Bu Yol Aşk Yoludur

Abdulkâdir Geylânî -kuddise sirruh- buyuruyor: – Müride behemehâl bir kılavuz, bir delil lâzımdır. Zira o öyle bir çöldedir ki, orada akrepler, yılanlar, afetler vardır. Susuzluk vardır.

Abdulkâdir Geylânî -kuddise sirruh- buyuruyor:

– Müride behemehâl bir kılavuz, bir delil lâzımdır. Zira o öyle bir çöldedir ki, orada akrepler, yılanlar, afetler vardır. Susuzluk vardır. Yırtıcı vahşî hayvanlar vardır. İşte kılavuz onu bu afetlerden sakındırır. Su bulunan yerleri gösterir. Meyveli ağaçların bulunduğu bölgelere götürür. Hâlbuki tek başına, kılavuzsuz olduğu takdirde, yırtıcı hayvanların, akreplerin, yılanların, afetlerin bulunduğu bölgelere düşer, perişan olur, mahvolur.

Ey dünya yolunda yolculuk eden kişi! Kafileden, kılavuzdan ve arkadaşlardan ayrılma! Aksi halde malın da, rahatın da elinden gider.

Sen ey ahiret yolcusu, daima kılavuzla beraber ol. Kılavuzla birlikte bulun. Ta o seni varacağın yere ulaştırıncaya kadar. Yolda kılavuza yani mürşide hizmet et. Ona karşı edepli ol. Onun re’yinden ayrılma. Böylece o sana hakikatleri öğretir. Seni kendisine yaklaştırır. Sonra senin necabetini, sıdkını ve maharetini gördüğünde yolda senin nâib olman için talepte bulunur. Böylece seni yolun emiri, yolcuların da sultanı yapar. Seni gidilen yolda ve binilen vasıtalarda kendi yerine halife yapar.

Nihayet gide gide seni peygamberinin huzuruna kadar getirir. Ona teslim eder. Seni ona yaklaştırır. Daha sonra, senin kalplere, hallere ve mânâlara nâib olmanı talep eder. Böylece sen Allah Teâlâ’nın kulları arasında elçi olur, Peygamberimiz sallâllahu aleyhi ve sellem’in mâiyetinde hademe durumuna gelirsin. Vazifen icabı olarak da kâh halkın yanına gelir, kâh Allah’ın huzuruna gidersin.

Fakat bütün bunlar öyle bir şeydir ki inzivaya çekilmekle ve boş temennilerle olmaz. Sînelerdeki bu şeyin varlığını kişinin güzel amelleri tasdik eder.

Milletlerin fertleri arasından zuhûr eden Allah dostları, milyonda bir denecek derecede az ve nadirdir. Onlar, Allah’ın kelâmını kalpleri ve mânâ yönleri ile dinlerler. Ve bu güzel sesi, yani Allah’ın kelâmını, azalarının işlediği salih amellerle tasdik ederler. (Fethu’r-Rabbânî 50. Meclis)

İnsanların her birinin meşguliyeti ayrı ayrıdır. Kimisi, mevkii ve şöhret talibidir. Kimisi, paranın, malın, mülkün kuludur. Kimisi, devlet ileri gelenlerinin kuludur. Kimisi, nefsinin, giyim ve kuşamının esiridir. Kimisi, tuttuğu oruca güvenir. Kimisi, kıldığı namaza güvenir. Kimisi, rivayet ettiği hadise güvenir. Kimisi, cehennemden korkar ve bu korkusuna güvenir. Kimisi, cennete girmek için birçok ameller işler ve bu amellerine güvenir.

Bunlardan başka Allah için kalpleri çarpan, Allah’a bağlı, O’nunla beraber olan kişiler vardır. Bunlar fanilere bağlanmaz, gönül vermezler. Bütün kuvvetleriyle Allah’ın dininin ayakta durması için çalışırlar, yardımcı olurlar.

Bu evsaftaki değerli kimseleri arayıp bulmalı, bulmak nasip olursa iyice taharrî ettikten sonra, onlara bağlanmalı, yani onlara intisap etmeli.

Düşünmeliyiz ki; yolu zahir olan suret kâbesine rehbersiz yol bulamıyoruz. Oraya gidenler ise hem onu görmüşler, kaç adım olduğunu, ne kadar uzaklıkta bulunduğunu tayin etmişler. Hakikat yoluna girip gayeye vasıl olmayı düşün! İlk bakışlarda görünmeyen binlerce nokta, binlerce mesafe...

Bu yola, risâlet unsurları yüce Peygamberler kadem basmışlardır. Allah’ın salâtı selâmı onların üzerine olsun.

Sâdık Dâna, Tasavvuf ve Marifetullah, s.93.

PAYLAŞ:                

Sâdık Dânâ

Konya Kadınhanı’nda doğdu. Babası hayır sever bir tüccar olan Ahmed Hamdi Bey, annesi Âdile Hanım’dır. Dedesinin babası Topbaşzâde Ahmed Kudsi Efendi (ö. 1889), Hâlid el-Bağdâdî’nin halifelerinden Boz

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle