ö. 1919). Dedesi Mehmed Efendi’dir.

Dişçi Mehmed Efendi doğunca ona dedesinin ismi verilmiş ve “Mehmed” olarak nüfusa kaydedilmiştir. Babası Mustafa Hocaefendi ve annesi Sâliha Hanımefendi (ö. 1960), 1910’lu yıllarda Muhammed Es’ad Erbilî Efendi (ks) Hazretlerinin bağlılarındandı. Karı-koca; muttaki, ihlaslı birer dervişti.

Mustafa Hocaefendi, 1905 senesinde, oğlu Mehmed on sekiz yaşındayken Kongul’dan Hadim’e geçti. Burada fahrî imamlık yaptı, para almadı. Geçimini, civar köylerden buğday alıp satmakla yani ticaretle sağladı. Manifatura ürünleri karşılığında buğday alır, aldığı buğdayı da satardı. Bir yandan da oğulları Dişçi Mehmed ve Ali Efendilerin eğitimiyle meşgul olur, onları yetiştirmeye çalışırdı. 1919 senesinde altmış beş yaşlarında Konya’da vefat etti (11.02.1919). Mezarı Hacı Fettah Kabristanındadır. Dişçi Mehmed Efendi, babasının vefatında otuz iki yaşındaydı ve askerlik görevi sebebiyle Konya dışında Filistin Cephesi’ndeydi.1

Dişçi Mehmed Efendi abisi Ali Efendi ile aynı zamanda bacanaktı. Eşi Saksağan Köyü’nden Hediye Hanımefendi ile 1913 senesinde yirmi altı yaşında evlendi. Bu evlilikten dört kız çocuğu oldu. Ancak bir salgın hastalık yüzünden hepsi iki hafta içinde vefat etti. Bu ağır acıyı tattıktan sonra iki oğlu oldu. 1929’da Mustafa, 1931’de Ömer Faruk doğdu.

Bilindiği gibi Osmanlı’nın son dönemi savaşlarla geçmişti. İşte o dönemde Dişçi Mehmed Efendi, önce Yemen ve Filistin cephelerinde, daha sonra Çanakkale’de savaştı. Ancak Çanakkale’de koluna isabet eden bir şarapnel parçasıyla “Gazi” oldu. Ancak o, bu yaralı haliyle hemen Kurtuluş Savaşı’na katıldı. Toplam yedi yıl süren askerlik hizmetinden sonra 1922’de Konya’ya yuvasına döndü.

O, her ne kadar imamlık yapsa da para almaz, geçimini sağlamak üzere 1922’den sonra 35 yaşlarında Karamanlı Müderris Osman Güleryüz Hocaefendi (1879-1981) ile köylere kaşık satmaya giderdi. İşte bu yolculuklarında Es‘ad Efendi’ye (ks) bağlı Osman Hocaefendi gece yarısı teheccüde kalkıp ders çektikçe O’na; “Bunun mânâsı nedir?” diye sorardı. O da O’na Muhammed Es‘ad Efendi Hazretlerinden (ks) tarikattan, hakikatten ve marifetten bahsederdi. İşte ilk aşk ateşi Dişçi Mehmed Efendinin kalbine o zaman düşmüştü.

Durum böyle devam ederken, sonunda intisabla ilgili güzel bir rüyâ görür. Rüyada Müderris Osman Hocaefendiyle beraber sokaklardan, yollardan yürüye yürüye gitmektedir. Yolun sonunda Kelâmî Dergâhına varıp Es‘ad Efendi’yi (ks) ziyâret edip elini öperler. Bu rüyasını anlatınca Müderris Osman Hocaefendi yaptığı müspet yoruma göre; “Hadi bakalım gidiyoruz.” diyerek ders almak üzere beraberce İstanbul’a giderek Es ‘ad Efendi’yi (ks) ziyâret ederler. Bu ilk görüşmede Es‘ad Efendi (ks) O’na istiharesiz tam ders verir. Dişçi Mehmed Efendi birkaç sene içinde seyr u sülûkunu tamamladıktan sonra 1928’de Es‘ad Efendi (ks) O’nu Konya ve çevresine sohbetle görevlendirir. O, M. Yaylalı’nın verdiği bilgilere göre hilafet görevine Sami Efendi Hazretleri (ks) tarafından 1938’de nail olmuştur.

Böylece sohbetlere başlayan Dişçi Mehmed Efendi tam bir ihlas ve sadakatla Konya ve civarına aşk ateşi, iman nurları, hakikat pırıltıları ve marifet incileri dağıtmaya başlar.

İstanbul’a sık sık gider, gidemediğinde Şeyhi’yle sık sık mektuplaşır. Es‘ad Efendi’den (ks) gelen cevabî mektupları da ağlayarak ihvana okur, kalpleri ilâhi ateş-i aşkla yakardı. Mektuplardaki tavsiye ve bilgileri ihvanla paylaşırdı. Bu mektuplardan on üçünü fakir, Allah Dostları-5 kitabımızda hamdolsun, yayınladık.2

O, haftanın bir gününü âile hukuku ve kul hakkı gereği mutlaka çoluk çocuğuyla geçirir, diğer günleri âdeti üzere gündüzleri maişet temini için dükkânda bulunurdu. Akşamları ihvân evlerinde irşâd ve sohbetle görevini ifâ ederdi.

Hayat boyu, Müderris Karamanlı Osman Güleryüz ve Kaşıkçı Ali Rıza Hocaefendiyle3 (1883-1969) samimi dostluğunu sürdürmüştü. O, Es‘ad Efendi’ye (ks) ilk intisâb edenlerin üçüncüsüdür. İlk müntesib Karamanlı Müderris Osman Efendi, ikincisi de Kaşıkçı Ali Rıza Hocaefendiydi.

Burada O’nun küçük yaşlardan itibaren hayat hikâyesi ve çalıştığı meslekleri özet olarak vermek istiyoruz:

O, üç yaşına kadar babasının müderrislik ve imamlık görevi sebebiyle Hâdim’ de bulunmuştur. Çocukluk ve erken gençlik dönemi yani 1890-1905 yılları arası babasının imamlık yapması sebebiyle Gödene ilçesinde geçti.4

1905’ten sonraki gençlik ve orta yaşlarında Meram’ın Gevalvaz Mahallesi’nde ikamet etmiş, Konya’nın merkezinde Ak Camii’nde imamlık yapmıştı.5

Hocalıktan asla para almadı, geçimin daima ticaret yaparak sağladı.

İmamlık görevine atmış üç yaşına kadar yanı 1950 senesine kadar devam etti. 1950’de imamlık görevi maâşlı hale gelince, bu hizmetin parayla yapılamayacağı düşüncesiyle görevden ayrıldı.6

1930’lu yıllarda kırk üç yaşında Uluırmak Mahallesi’nde imamlık yaparken, bir yandan da Dişçi Mehmed adlı bir diş teknisyeninin yanında çırak olarak çalışmaya başladı ve bu meslekte yetişti, ustalaştı. On sene kadar bu minval üzere el emeği dişçilikten kazandığı para ile ailesini geçindirirdi. Diş dolgusu, protez ve diş tedavisi konusunda uzmanlaştı. Kendi ifadesine göre dişçilikten aylık elde ettiği gelir on beş liradır. Ancak o devirde en düşük memur maaşı on liraydı.

Daha sonra oradan ayrılan Dişçi Mehmed Hocaefendi, Ahmed Ağa adlı biriyle Tellâl Pazarı’nda bir dükkân açtı.7

Bu dükkânda beraberce dişçilik ve bakırcılık yaptılar. Bakır tava, tencere, kap kaçak imal edip sattılar veya gelen bozuk kapları tamir ettiler. Diğer yandan da dişçiliği sürdürdüler. Ucuz iş yaptıkları için müşterileri arttı. İş yapmak için zamanla Konya dışına da gidip gelmeye başladılar.8

Gençlik yıllarında bir de at arabası vardı. Onunla nakliyatçılık yaptı. Ayrıca ekin zamanı harman yerinden aldığı arpa, buğday, mercimek gibi mahsulleri toplar, Konya’ya getirir, dükkânlara teslim ederdi.9

Kısaca Dişçi Hocaefendi derin takva ve vera duygusuyla elinin emeği, alnının teriyle ailesinin geçimini temin etmek için yıllarca bu minval üzere çalıştı, kimseye avuç açmadı, yüzsuyu dökmedi.

Muhammed Es‘ad-ı Erbîlî Hazretleri (ks) yazdığı bazı mektuplarda O’na “Kaşıkçı Mehmed Hocaefendi” diye hitab etmiştir.10

Dişçi Hocaefendi daha sonra geçimini bakkallık yaparak sağlar. Doksan yaşına yakın zamana kadar alnının teri ve elinin emeğiyle geçinir. Artık sonunda ihtiyarlığın verdiği yorgunluk ve beden güçsüzlüğü nedeniyle evine çekilmek zorunda kalır. Ama o, bu vaziyetteyken bile doksan dört yaşında öleceği son ana kadar ihvana ve insanlara hizmetten asla geri kalmamıştır.

Günümüzde kırk beş yaşında emekli olanların, doksan yaşına kadar aktif çalışıp memleketimize artı değer kazandıran Dişçi Mehmed Efendi’ye bakarak epey bir hayat dersi almaları gerekir. Dinamik bir din olan İslam’da emeklilik kavramı, aşırı yaşlılık ve vücud düşkünlüğü hariç, yoktur.

Ayrıca yaşı seksene basmak üzere olan mübarek bir Mürşid-i Kâmil’in, etrafındaki yorgun gençlere hâl dili ile iletmek istediği şu mesajı tekrar tekrar düşünelim: “Burada yorulan orada dinlenir.”11

Dişçi Hocaefendi veresiye alanlar için bir defter tutardı. Çoğu zaman bu defteri kaybeder, müşterinin şefevî/ağızdan beyanına göre borçları tahsil ederdi. Yani insanlara güvenirdi.12 O, Sami Efendi Hazretlerinin (ks) dişini de yapmıştı.13

Tellâlpazarı’ndaki dükkânı, hayatının son dönemlerinde sohbet ve ders görüşme yeri olarak hizmete medâr olmuştu.

Doksan yaşında vücudunu zorlukla taşıyarak her sabah dükkâna gelir, o ihtiyar hâliyle akşama kadar gelen ihvanın problemleriyle meşgul olurdu. Akşam olunca da eğer bir yerde sohbet varsa evine uğramadan oraya gider, sohbeti yapar, gece geç vakitte evine dönerdi. Yüzü daima huzur kaplı ve mütebessimdi.14

Onun hiçbir mal varlığı olmamış ama alın teri kazancıyla da hiçbir zaman dara düşmemişti. Yetiştirdiği pek çok talebesinden bilinen bir kısmı şöyledir: D. Sert, M. Tan, A. Aydın, M. Erdem, H. Alpmala, M. Yaylalı, S. Kaplan, M. Karakaş, Nuri Baş, V. Baş, A. Doğru, Uzun Mehmed, İ. Emir, İ. Köseoğlu, S. Çelik, M. A. Us, H. Altan, H. V. Tüybek vs…15

Dişçi Mehmed Efendi 1962 senesinden itibaren üst üste 17 sene Hacc’a tur hocası olarak gitmiştir. Aşkı, vecdi ve tesirli konuşmaları sebebiyle pek çok kimse O’nunla beraber Hacc’a gitmek ister, bu yüzden turcular hoca olarak O’nu tercih ederlerdi.

1981’de hastalanan Dişçi Mehmed Efendi iki hafta kadar evinde yattı. Doktorlar hastalığına teşhis koyamadılar. Sonunda bir cumartesi günü huzur içinde Allah (cc) Allah (cc) diyerek ruhunu teslim etti. Rahmetullahi aleyh. Cenazesi Kapı Camii’nde kılındı ve Hacı Fettah Kabristanı’na defnolundu.

Ruhuna 1 Fatiha, 3 İhlas!..

 

Dipnotlar: 1) David Garnet (ed.), The Letters of T. E. Lawrence of Arabia, London 1964, s. 244, 246, vd. 2) Ethem Cebecioğlu, Allah (cc) Dostları-5: Kastamunu’lu Ahmed Hâsib Yılancıoğlu-Dişçi Mehmed Efendi, (Sami Efendi Vakfı İlim ve Kültür Yardımlaşma Vakfı Yayınları, Tasavvuf: 2) ss.144-156, Ankara 2010. 3) Serhat Aslaner, “Kaşıkçı Ali Rıza Efendi (1883-1969)” DİA, İstanbul 2006. 4) Cebecioğlu, age, s. 41. 5) Cebecioğlu, Allah (cc) Dostları-5, s. 42. 6) Aynı yer. 7) Aynı yer. 8) Aynı yer. 9) Aynı eser, s. 43. 10) Aynı eser, s. 144, mektup no: 1. 11) Bu sözü fakir, defalarca şifâhi olarak bizzat kendisinden işitmişizdir. 12) Cebecioğlu, Allah (cc) Dostları-5, s. 36. 13) Aynı eser, s. 115. 14) Aynı eser, s. 52. 15) Aynı eser, s. 53.

PAYLAŞ:                

Ethem Cebecioğlu

1951 yılında Ankara’da doğdu. 1981’de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesini bitirdi. 1983 yılında Yüksek Lisansını tamamladı. Bir süre ihtisas için yurtdışında bulundu. 1990 yılında; «Hacı Bayram

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle